FETÖ çatı davasında gerekçeli karar açıklandı

16 Ocak 2019 Çarşamba - 14:51 | Son Güncelleme : 16 01 2019 - 15:12

FETÖ/PDY çatı davasının gerekçeli kararında örgütün nihai amacının cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik totaliter rejim kurmak olduğu belirtildi. FETÖ/PDY çatı davası gerekçeli kararında 17/25 Aralık'ta hükümetin istifasını sağlamaya yönelik eylemlerin anayasayı ihlal suçu oluşturduğu kaydedildi


15 Temmuz darbe girişiminden önce açılan 75 sanıklı  Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) "çatı davası"nın  gerekçeli kararında, örgütün nihai amacının devleti tüm kurumlarıyla ele geçirip  anayasal düzeni değiştirerek, cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik  totaliter rejim kurmak olduğu, güç dengesini ele geçirdiğini düşünen örgütün  emniyet, adliye ve medya yapılanmasının, 2006'dan itibaren planlı ve sistemli iş  birliğiyle kamu kurumlarında kitlesel tasfiyelere neden olan operasyon ve  soruşturmalara başladığı kaydedildi. 
 
Davayı karara bağlayan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli  kararını tamamladı.
 
Gerekçeli kararda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nihai amacının  devleti tüm kurumlarıyla ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek, sanık Fetullah  Gülen'in "kainat imamı" olduğu, cemaat zümre egemenliğine dayalı teokratik  totaliter rejim kurmak olduğu belirtildi.
 
Örgütün ideolojisine göre, devleti ve devlet kadrolarını ele  geçirmenin "fetih" olarak adlandırıldığı, örgütün amaçlarına ulaşmak için verdiği  mücadelenin "cihat" olarak görüldüğü ifade edilen kararda, örgütün nihai amacının  Türkiye'deki anayasal düzeni değiştirmek ve yerine örgüt ideolojisine göre bir  düzen kurmak olduğunun tüm delillerden anlaşıldığı bildirildi.
 
Örgütün devleti ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek için 35-40 yıl  vadeli planlama yaptığı, hedeflerine adım adım ulaşmayı öngördüğü kaydedilen  kararda, örgütün sabırla faaliyetlerini büyük gizlilik içinde yürüttüğüne işaret  edildi.
 
  
Örgüt ideolojisi doğrultusunda verilen eğitimle "altın nesil" adı  verilen, örgüt elebaşı ve örgüte mutlak itaatle bağlı olan, örgüt liderinin  emirlerini sorgulamadan yerine getiren mensuplar yetiştirildiği anlatılan  kararda, örgüt militanı haline gelen örgüt mensuplarının devlet kurumlarına  yerleşmesi sağlanarak, devletin tüm stratejik kurumlarında kadrolaşmaya gidildiği  ve devlet içerisinde paralel devlet yapılanması oluşturulduğu vurgulandı.
 
Gerekçeli kararda, örgütün aynı zamanda sivil toplum kesiminde  örgütlendiği; eğitim kurumları, şirketler, holdingler, banka, medya kuruluşları,  dernekler, vakıflar kurarak devleti ve toplumu kuşattığı belirtildi.
 
  
Örgüt ideolojisinde güç dengesinin örgüt lehine döndüğünde devleti ele  geçirmek için harekete geçilmesinin öngörüldüğüne yer verilen kararda, "güç  dengesini ele geçirdiğini düşünen FETÖ/PDY'nin emniyet, adliye ve medya  yapılanmasının, 2006'dan itibaren planlı ve sistemli iş birliğiyle kamu  kurumlarında kitlesel tasfiyelere neden olan operasyon ve soruşturmalara  başladığı" kaydedildi.
 
Kararda ayrıca, "Başta TSK olmak üzere emniyet, adliye ve sivil  toplumun önemli kesimleri baskı altına alınarak medya tarafından sistemli ve  planlı bir şekilde yapılan algı yönetimiyle, yapılan soruşturmalar ve açılan  davalar sonucu tüm toplum kesimleri korkutulup baskı altına alınmış, TSK ve  emniyette örgüte karşı veya engel olabilecek kadrolar tasfiye edilerek, bu kritik  görevlere örgüt mensuplarının gelmesi sağlanmıştır." değerlendirmesinde  bulunuldu.
 
 
Anayasayı ihlale yönelik suçlar
 
Kararda, FETÖ/PDY örgüt mensuplarınca örgütün amaçlarını  gerçekleştirmek için 2006-2013 arasında anayasayı ihlal suçunu oluşturmaya  yeterli ve elverişli olduğu "araç suçlar" işlendiği ifade edildi.
 
 
 
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk olarak bilinen  soruşturma ve davalarda devletin yargı yetkisini kullanan örgüt mensupları ile  emniyet teşkilatındaki örgüt mensuplarının, örgütçe kurgulanan operasyonlarla,  yüzlerce kişiyi, asılsız ihbarlar, uydurma iddialar, sahte deliller, usulsüz  dinlemeler ve takiplerle gözaltına aldığı, bunların örgüt medyası tarafından  profesyonelce yapılan algı operasyonları ile birlikte gerçekleştirildiği  kaydedilen kararda, şöyle denildi:
 
"Bu kapsamda, örgütün emniyet ve yargı yapılanmasındaki mensuplarının  devletin silahı ve zor kullanma yetkisini, cebir ve şiddet, tehdit, baskı,  sindirme, korkutma yöntemleri kullanarak, hukuka aykırı şekilde yapılan gözaltı  ve soruşturma işlemleri sonrası tutuklanıp uzun yıllar cezaevinde kalmak  suretiyle soruşturma ve davaya maruz bırakılan kişilerin hürriyetinin  kısıtlanması suretiyle örgüt mensuplarının cebir ve şiddet uygulamalarıyla  yüzlerce kişi hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlendiği  anlaşılmıştır."
 
Kararda, FETÖ/PDY mensuplarınca işlenen "anayasayı ihlal" suçu  yönünden araç suç niteliğindeki bir diğer suçun ise "yağma ve yağmaya teşebbüs"  olduğu ifade edildi. Örgütün hukuka aykırı olarak elde ettiği ses ve görüntü  kayıtlarının medyaya servis edileceği şantajı ve tehdidiyle esnaf ve iş  adamlarından zorla "himmet" olarak örgüte yardım ve bağış topladıkları anlatılan  kararda, örgüte yardımda bulunmayı kabul etmeyenlerin de haklarında adli ve idari  soruşturma yapılacağı, tutuklanacağı ve ağır para cezaları uygulanacağı yönünde  tehdit edildikleri kaydedildi.
 
Kararda, "Bir kısım kişiler hakkında, bu tehditlere rağmen örgütün  istediği para veya araziyi vermemeleri üzerine, mali yönden idari soruşturma ve  cezalar, adli yönden hukuka aykırı soruşturmalar ve davalar açıldığı, örgütün  gelir ve himmet toplamak için kişileri tehdit ettiği, bu şekilde örgütün yağma ve  yağmaya teşebbüs suçlarını işlediği anlaşılmıştır." denildi.
 
  
17/25 Aralık ve MİT tırlarının durdurulması
 
Gerekçeli kararda, "FETÖ/PDY örgüt mensuplarınca 17/25 Aralık 2013  tarihlerinde gerçekleştirilen hükümeti yıkmaya teşebbüs eylemlerinin, anayasayı  ihlal suçu yönünden vahim bir araç suç olarak görülebileceği" belirtilerek,  "esasında örgütün bu eylemlerle siyasi ve ekonomik kriz ve kaos ortamı  oluşturarak hükümeti iş göremez hale getirip istifaya zorladığı" vurgulandı.
 
"Hükümetin iş göremez hale getirilmesi ve istifasını sağlamaya yönelik  eylemlerin aynı zamanda anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu" ifade edilen kararda,  örgütün "anayasayı ihlal" suçu yönünden işlediği bir başka suçun ise MİT  tarafından kullanılan insani yardım tırlarının durdurulması olduğuna vurgu  yapıldı.
 
Hükümet tarafından 17/25 Aralık 2013 tarihlerindeki darbe girişimi  püskürtülerek, örgütün emniyet, yargı ve medya yapılanmasına yönelik  operasyonlara başlanması üzerine, 1 ve 19 Ocak 2014'te MİT'in kullandığı insani  yardım tırlarının örgütçe durdurulması suretiyle devletin Suriye'deki terör  örgütlerine yardım ettiği intibasının oluşması istendiği belirtilen kararda, dış  güçler vasıtasıyla devletin ve hükümetin zora sokulup kaos ortamı yaratılmasının  amaçlandığı bildirildi.
 
Kararda, şunlar kaydedildi:
 
"Yukarıda anlatılan ve örgüt mensupları tarafından örgüt amaçlarının  gerçekleştirilmesi için işlenen suçların Anayasayı ihlal suçu yönünden vahim  nitelikteki araç suçlar olduğu anlaşılmıştır. Hukuk kılıfı altında hukuka aykırı  şekilde örgüt liderinin ve örgüt imamlarının emir ve talimatları ile örgütün  yargı, emniyet, jandarma ve medya yapılanmasındaki mensupları tarafından örgütün  devleti ele geçirip anayasal düzeni değiştirmek ve örgüt ideolojisini hakim  kılmak amacıyla örgüt tarafından yapılan planlama ve strateji doğrultusunda cebir  şiddet tehdit korkutma ve baskı altına alma yöntemleri kullanılarak  gerçekleştirilen eylemlerin, Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
 
Yukarıda anlatılan eylemlere katılan yargı emniyet ve jandarmada  personeli FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarından  mesleklerinden ihraç edilmişler, haklarında aralarında örgüt lideri ve örgütün  medya mensuplarının da bulunduğu birçok kişi ile birlikte haklarında ilgili  suçlardan kamu davaları açılmıştır."
 
Hüküm
 
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, dava sonucunda eski Samanyolu Yayın  Grubu Başkanı Hidayet Karaca, eski milletvekili İlhan İşbilen, kapatılan Zaman  gazetesi eski İmtiyaz Sahibi Alaeddin Kaya, terör örgütü elebaşı Fetullah  Gülen'in halasının oğlu Kazim Avcı'yı "anayasayı ihlale teşebbüs" suçundan  "ağırlaştırılmış müebbet", Gülen'in avukatlarından Abdülkadir Aksoy, avukat Ali  Çelik ve iş adamı Dilaver Azim'i "silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan 10  yıl 6'şar ay hapse çarptırmıştı.
 
Mahkeme, yargılama sırasında ölen bir sanık hakkındaki davayı  düşürmüş, örgüt elebaşı Fetullah Gülen, Ekrem Dumanlı, Hamdi Akın İpek ve Adil  Öksüz'ün de arasında bulunduğu sanıklar hakkındaki kamu davasını ayırmıştı.
 
  
 

ETİKETLER