Fabrikasyon bir edebiyat ortamı var

FÜSUN SAKA / fsaka@gazetevatan.com |  04 Haziran 2017 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 04 06 2017 - 2:30

Selim İleri’nin 50’nci sanat yılında yayınladığı Sona Ermek romanı; iç hesaplaşmalar, hayal kırıklıkları ve yaşlılık korkularını ele alıyor ama umudu asla kaybetmeden...


Selim İleri, edebiyatının 50’nci yılında okurlarına yeni bir roman sundu, Sona Ermek. Kitap, Everest Yayınları etiketiyle yayımlandı.

İleri, kitabını ıssız akşamlarında kendisini okumuş olanlara ithaf ediyor. Yazmak-yazamamak sarsıntısı sürerken, okura şarkılar, filmler, resimler, kitaplar, yazarlar, şairler ve hatta roman karakterleri eşlik ediyor. Selim İleri kalemini; iç hesaplaşmalara, hayal kırıklıklarına ve yaşlılık korkularına biliyor, ama umut var hâlâ, konfetiler yağıyor!

Yazmaya başladığınız yıllarda Türk Edebiyatı’na nasıl bir tablo hakimdi?

Yazmaya başladığım yıllarla bugünün ortamı her anlamda birbiriyle en küçük akrabalığı dahi olmayan 180 derece farklı dönemler. Benim başladığım yıllarda benim için  çok değerli olan ve onları  tanıma mutluluğuna erdiğim Behçet Necatigil, Oktay Rifat, hocam olan Rauf Mutluay, Vedat Günyol hayattaydı. Edip Cansever hayatta ve gençti. Onlarla birlikte olma fırsatım oldu. O sofraları, o buluşmaları hatırladığım vakit, hepsinin hastalık ve saplantı  halinde edebiyat ve sanat konuş tuklarını anımsıyorum. Çoğunlukla edebiyat ama sanatın başka dallarının da, sinema ve tiyatro gibi, konuşulduğu ve bunlar  üzerinde durulduğu bir dönemdi. Şimdi edebiyat dünyasına bakıyorsunuz: kitap kaç adet sattı, kaç adet bastı yani tamamıyla edebiyatın kendi ölçütlerinin dışında tam tersine bir fabrikasyon mekanizmasının içine geldi. Ama şunu da görüyorum genç bir kuşak var. Çok başka bir noktada. Kendi aralarında tıpkı  bizim yetişme yıllarımızdaki gibi doğrudan doğruya öz edebiyata bağlı kalıp hiç bu gürültü patırtının içine girmeden kendi yollarında gitmeye gayret ediyorlar.

"Edebiyat dünyası artık çok değişti. Değerler geçmişe göre çok farklı."

Edebiyatta ellinci yılınızda geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana hiç elli yıl gibi gelmiyor. Yayınevi hatırladı, eş dost hatırladı. Bana hiç elli yıl geçip gitmiş  gibi gelmiyor. Daha dün sabah ilk hikâyemi yazdığım heyecanı  o anlamda taşıyorum. Yani organik olarak beden elli yılı anımsıyor ama ruh hiç bir şekilde elli yılı kabul etmiyor.

Türk yazarlar içinde en çok kimleri okuyorsunuz?

Çok var. Burada adlarını saymaya kalksak çok uzun sütunlar çıkması gerekir.  Çağdaş Türk edebiyatının hemen her yazarını okumaya çalıştım. Okumaya ve  özümsemeye çalıştım. Bir edebiyat tarihçisi elbette değilim öyle bir formasyonum yok ama  çağdaş Türk edebiyatı açısından alçak gönüllülük gösteremeyeceğim bir bilgi birikimim var.

Gençlerin önü açık

Genç yazarlar arasında sizin ilginizi çeken var mı?

Demin de vurguladığım bir genç kuşak var. Adlar üzerinde durmak istemiyorum  çünkü adlar hep eksik kalır. Öz edebiyatın ardından gidiyor bu genç kuşak. Onların  çabalarını, emeklerini,  ülkülerini  çok  önemsiyorum ama bir taraftan da günün modası  ya da günün rantları   üzerine kurulu bir ortam var. Orada da çok sayıda genç var onların önlerinin kısa vadede açık olduğunu ama uzun vadede pek de  öyle açık olmadığını düşünüyorum.

Bir yazarın proje olarak yayınevi tarafından ele alınmasını nasıl buluyorsunuz?

Çok yanlış  buluyorum.

Yazmak bana sığınak oldu

Yazmak yalnızlığın ilacı olabilir mi? Ya da şöyle sorayım yazmak hayatınızda sizi nerelere götürdü?

Yazmak herkesten herkese göre değişir ancak benim için bir anlamda yalnızlığın ilacı oldu. Uzun yıllar okumak ve yazmak, yazarların eserleri, şairlerin şiirleri yalnızlığımda bana en yakın yoldaş oldular. Kendi yazdıklarım, yazmak da aynı şekilde beni çok mutlu kıldı. Bazen mutlu kıldı  bazen mutsuz ama genelde baktığımız vakit mutsuz diyemem herhalde. En azından bir sığınak oldular...

İthafla başlayalım, müthiş bir vefa okurlar için.Yazın hayatında ellinci yılına gelmiş bir yazar için okurun önemi nedir?

Teşekkür ederim müthiş  dediğiniz için.  Önce ona teşekkür edeyim. Çok düşündüm hatta ithaf olmayacaktı bu kitapta. Sonra düşündüm, uzun yıllardır benim sadık denebilecek bir okurum var. Hiç  yazdıklarımı bırakmadılar. Uzun yıllar hep birlikte yol aldık. Belki ben onları  tanımadım, bir çoğunu tanıma imkanım olmadı ama hep o okurun varolduğunu hissettim. Bana yazdıklarıyla ya da bir   yerde bir imza gününde, sokakta bir   alışveriş merkezinde söyledikleri sözlerle hep kıvanç verdiler. Bu açıdan aklıma böylesine bir ithaf gelince onun en iyisi olabileceğini, okuyucularıma karşı  şükran ve gönül borcunu ve bir minneti bu şekilde ödeyebileceğimi düşündüm ve onu  seve seve ithaf olarak kullandım.

Sona Ermek otobiyografik bir metin gibi okunmamalı, sonuçta bu bir roman.

Sizin için Sona Ermek nerede duruyor?

Her romanın her öykünün anlamı herkeste başkadır ama benim için her yazdığım kitap bir pişmanlıktır. Zaten pişmanlık olmasa insan sonradan yeni bir şey yazamaz diye düşünüyorum. Çünkü her seferinde bu kez olacak duygusuyla yazarsınız ve yine olmaz. Ama bazı kitaplar vardır ki, elli yıllık bir tecrübeyle söylemek gerekirse, onlardan da pişmansınızdır da derin bir nedamet duymazsınız. Derin bir sıkıntıya yol açmazlar. Benim için Bir Denizin Eteklerinde ve Yarın Yapayalnız   öyledir. Sona Ermek, söylediğiniz gibi gerçekten yazarken de bittiği vakit de çok pişman olmadığım bir metin oldu.

4. Murat meselesi çok soruldu ama ilerleyen zamanlarda okuyacak mıyız sizin kaleminizden?

Yazabileceğimi sanmıyorum. O  öyle 250 sayfalık taslak olarak kalacak düşüncesindeyim ama belli de olmaz.


YAZARLAR Prof. Dr. Halim Hattat Prof. Dr. Halim Hattat
Penisin de “hisleri” var!
Tülay Gürler Kurtuluş Tülay Gürler Kurtuluş
Bahara merhaba diyen kitaplar
Ahmet Örs Ahmet Örs
Sosu bağlamak gerek…
Türkan Hiçyılmaz Türkan Hiçyılmaz
Çocuğa baskı yapmak okula uyum sürecini uzatır
Dr. Yasemin Arslan Dt. Şule Arslan Dr. Yasemin Arslan Dt. Şule Arslan
Estetik dünyasında son gelişmeler
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
Gıda intolerans testlerinin gerçek yüzü
Kürşad Zorlu Kürşad Zorlu
Bozkırda yeşeren başarı öyküsü…
Hasan Genç Hasan Genç
iPhone’larda Home tuşuna güle güle
Bahar Saygılı Bahar Saygılı
Federer’in şifreleri
Lütfü ÖZEL Lütfü ÖZEL
İşte karşınızda Selin Williams
Demet Sarova Demet Sarova
MasterChef’i sakın Ramsay görmesin!
Zeynep Kakınç Zeynep Kakınç
Bayram sofrasında büyük buluşma
Gül Yiğit Gül Yiğit
Mutlu ve başarılı insanların yaşam felsefesi
Güldeniz Ayral Güldeniz Ayral
Yeni jenerasyon modacılarımız
Murat Çelik Murat Çelik
İrlanda’nın ata sporu boks
Ayşe Kucuroğlu Ayşe Kucuroğlu
Ege’nin iki kardeş mutfağı buluştu
Ayşe Brav Ayşe Brav
Kınada şıklık yarışı
Berna Laçin Berna Laçin
Okullar açılırken veli dilekleri
Füsun Saka Füsun Saka
Tenten’den Birkin çantaya; Avrupa’yı Avrupa yapan değerler
Cem Ceminay Cem Ceminay
Çalıntı şarkıyı çalmışlar kopyasını yapmışlar
Teoman Hünal Teoman Hünal
Diyarbakır’ın eşsiz lezzetleri
Süha Derbent Süha Derbent
Yanı başınızdaki cennet Meis Adası
Tülay Gürler Kurtuluş Tülay Gürler Kurtuluş
Okunması gereken dünya klasikleri
Dr.Yasemin Bradley Dr.Yasemin Bradley
Sağlıklı oruç tutmanın yolları
Engin Akın Engin Akın
Korfu Adası'nda dalak dolması
Eylem Kaftan Eylem Kaftan
'Herkesin yarım kalmış hikayesi var'
Damla Doğan Damla Doğan
Aldırdığınız yağdan kök hücre üretiyorlar
Canan Tan Canan Tan
Şiddet mi, cinnet mi?
Güney Öztürk Güney Öztürk
Yırtık 5 Euro nasıl kendini tamamladı!
Barış Öztürk Barış Öztürk
75 yıllık efsane Jeep