FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin kesinleşen ilk karar

AA |  17 Temmuz 2017 Pazartesi - 20:45 | Son Güncelleme : 17 07 2017 - 20:45

Yargıtay'ın FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin verdiği ilk onama kararının gerekçesi tamamlandı.


Yargıtay'ın Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe  girişimine ilişkin verdiği ilk onama kararının gerekçesi tamamlandı. FETÖ'nün  silahlı terör örgütü olduğunu kesinleştiren kararın gerekçesinde, dış destekli  olarak FETÖ tarafından yapılan bir terör suçu olan darbenin tamamlanmış olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) yer alan en ağır yaptırım  gerektiren suçlardan olduğu, ayrıca konusu suç teşkil eden emri verenin de bu  emri bilerek yerine getirenin de ceza hukuku açısından sorumlu tutulması  gerektiği tespitleri yapıldı. 
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Erzurum'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün  (FETÖ) darbe girişimine ilişkin yargılanan ve örgütün sözde "Erzurum Sıkıyönetim  Komutanı" olan dönemin Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay  Albay Murat Koçak ile sıkıyönetim komutanları atama listesinde ismi bulunan eski  Harekat ve Asayiş Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Murat Yılmaz'a verilen  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını onadı.
 
Dairenin, FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin verdiği ilk onama kararı  olma özelliği taşıyan kararının gerekçesinde, öncelikle Anayasa'yı ihlal suçunun  maddi unsurları tartışıldı. Gerekçede, cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir  ya da eş zamanlı birçok hareketle anayasanın öngördüğü düzeni değiştirmeye  yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suçun işlenmiş, suç yolunun  tüketilmiş olduğu belirtildi.
 
Gerekçede, belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan sistemli ve  örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arzeden eylemlerin tehlike suçunun  oluşması için yeterli sayıldığı ifade edildi.
 
Yargıtay içtihatları, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi (AİHM) kararlarından alıntılar yapılan gerekçede, şu tespitlere yer  verildi:
 
"Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün  veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların TBMM'yi, Cumhurbaşkanlığını ya da  benzer kurumları kuşatması halinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki  cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde  siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen devlete  ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı şekilde anayasal düzeni yıkmak amacıyla  kullanılması halinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır."
 
"Tek suçtan ceza"
 
Anayasayı ihlal suçunun aynı anda yasama organına, hükümete karşı  suçla birlikte işlenmesi halinde her suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip  gidilmeyeceğinin de irdelendiği gerekçede, anayasa düzenini ortadan kaldırmaya  veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını  önleme amacını gerçekleştirmek için TBMM'ye yönelen saldırıların anayasayı ihlal  suçunu oluşturduğu vurgulandı.
 
Gerekçede, bu nedenle aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı  itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran anayasayı  ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca  anayasayı ihlal suçuna ilişkin TCK'nın 311 ve hükümete karşı suçu düzenleyen 312.  maddelerindeki suçlardan cezalandırılması cihetine gidilemeyeceği bildirildi.
 
Gerekçede, "Askeri bir hükümet darbesi halinde parlamentoyu fesheden  ve parlamenter sisteme son veren hareket, anayasayı ihlal etmiş ve meclisin  fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek  gereklidir." tespitinde bulunuldu.
 
"En ağır yaptırım gerektiren suçlardan biri"
 
Dairenin gerekçesinde, "Darbe teşebbüsü Terörle Mücadele Kanunu'nun 3.  maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Darbe, emir komuta zinciri içinde olsa da  15 Temmuz'da olduğu gibi ordu içinde yer alan bir kısım cunta tarafından meydana  getirilse de ayrıca tamamlanmış olup olmamasına bakılmaksızın TCK'da yer alan en  ağır yaptırım gerektiren suçlardan bir tanesidir." değerlendirilmesinde  bulunuldu.
 
Konusu suç teşkil eden emri verenlerin de bilerek bu emri yerine  getirenlerin de eylemlerinin en ağır yaptırım gerektiren suçlardan biri olduğunun  altı çizilen gerekçede, "TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen anayasayı ihlal suçu,  icrai hareketlerle işlenebileceği gibi göreviyle ilgili olarak önleme yükümlülüğü  bulunanların (garantör) ihmali davranışıyla da işlenebilir." ifadesi kullanıldı.
 
Kural olarak hukuka aykırı emirle muhatap olan kamu görevlisinin bu  emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatindeyse amirin yazılı  emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerektiği belirtilen gerekçede, askeri  hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin  korunması için ise bu konuda bazı istisnalar getirildiği anlatıldı.
 
Gerekçede, konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi halinde  anayasa ve TCK'nın ilgili maddelerinde emri verenin azmettirici, yerine getirenin  fail olarak sorumlu tutulacağı bildirildi.
 
TSK İç Hizmet Kanunu'nun ilgili hükümlerinin astı üst ve amirlerine  mutlak surette itaate mecbur tuttuğu, astın verilen emrin hukuka uygunluğunu  sorgulama ve değerlendirme yetkisi bulunmadığı ifade edilen gerekçede, ancak  verilen emrin suç teşkil etmesi durumunda emri veren ve yerine getirenin  sorumluluğunun TSK İç Hizmet Kanunu ile düzenlendiği anlatıldı. Buna göre, amirin  emri suç teşkil ediyorsa ve ast amirin emrinin suç teşkil ettiğini biliyorsa hem  emri verenin hem de emri yerine getirenin sonuçtan iştirak hükümlerine göre  sorumlu olacağı vurgulandı.
 
Astın cezai sorumluluğunun ancak emrin hizmetle ilgili olmaması, suç  işlemek maksadıyla verilmesi ve bu maksadın ast tarafından bilinmesi halinde söz  konusu olabileceğine işaret edilen gerekçede, "Sonuç olarak, gerek Anayasa'nın,  gerek TCK'nın, gerekse TSK İç Hizmet Kanunu'nun ilgili maddeleri birlikte  değerlendirildiğinde konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Yerine getiren kimse de sorumluluktan kurtulamaz. Konusu suç teşkil  eden emri veren de bilerek bu emri yerine getiren de ceza hukuku açısından  sorumludur." değerlendirmesinde bulunuldu.
 
Hata kavramı
 
Suçun nitelikli hallerinde hata kavramının ayrıntılı incelendiği  gerekçede, suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağının suçun  maddi unsurları olduğu, suçun oluşması için failin bu unsurları bilerek hareket  etmesi gerektiği belirtildi.
 
Gerekçede, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz  bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağına ilişkin TCK'nın 30/4. maddesi  hatırlatılarak, şöyle devam edildi:
 
"Astın konusu suç oluşturan emri haksızlık oluşturduğu konusunda  kaçınılmaz bir hataya düşerek bu emri yerine getirmesi, somut olay çerçevesinde  astın bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular  nazara alınarak TCK'nın 30/4. maddesi bağlamında değerlendirilmelidir."
 
ByLock değerlendirmesi
 
Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) devletin güvenliğini tehdit eden  bir terör örgütüyle ilgili elde ettiği verileri terörle mücadele konusunda  görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlü olduğu vurgulanan gerekçede,  "MİT'in görev ifasında elde ettiği veya rastladığı suç delili olabilecek  unsurları dokunmadan, bozmadan adli makamlara veya terörle mücadele konusunda  görevli birimlere iletmesi, MİT'in istihbari bilgi toplaması, görüş bildirmesi  olarak değil, görevi sırasında ulaştığı ve belirtilen suçlara konu olabilecek  materyalleri adli makamlarla paylaşması, delillerin adli makamlara verilmesi  olarak değerlendirilmelidir." ifadelerine yer verildi.
 
ByLock uygulamasının global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran  FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulduğu sonucuna  varıldığı belirtilen gerekçede, şu tespitlere yer verildi:
 
"ByLock iletişim sistemi, somut delillerle kanıtlandığı üzere,  FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve  münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ  olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği  sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin  kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle  bağlantısını gösteren delil olacaktır."
 
FETÖ/PDY "suigeneris" bir suç örgütü
 
Gerekçede, FETÖ/PDY, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi  emellerine ulaşma aracı haline getiren, gizlilik içinde olmayı şiar edinen,  "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine, sisteme sahip  olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, devlet aygıtının bütün alt  bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp  ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan  "suigeneris (kendine özgü)" bir suç örgütü olarak tanımladı.
 
Örgütün türü ve niteliğinin de değerlendirildiği gerekçede, örgütün  kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından  belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve  fikir birliği içinde hareket ettiği ve TCK'nın ilgili maddesi kapsamında silahlı  bir terör örgütü olduğu vurgulandı.
 
Dakika dakika 15 Temmuz gecesi
 
Gerekçede, 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi Türkiye Cumhuriyetinin anayasal  düzenine karşı gerçekleştirilen darbe teşebbüsüyle ilgili ülke genelinde 15  Temmuz Cuma günü saat 20.09'dan 16 Temmuz Cumartesi saat 07.41 arasında  gerçekleştirilen olaylar dakika dakika aktarıldı.
 
Çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri,  mahkeme kararları, dava dosyaları, yürütülen soruşturmalar, resmi kurumların  tespitleri değerlendirildiğinde 15 Temmuz darbe teşebbüsünün daha önce de bir çok  kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının desteğiyle esas itibariyle  TSK'ya sızmış FETÖ/PDY örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği ifade edilen  gerekçede, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbenin bu  karakterini değiştirmeyeceği vurgulandı.
 
Darbenin teşebbüs aşamasında kalmasına neden olan etkenlerin  sıralandığı gerekçede, şunlar ifade edildi:
 
"Türk halkının bütün olarak demokrasiye sahip çıkması, Cumhurbaşkanı,  Başbakan ve hükümet üyeleri, TBMM, bir kısım siyasi parti yetkililerinin darbeye  karşı aldığı tavır, TSK üst komuta kademesi ve örgüt üyesi olmayan vatansever  subay, astsubay, er, erbaşların etkili direnişleri, polis teşkilatının gösterdiği  kahramanlıklar, MİT'in üstlendiği görev azmi, basın ve medyanın demokrasiye sahip  çıkması, suç işleyenler hakkında soruşturma sürecini başlatan yargı teşkilatı ve  HSYK, özellikle büyükşehirlerdeki belediye başkanları ve belediye çalışanlarının  zırhlı araçların engellenmesi girişiminde üstlendikleri etkin görev gibi çok  sayıda isimsiz kahramanların direnişleri sonucu darbenin başarılı olamadığı  anlatıldı. Gerekçede, "Bu nedenlerle amaçlanan neticenin gerçekleşmemesi  teşebbüse katılanların iradi ve gönüllü vazgeçmeleri değil, bu dış etkilere bağlı  olması nedeniyle gönüllü vazgeçmenin koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmıştır."
 
Erzurum'daki olay
 
Gerekçede, Somut olayda, Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay  Başkanı Kurmay Albay Murat Koçak'ın Yurtta Sulh Konseyi tarafından sıkıyönetim  komutanı olarak görevlendirildiği belirtildi.
 
Sanığın, söz konusu emrin bağlı bulunan birliklere gönderilmesi,  izinli bulunanlar da dahil kışla dışındaki tüm askeri personelin kışlada  teçhizatlı olarak hazır bulundurulması talimatını verdiği ve personelin bu  şekilde hazır bulunmasını sağladığı ifade edilen gerekçede, Erzurum garnizon  komutanının ve diğer bir kısım üstlerinin uyarılarına ve ikna çabalarına rağmen,  garnizon komutanının jandarma genel komutanlığı emrine atandığını söyleyerek  konusu suç teşkil eden emrin icrasında ısrar ettiği vurgulandı.
 
Gerekçede, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kriptolu iletişim ağı  ByLock'u yoğun biçimde kullanan ve aynı birimde Harekat ve Asayiş Şube Müdürü  Kurmay Binbaşı Murat Yılmaz'ın da izin ve nöbet tarihini olaydan kısa süre önce  değiştirdiği, yurtta sulh konseyi tarafından gönderilen söz konusu emri Murat  Koçak'a haber vererek bu sanıkla birlikte hareket ettiği ve emirlerini yerine  getirerek aktif olarak katkı sağladığı belirtildi.
 
Gerekçede, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, bu  şekilde her iki sanığı, darbeye teşebbüs suçuna katıldıkları gerekçesiyle  anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı TCK'nın 309/1. maddesi  gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptıran kararının Yargıtay 16.  Ceza Dairesince onandığı kaydedildi.