Gazetevatan.com » Yazarlar » Türkiye’yi tanıtma

Türkiye’yi tanıtma

06 Mart 2016 Pazar


Aylar önce notlar almışım bir seyahatimden. Düzenleyip, ekleyip fırına verdim. Buyurunuz afiyetle: Dünyanın belki de en havalı lounge’ında Kopenhag uçuşumu bekliyorum. İsmini anlamadığım ama tadı şahane olan bitki çayımı yudumlayarak. Bonsai ağaçlarının arasında oldukça rahatım. Havaya girince laptop’ımı açıp bir iki satır yazayım diyorum. İnternet ihtiyacı da otomatik olarak doğuyor tabii. Şifreyi sorduğumda invest’li bir şey söylüyor genç. “İnvest? Nasıl w ile mi yazılıyor?” diye soruyorum önce. Anlamıyorum çünkü, neden böyle bir şifre… Hayır okunduğu gibi deyince yazıyorum “v” ile. Yatırım anlamına gelen invest sözcüğü ile değiştirmişler şifreleri. Bir anda karşıma Invest Turkey diye şık bir sayfa açılıyor. Türkiye’ye yatırım yapmak için on tane neden sıralanmış. Şahane fikir. İçimden alkışladıktan sonra başlıyor takıntılı Ferman’ın gün yüzüne çıkması. Hemen müziğe, sinemaya dair bir şey var mı diye bakıyorum ama yok ne yazık ki. Sonra ‘Gugıl Amca’ya diğer ülkeleri soruyorum. Karşıma Fransa çıkıyor. Onların da on nedeni arasında sanat yok ama daha enteresan bir şey var: Eğitim. Her neyse bu dip notu düştükten sonra dalıyorum düşüncelere. Etrafıma tekrar bakıyorum. Oldukça havalı, şık dizayn edilmiş bir lounge. Sanırsın ki bizim bütün ülkede tasarım anlayışı böyle. Daha geçen yaz çarpık kentleşme yüzünden sel bastı ülke turizminin atar damarı Bodrum’u. Kafamda bunlar uçağa biniyorum.

Genç mimarlara dikkat!

Gazeteyi açtığımda karşıma Gila Benmayor’un köşe yazısı geliyor. Sonu aynen şu şekilde: “Sanırım İstanbul’da Gehry, Jean Nouvel  ya da Renzo Piano gibi mimarlığın flaş isimlerine kapıyı aralamayan kafa yapısı Tabanoğlu gibi uluslararası çapta kendini kanıtlamış mimarlık ofislerine yurt dışında destek olmayı asla düşünmüyor. Türkiye’nin tanıtımı diyenler daha çok kapsayıcı olmayı bir öğrenseler.” Kısmen katıldığım bir serzeniş. Bahsi geçen şirket, yurt dışındaki Türkiye konsoloslukları gibi binaların yabancı mimarlık bürolarına yaptırıldığından muzdarip. Yani diyor ki Gila Hanım, burada yabancıya yaptırılmıyor yurt dışında da Türk’e. Kısmen katılıyorum dememdeki neden ise, Kartal Belediyesi’nin uzun zamandır Zaha Hadid’in ismini zikretmesi. Yani olumlu gelişmeler de var.

Fakat bir mimar olarak benim canımı sıkan sorun tam olarak bu da değil. Sorun gerçekten iyi bir mimarlık eğitimine sahip olan ülkemizin, gençlerini pazarlayamaması.

Ne yurt içinde, ne yurt dışında. Mesela İngiliz Foster’ın ofisinde çalışan Türk gençleri var. Acaba haberdar mıyız? Önemli İstanbul projelerini hiç genç mimarlarımızın katılabileceği yarışmalara ne zaman açacağız? Sorular sorular sorular, cevapsız sorular… Sadece olumsuzluklardan bahsedecek değilim. Türkiye’nin tanıtımı konusunda turizm, sanayi, enerji gibi konular dışında da kafa yoran insanlar tabii ki var, yönetim kadrolarında.

Örneğin her sene Ekim ayında Amsterdam’da dünyanın en büyük dans organizasyonlarından birisi yapılıyor. Benim geliştirdiğim bir proje dahilinde FG radyolarının kurucusu ve yakın arkadaşım Birol Giray ile birlikte orada İstanbul günü yapmaya karar verdiğimizde, Kültür Bakanlığı buna oldukça sıcak yaklaştı. Gerekli düzenlemeler, maddi manevi desteği gösterdiler. Son anda yaşanan bazı aksaklıklardan dolayı seneye yapmakta daha yarar gördüğümüzden erteledik. Turizm Tanıtma Genel Müdürü İrfan Önal ve ekibine ilgi ve alakalarından dolayı teşekkürü borç bilirim. Kısacası her şey kötü değil, herkes aynı değil, sabır sabır sabır, her şey güzel olacak…

Haftanın filmi

Shyamalan hayranlığım dinecek gibi değil. Yaptı yine yapacağını. “The Visit” resmen dalga geçiyor sektördeki korku filmleriyle. Bunu kara komediye çalarak yapıyor zaman zaman da. Onu özel kılan aslında insan inanış ve davranışlarının sonuçlarını korkutarak gererek anlatması. Bu filmdeki konu başlığımız ise “kin”.