comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Derviş Zaim: İnsanın ütopyalarını kaybetmesi en kötü şey

Derviş Zaim: İnsanın ütopyalarını kaybetmesi en kötü şey

01 Ekim 2016 Cumartesi

Adana Altın Koza Film Festivali’nde, Derviş Zaim ile buluştum. Zaim yeni filmi Rüya’yla mimari ile ilgili yapılmış belki de en iddialı yapımlardan birine imza atmış.


Rüya filmi nasıl ortaya çıktı?

Emre Arolat mimarlık ofisinden iki sene önce aradılar. Sancaklar Camii bitmek üzere, onun Londra’da bir sergi için filme aktarılması konusunda yardımcı olabilir misiniz dediler. Mekan beni iştahlandırdı. İki ay içinde sete girmeye karar verdim. Mimar Sinan geleneğinin devamı anlamında tipik bir örnek olmadığı aşikardı. Ayrıksı bir şeydi. Yahya Kemal’in çok beğendiğim bir kavramı vardır: İmtidat. Değişerek devam etmektir ya da devam ederek değişmektir. Bireysel olarak, hatta toplumsal olarak bizim toplumumuzun dramı değişerek devam etmek ya da devam ederek değişmek konusundan kaynaklanıyor. Kendimizi devam ettireceğiz ama değişeceğiz, nasıl olacak bu. Ben gelenekle ilgili konuşurken bu ayrıksılığı da taşımak istedim. Daha ne isterdim.

Geleneği sinemaya tercümeye eden nadir yönetmenlerdensin. Bu merağın kaynağı nedir?

Sinemaya ilişkin işler yaptığımızda önümüze çıkan düşünme biçimleri çoğunlukla dışardan geliyor. ‘Mümkün olduğu kadar malzemeyi bu topraklardan nasıl kurabilirim’ sorusu benim için önemli.

Türk sinemasının yeterince özgün bir dil yaratabildiğine inanıyor musun?

Moskova Film Festivali’nde Türk filmleri toplu gösteriminde bir Rus şunu söylemişti. ‘Sizin filmlerinizde gördüğüm Türkiye ile benim gördüğüm Türkiye’nin hiçbir ilgisi yok. Türk filmlerini sanki Ruslar çekiyor’ gibi bir şey ima etti.

Senin gittiğin yol da zor bir yol!

Ultra zor çünkü bu ülkenin sinemada tutturduğu yapılar Batılı festivallerin kendi kendini oryantalizm bağlamında 3. dünya sinemacılarını mahkum ettiği bir kulvar oluyor çoğunlukla.

Bu mahkumiyeti neye bağlıyorsun?

Sana derlerse, ‘Kardeşim senin yapıyla oynamaya hakkın yok, bunu ancak Fransız yapar,      Alman yapar, sen Türksün ve sen kabul edilmek için minimalist    işler yapacaksın.’ Bu sana düşünme biçiminin dayatılması anlamına gelir.

Sanatımızda ‘ilk günah’ hikayesi yok

Batı sineması için Hıristiyanlık temel kaynak. Bizde sakil mi duruyor bunlar?

Senin sanatın Hıristiyanlığın geldiği damarla neşet etmiş bir sanat değildir. Oradaki ilk günah hikayesi sende yok.

Bunu yapmaya çalıştığın anda ofsayta düşüyorsun. Bu senin sinemacının kafasını da nihilizme getirir, orada bırakır. Dostoyevski nihilizmle başlar ama nihilizmin üstüne değer araştırmasına girişir, değer araştırmasını yaparken de yanındaki en büyük kılavuz Hıristiyanlıktır.

Rüya, mimari ile ilgili ilk Türk filmi

Mimari geleneği sinemaya çevirmek ne demek?

Osmanlı mimarisini sinemaya tercüme edilme bağlamında baktığım zaman soyutlama olarak kullanmak istediğim temel kavramlar anlatımda tekrar ve varyasyon oldu.

Rüya filmi tekrardan ötürü yorucu olsa da merak da uyandırıyordu.

Bu filmi yapan insan Mulholland Drive’ın ne anlama geldiği bilinciyle de bu filmi yapıyor. Aksi takdirde bu çağda çok sekter olursun.

Niçin ‘Yedi Uyuyanlar Efsanesi’ni seçtin?

Ütopyalarını kaybetmek bir insanın başına gelebilecek belki de en kötü şey. Ama ütopyalarını korursan günün birinde onu yeniden gerçekleştirebilme potansiyeli taşırsın. Bunu nasıl yapacaksın. Yedi Uyuyanlar gibi uyuyarak. Hiçbir zaman kabustan ibaret değil hayat. Senin ütopyalarını koruyacak bir köpek her zaman orada olacaktır.

Film aynı zamanda İstanbul’daki rant savaşına da değiniyor

Bu şehir de değişerek devam ediyor ama doğru mu değişiyor? Hem koşulların değişmesi lazım, hem de insanın ruhunun da değişmesi. Biz değiştireceğiz bu hayatı. Hangi binalarda, nasıl koşullar içinde oturmak isteyeceğimizi biz değiştireceğiz.

İslam mimari geleneğinde değişime ihtiyaç var mı?

Sadece geleneğin kendini devam ettirdiği bir kulvar olmamalı, bunun yanı sıra hem ruhi hem akıl melekelerimiz için başka kulvarları da geliştirebilme şansını da kendimize tanımalıyız. Sinema da bu platform olabilirse ne mutlu bize. Mimari ile ilgili bir film yapılmamıştı Türk sinemasında. İlk filmi yapmış olmaktan dolayı çok mutluyum.

Dere yatakları üstüne kurulan konutlar ve çirkin mimariyi ütopyalarla mı değiştireceğiz?

Sağlıklı, huzurlu ve çoğul bir çerçeve içinde yaşayabileceğimiz bir ortam yaratabiliriz. Malzeme sana ait olduktan sonra o ütopya gerçek olur olur. Kemiğinin üzerine yapıştırdığın deri gibi hissedersin onu. Ütopya seni besler. Sen ütopyayı beslersin.