Esrarengiz çantanın sır yolculuğu

02 Şubat 2009 Pazartesi - 17:05 | Son Güncelleme : 02 02 2009 - 17:05

Abdullah Çatlı'nın Susurluk kazasında kaybolan 'sır çantası' kimleri gezdi?


TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, Çatlı'nın kayıp çantasını şöyle anlatıyordu:
"Bir kayıp çanta var. Çantanın kayıp olduğu yönünde ihbarlar var. Kimin aldığı belli değil. Drej Ali mi aldı, başkası mı o belli değil. Bana da o konuda bilgiler geldi ancak o yönde bir şey geçmedi. 'Çantayı korumaları aldı' da deniyor, başkasının da..."

Elkatmış'ın da söylediği gibi bugüne kadar pek çok isim Çatlı'nın kayıp çantasıyla birlikte anıldı... Çok gizli devlet sırları içerdiği ve 'derin devletin' şifrelerini çözecek belgeleri barındırdığı iddia edilen bu esrarengiz çantayla ilgili son gelişmeyse bugün yaşandı... Sami Hoştan kayıp çantanın kendisinde olduğunu ve içinde bir kolyeyle 26 bin mark bulunduğunu öne sürdü... Oysa ki bugüne kadar çantayla ilgili yaşananlar ve ortaya atılan iddialar, hiç de Hoştan'ın ortaya koyduğu tablo 'basitliğinde' değildi... Bu durum iki soruyu gündeme getirdi:
Acaba Susurluk'ta kaybolan birden fazla çanta mı vardı?
Yoksa kaybolan çanta elden ele gezerek Hoştan'a ulaştığında içi boşaltılmış mıydı?
Bu sorular tartışıladursun, biz size 'sır çantanın' esrarengiz yolcuğuyla ilgili yaşananları hatırlatalım:

BUCAK, KAZADAN 8 YIL SONRA KAYIP ÇANTADAN BELGELERİ MAHKEMEYE SUNMUŞTU

Eski DYP Milletvekili ve Bucak aşireti lideri Sedat Bucak, Yargıtay'ın Susurluk Davası'nda "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak" suçundan verilen beraat kararını bozmasının ardından yeniden başlayan davanın ikinci oturumuna sürpriz belgelerle gelmişti. Abdullah Çatlı'nın Susurluk kazasında kaybolan çantasını 8 yıldır sakladığını belirten Bucak, çantada olduğunu öne sürdüğü belgeleri 29 Eylül 2004'te mahkemeye teslim etmişti...

İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya Bucak, korumaları eşliğinde elinde kalın bir zarfla gelmiş, "içinde çok gizli belgeler olduğunu" söylediği "çok gizli ibaresi" bulunan bu zarfı mahkemeye sunmuştu... Bucak o gün şöyle konuşmuştu:

"Bunlar gizli belgelerdir. Açtığımda, devletin sırlarını içeren şeyler olduğunu gördüm. Bunların okunması devlete zarar verebilir. Bunu hiçbir yerde söylemedim. Bu belgeler kazadan sonra Mehmet Özbay'ın (Abdullah Çatlı) çantasından çıkan belgelerdir. O belgeleri yıllardır gizliyordum. Bunların mahkemeniz kasasında duruşma sonuçlanıncaya kadar saklanmasını istiyorum."

Mahkeme Heyeti Başkanı Ulucak, sanık Bucak'ın verdiği zarfı açarak tutanağa geçirmişti. Tutanağa göre zarftan çıkanlar şöyle:

Korkut Eken, Abdullah Çatlı ve Sedat Bucak'ın aynı karede olduğu fotoğraf Çatlı ile aralarında orgenerallerin de olduğu üst rütbeli askerlerin fotoğrafları Sakıp Sabancı'nın Mehmet Özbay adına imzaladığı "Değişen ve Gelişen Türkiye" adlı kitabı Seçkin kişilerin adres ve telefonlarını içeren bir rehber. Bir fihrist. Bucak, 'bu defteri Mehmet Özbay'ın elinde her zaman gördüğünü' söyledi.
Yabancı bir başbakan tarafından Özbay adına imzalanmış bir belge. (Mahkeme başkanı, gazetecilere sonradan belgenin yabancı bir konsolosluk tarafından verildiğini söyledi.)
Eken'in daktiloyla yazarak "gizli istihbarata" verdiği 21 sayfalık bir belgenin kopyası Bucak'ın çantadan çıktığını söylediği bir pasaport. Ancak ülke belli değil.

Çantada neler olduğu iddia ediliyordu?

Sedat Bucak'ın, mahkemeye teslim ettikleri arasında, çantada olduğu iddia edilen Çatlı'nın Uzi marka silahı, Mehmet Ağar imzalı Çatlı'nın görevlendirme yazısı ve özel timcilerin Ömer Lütfü Topal cinayetini kabul ettikleri itiraf kasedi çıkmamıştı...

Çatlı'nın yakın arkadaşı Haluk Kırcı, emniyet ifadesinde çantadan şöyle söz etmişti:

"Çatlı'nın tüm ilişkilerini kaydettiği bir defter ve rehberi bu çantadaydı. Mirko Uzi marka silahını da bu çantada taşırdı. Açık renkli, şifreli, deri bir çantaydı. Ancak kazadan sonra kayboldu. Bulunursa birçok konu aydınlanır."

Dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da, Mehmet Ağar'ın Çatlı için imzaladığı gizli görev belgesinin kayıp çantada olduğunu öne sürmüştü. Yılmaz, Topal cinayetiyle ilgili olarak özel timcilerin ifadelerinin yer aldığı kasedin ise, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu'nda olduğunu öne sürmüştü. Yazıcıoğlu, bu iddiaları reddetmişti.

ERGENEKON İDDİANAMESİNDE ÇANTA VELİ KÜÇÜK'TE

2 bin 455 sayfalık Ergenekon iddianamesinde, Tuncay Güney’in ifadesinden alıntılar yapılarak, 3 Kasım 1996’daki Susurluk kazasında Mehmet Ağar’ın öldürülmesinin planlandığı öne sürülüyor.

BULUNSA MAHVOLURDUK

Ağar’ın, Sami Hoştan tarafından uyandırılmış olabileceği belirtilen iddianamede, Abdullah Çatlı’nın içinde bulunduğu aracın Veli Küçük’ün adamlarınca takip edildiği, kazadan sonrada Çatlı’ya ait içinde istihbarat raporları bulunan çantanın Ali Yasak tarafından alındığı öne sürülüyor. Ayrıca Veli Küçük’ün, “Eğer çanta başkalarının eline geçseydi mahvolurduk, bizi bertaraf ederlerdiî dediğine yer veriliyor. Ergenekon’un, Ümit Özdağ’ın MHP Genel Başkanlığı adaylığını desteklediği öne sürülüyor.

Veli Küçük, Sedat Peker ve Mehmet Zekeriya Öztürk’ün telefon kayıtlarına dayandırılan bu iddiaya göre, MHP’nin birçok sansasyonel eylemin içine çekmeye çalışıldığı, bu amaçla da Ümit Özdağ’ın MHP’ye genel başkan yapılmak istendiği öne sürülüyor.

ÇATLI ADAMIMIZ

İddianamede ifadesi geçen MİT Kontrterör eski Daire Başkanı Mehmet Eymür de şunları söyledi: “Susurluk kazasından sonra Veli Paşa’nın Balıkesir Emniyet Müdürü Nihat Camadan’ı arayıp, ‘Abdullah Çatlı bizim adamımız, iki kişi yolluyorum onların naaşlarını alsınlar’ dediğini, o tarihte Başbakan olan Mesut Yılmaz’ın kendisine söylediğini, naaşları almaya giden kişilerden birinin Sami Hoştan ve Mehmet Şehirli isimli bir gazeteci olduğunu hatırladığını, kendisi bu konuyu Veli Paşa’ya da ilettiğini, Mesut Yılmaz’a da bu bilgiyi Nihat Camadan’ın bildirdiğini beyan etmiştir.”

SUSURLUK ÇANTASI FİNİKE'DE DE ARANMIŞTI

Susurluk Kazası'nın üzerinden yaklaşık 1 yıl geçmişti. Siyasetçi-polis-mafya üçgeninin en çok tartışıldığı, kirli ilişkilerin en çok yankı bulduğu günlerdi. Bir kamyon şoförü, Finike'de tanıştığı Hüseyin Sakınmaz'a bir çanta uzattı ve şöyle dedi:

"Hani şu kaza var ya, Susurluk'ta olan... Biz o sırada, yoldan geçiyorduk. Kazayı dakika dakika izledik. Arabadan bir çantanın fırladığını gördük. Gidip aldık. Mercedes'ten düşen çantada para olacağını umuyorduk ama içinden hep evrak çıktı. Belki sen ne olduğunu anlarsın, bir bakıver."

Eğitim seviyesi "üniversite terk" olan Hüseyin Sakınmaz, anlayabildiği kadarıyla belgeleri inceledi. Evraklar, bir komplo teorisinin nadide parçaları gibiydi. Aklından, "zengin olabiliriz" düşüncesi tüm parlaklığıyla geçen Sakınmaz, kamyon şoförüne döndü ve teklifini açıklayıverdi...

Plana göre, çantadaki belgeleri televizyonculara satacaklar, binlerce doları cebe atacaklardı. Böylece "pazarlama" görevini üstlenen Sakınmaz, işe koyuldu...

Daha sonra ilaç sahtekarlığından mahkemeye çıkarılan Hüseyin Sakınmaz, tutuklanacağını anladığı adliye koridorunda şöyle bağırıyordu: "Bana komplo kurdular. İlaç yolsuzluğu ile ilgim yok. Susurluk Çantası'nı Samanyolu TV'de çalışan Ahmet Böken'e verdim. Çantayı bulmak isteyenler onu bulsunlar. Suçsuzum. Hayatım tehlikede. Çantadaki 2 video kaseti de devlete verdim. Ama devlet bana kazık attı. Bana güvence verirlerse tüm bildiğimi anlatırım." (KanalDhaber)

ETİKETLER

0