Gazetevatan.com » Yazarlar » Çamaşır kokulu Radiohead

Çamaşır kokulu Radiohead

10 Temmuz 2016 Pazar


 
Uzun bir süredir radyo dinliyordum, koca bir albümü kitap gibi okumak yerine. Radiohead’in son albümü ‘A Moon Shaped Pool’ tuttu kolundan, eskiden olduğu gibi yolculuğa çıkmak isteyen içimdeki müzik aşkının. Bozyazı’daki evimizin terasındayım bunları karalarken. Glass Eyes çalıyor. Annem, yarım saattir manzarasına kilitlenip kaldığım pencere önünde çamaşırları toplamaya başladı. Manzaramı çamaşır toplama seansıyla böldüğünden değil sitemim, aksine rüzgarda denize eşlik eden çamaşırların güzelliğini kaldırdığından. Suçlamıyorum canım, toplayacak tabii ki, mangal hazırlığı ne de olsa. Radiohead’ın şarkıları hayatın her anına ustaca dokunabilir. Şarkıdan bağımsız bir kareyi canlandırabilirsiniz gözünüzde. Veya takarsınız kulağınıza başlarsınız yürümeye. Kendi klibi zaten hazırdır. O yüzden çok sevdiğim bir gruptur. Tasvir gücü çok yüksektir. Annem havluları çekerken mandallarından kendi klibimi çektim, ben de Glass Eyes’a. Çamaşırlar demişken Dolapdere on sene sonra kentsel dönüşümden nasibini alınca, en çok yokuş yukarı sıra sıra asılmış olan çamaşırların sadece fotoğraflarda kalacak olması üzüyor beni. Oysa bir Akdeniz ülkesi demek, Ege’ye çalmak demek balkonlara asılmış çamaşırların renklerinde ve kokusunda saklıdır, güneş batarken. 
 
Albümün ilk 6 şarkıdaki deneysel iniş çıkışları, biraz sıkmadı beni desem yalan söylemiş olurum. Ama eserlerinin akış zamanını alışa gelmişin dışında kullanan sanatçılarla baş başaysanız sabırlı olmak lazım. Orhan Pamuk’u okurken gerekirse uzun bir ara verip araya başka kitaplar aldıktan sonra tekrar devem edeceksiniz. Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmini bir çırpıda değil, belki üç güne yayarak izleyeceksiniz. Radiohead’in son albümünde de bahsettiğim sabır ön koşul. 6. şarkıdan sonra birkaç melodi ile sizi şaşırtacak ve yüzünüze tebessüm çalacak hazineler var içinde. Biliyorum bu tüketim çağında bir albüme haftalar, bir filme günler ayırmak zor zanaat ama hazineleri keşfetmek de çaba ister. Seçim sizin. Şimdi annem kocaman bir beyaz çarşaf astı bu arada. Elbise ve renkli mayolar da vardı, bir albeni... Ama bu kocaman beyaz çarşaf deterjan reklamı gibi oldu. Şimdi olmadı anne. Identikit şarkısındaki koro da neyin nesi? Şahane sürpriz. Bu albümde ve Radiohead’in birçok şarkısında, bazen Interpol’da, çokça Sigur Ros’da en çok delirdiğim an, popüler müziğin gereksiz tekrar eden nakaratlarından hiç olmaması. Damağa öyle bir bal çalıyorlar ki ikinci kaşığa eliniz uzanıyor ama nafile, şarkı orada bitiyor. Haydi al başa bir daha. Sonra bir daha. Albümü dinleyecekken o gün tek bir şarkıyla geçiyor. Kötü mü oluyor hayır. E ne diye söyleniyorum o zaman? Şımarıklık işte. Popüler kültür serzenişleri. 
 
 
Bizim de denediğimiz şarkılar var bahsettiğim eylem planında. Hem sözleriyle hem melodileriyle. Mesela son albümdeki Eriyorum Nihayet’e. Fakat kemik hayranlar dışındaki insanlar o kadar tepkisiz kaldı ki şarkıya sahnede çalmak bile istemedik bir ara. Ama şimdi tekrar repertuara alacağız. Belki de eskiden yaptığımız gibi bazı şarkılarda inat etmekte fayda var. Başlığa dönecek olursam, Radiohead’in albümünü tek bir yazıyla anlatabilmem mümkün değil. Aylar sürecek belki de dinleyip keşfetmek. O yüzden burada kesmekten başka çarem yok. Sevgiler.