Erdoğan: Bu ancak savaşta yapılır

AA |  19 Nisan 2017 Çarşamba - 22:57 | Son Güncelleme : 20 04 2017 - 2:17

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası yayın kuruluşu El-Cezire'ye önemli açıklamalarda bulundu.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye rejim  tercihini 1923'te cumhuriyetle yapmıştır. Ondan sonra Türkiye'nin böyle bir  tercihi yoktur. Şu anda atılan adım, sadece bir yeni yönetim sistemidir, pazar  günü yaşadığımız budur." dedi.

Erdoğan, Katar Merkezli El-Cezire Televizyonu'na verdiği mülakatta  pazar günü yapılan halk oylaması, bundan sonra atılacak adımlar, Avrupa'nın  Türkiye'ye yönelik baskıları ve ABD Başkanı Donald Trump'la gerçekleştirdiği  telefon görüşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, "Avrupa bize karşı nazi faşizm uygulamalarını sürdürüyor. Bu ancak savaşta yapılır. Obama bizi aldattı, ancak ABD politikasının değişeceğine inanıyorum. İran'ın yayılmacı politikası bizi üzdü. Irak'ta olanlar bizi derinden etkiliyor. Suriye'de kimse birlik kurmaya çalışmıyor, herkes Suriye'yi bölmenin derdinde." ifadelerini kullandı.

Halk oylamasından evet sonucu çıkmasının ardından acilen atılacak  adımların neler olacağıyla ilgili soruya Erdoğan, "Öncelikle, dezenformasyon ya  da olumsuz kampanya yürütmek suretiyle bu işi bir diktatörlük vesaire gibi  nitelendirme gayreti içinde olanlar ya da rejim değişikliği gibi yaklaşım  gösterenlere karşı şöyle bir ifadem olacak; Türkiye rejim tercihini 1923'te  cumhuriyetle yapmıştır. Ondan sonra Türkiye'nin böyle bir tercihi yoktur. Şu anda  atılan adım, sadece bir yeni yönetim sistemidir, pazar günü yaşadığımız budur.  Çünkü sistem içinde çok ciddi tıkanıklıklar var, bu tıkanıklıklar Türkiye'nin çok  daha süratle büyümesini engelleyen tıkanıklıklardır. 14-15 yıllık iktidarımız  döneminde bunları biz yaşadık. Üç kat büyüme sağlamış olmamıza rağmen biz diyoruz  ki, daha fazla büyüme imkanımız varken niye üç kat büyümeyle bunu geçiştirelim.  Ayaklarımızda prangalar var, tabii bu prangaları kesip atmadıktan sonra bunu  sağlayamazsınız." cevabını verdi.

"Sandıktan despot çıkmaz"

Erdoğan, anayasa değişikliği sonucu doğan yetkilerini Kasım 2019'da  yapılacak seçimlerden sonra kullanabileceğini belirterek, "Benim tekrar aday  yapılıp yapılmayacağım, bunlar şu anda belli değil. Kim aday olur, kim teklif  edilirse, onlar arasında yapılacak yarıştan sonra bu ortaya çıkacak. Kim aday  gösterilirse ki birinci turda eğer seçilebiliyorsa aday birinci turda seçilecek.  Birinci turda seçilmiyor da ikinci tura kalıyorsa en fazla oyu alan iki aday  ikinci tura kalacak ve bunlardan en fazla oyu alan dolayısıyla bu ülkenin  cumhurbaşkanı olacaktır. Ondan sonra bütün yeni yönetim sistemi onunla  şekillenmiş olacaktır." ifadelerini kullandı.

Yeni sistemin halkın seçtiği kişinin despot olmayacağını garanti edip  etmediğiyle ilgili soruyu da Erdoğan, "Bakın sandıktan diktatör çıkmaz. Diktatör  çok daha değişik yollarla gelir. Bu malum, birçok yerde silahlı darbeyle gelir.  15 Temmuz örneğin bu ülkede başarıya ulaşsaydı, başarılı olabilseydiler o zaman  işte bu ülkeyi bir diktatör tehdidi kapsayabilirdi ama bu millet iradesini ortaya  koydu, kendini ortaya koydu, gövdesini siper etti ve dedi ki, sandıkla getirdiğim  Cumhurbaşkanını siz kalkıp da indiremezsiniz. 249 şehit verdik, 2 bin 193 gazimiz  var. Şimdi bana öyle bir diktatör gösterin ki, şu anda mesela sadece vatana  ihanetten yargılanabilirim, Yüce Divan'a gönderilebilirim fakat yeni düzenlemede  sadece vatana ihanet değil kişisel suçlar da dahil olmak üzere işlediğim her  suçtan dolayı beni Yüce Divan'a gönderebilirler veya o zamanki kimse Yüce Divan'a  gönderilebilir. Yeni başkanla beraber onun başkan yardımcısı-yardımcıları,  bakanları, onlar da yine aynı şekilde Yüce Divan'a gönderilebilirler. Bu neyi  gösteriyor? Meclisin çok ciddi bir denetim gücünün olduğunu gösterir. Bir de  burada tabii bu kararları alabilmek için bir uzlaşma gerekmektedir. Bu uzlaşmanın  da yollarını bu düzenleme açmış oluyor, getirmiş oluyor." şeklinde yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamentonun yapısındaki değişiklikler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, acil atılacak ilk adımlar arasında şahsıyla  ilgili adımların yer aldığına işaret ederek, "Bundan önce cumhurbaşkanı adayı  olduğum zaman partiden istifa etmem gerekiyordu ama şimdi resmi rakamlar  açıklanıp Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra tekrar kurucusu olduğum partime  dönme imkanım olacak." diye konuştu.

Atılacak diğer adımlar arasında hakimler ve Savcılar Kurulu'nda  yapılacak atamaların yer aldığını kaydeden Erdoğan, bunlardan 4'ünü kendisinin  atayacağını, 7'sinin ise Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından  atanacağını, Adalet Bakanı ve müsteşarla birlikte toplamda 13 kişinin atanmış  olacağını söyledi.

Erdoğan ayrıca, daha önce 3 daireden oluşan Hakimler Savcılar  Kurulu'nun şimdi 2 daireden oluşacağını, bunun dışında 2019'a kadar herhangi bir  şey yapılmayacağını, 2019'da hem milletvekilliği hem de cumhurbaşkanlığı için  seçime gidileceğini  kaydetti.

Parlamentonun çalışma yapısındaki aksaklıklarla ve yapılacak  düzenlemelerle ilgili de konuşan Erdoğan, "Mesela bizde bir gensoru mekanizması  var ki bu çok tehlikeli bir mekanizma ve 1950'den itibaren Parlamentoda 484  gensoru verilmiştir ki bu gensoruyu verenler biliyorlar ki buradan kendileri  lehine bir karar çıkmayacak ama buna rağmen 484 gensoru, 4 tanesi kabul görmüş,  480'i reddedilmiştir, düşünebiliyor musunuz, böyle bir şey olabilir mi? Tek  sebebi var, Parlamento çalışmasın, çünkü bize zaman kaybettiriyor. Parlamento  çalışmadığı zaman onlar da kendi tabanlarına kendilerini bak biz başarılı olduk,  işte iktidarı böyle frenledik, bu şekilde yaklaşmak suretiyle oradan oy  devşireceklerini zannediyorlar. Bunu da biz şu son 14-15 yıl içerisinde çok  yaşadık. Güvenoyu yine aynı şekilde. Bundan sonra gensoru yok. Güvenoyu sadece 5  yılda bir, onu da millet yapacak. Artık güven oylaması yetkisi, hakkı kimde?  Millette. Böyle bir dönem ve bu tabii bizim çalışmamızı çok daha rahatlatacak,  çok daha bu noktada hızla bir süreç alacağız." dedi.

"Cebren iradeleri baskı altına alamazsın"

Avrupa ve ABD'de de başkanlık sistemi olmasına hatta Türkiye'deki  sistemden daha fazla yetkiye sahip olmalarına rağmen Avrupa ülkelerinin  Türkiye'ye yönelik saldırgan tavırlar içinde bulunma nedenleriyle ilgili soru  üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şimdi Avrupa'da biliyorsunuz krallar var, kraliçeler var, bizde tabii  böyle bir şey yok ama onların altında başbakanlar var ve bütün bunların olduğu  ülkelerde dahi özellikle mesela Hollanda'daki yaşanan olay, gerçekten bizleri  ciddi manada üzmüştür. Mesela orada aslında ne vardır? Hollanda'da kraliçe var  ama altta başbakan var ve burada düşünebiliyor musunuz çok ciddi manada bir  sıkıntı yaşandı. Kraliçenin orada müdahalesi olmadığı için böyle bir durum söz  konusu olmuş olabilir. Bunun neticesinde Bakanım kendi konsolosluğuna giremediği  gibi aracın içerisinde bir bayan bakan mahkum edildi. Atlar, köpekler, itler  neyse orada toplanmış olan bizim vatandaşlarımızın üzerine sürdüler ve yaralanan  birçok soydaşımız oldu. Şimdi bunu anlamak mümkün mü? Bakın ne oldu? Bunun  neticesinde orada kullanılan oylarda yüzde 70 evet oyu çıktı. Avusturya'da da  yine buna benzer yanlış yapıldı, orada da yüzde 74 zannediyorum evet oyu çıktı  aklımda kaldığı kadarıyla. Bu yanlışları bunlar göremiyorlar. Yani böyle zorla,  cebren iradeleri baskı altına alamazsın. Aynı yanlışı Almanya da yaptı.  Almanya'da, mesela oradaki şeyde de yine evet oyu yüzde 63 gibi çıktı. Ne oldu?  PKK'ya, terör örgütüne bu kadar destek verdiniz, FETÖ denilen terör örgütüne bu  kadar destek verdiniz ve bu desteğe rağmen yüzde 63 Almanya'da evet dedi. Demek  ki cebren, zorla bu iş olmuyor. Bakın şu anda benim elimde terör örgütlerinin  temsilcilerinin resimleri var. Bunlar nasıl çalışmışlar, nasıl bunlara destek  vermişler ki biliyorsunuz PKK terör örgütü olarak Avrupa Birliği'nde kabul  edilmiş bir örgüttür. Bu şahıs Avrupa Konseyi'nin parlamenter olarak bir üyesidir  ve bunu bize AGİT gözlemcisi olarak gönderdiler Türkiye'ye. Halbuki bu adamların  bağımsız olarak rapor düzenlemesi lazım. PKK bayrağını elinde tutan böyle bir  adam bağımsız olarak nasıl rapor yazacak, yazabilir mi? Bu adam maalesef bir  terörist olarak burada raportörlük görevini yapıyor, geliyor Türkiye'ye buradan  rapor tutuyor ve bunun tuttuğu rapor bağımsız olacak, bu mümkün mü? Değil. Bakın  aynı şahıs, buyurun, hayır kampanyası yapıyor. Nerede? Almanya'da. Biz böyle bir  şahıstan bağımsız bir gözlemcilik görebilir miyiz? Göremeyiz. Şimdi bunu  söylediğimiz zaman Batı rahatsız oluyor. Buyurun, bu da yine bir parlamenter,  bakın bu da yine şu gördüğünüz paçavralar terör örgütünün paçavralarıdır. Onlara  nutuk atıyor ve bu Danimarkalı bir milletvekili. Şimdi bütün belgeler ortada,  sadece bunlar değil, daha bunların dışında 7-8 tane daha var böyle. Şimdi bunlara  karşı Tayyip Erdoğan gerçekleri, hakikatleri dile getirince Tayyip Erdoğan ne  oluyor? Sevilmeyen adam oluyor, diktatör oluyor. İstedikleri kadar Tayyip  Erdoğan'a diktatör desinler. İstedikleri kadar Tayyip Erdoğan'a sert desinler.  Ben bu tür yapılan yanlışları gördükçe, terör örgütlerinin başlarını veya terör  örgütlerinin mensuplarını kendi ülkelerinde gezdirenlere karşı her zaman oraların  yöneticilerine bunları göstere göstere bu yanlışlarını düzeltin diyeceğim. AGİT,  uluslararası bir örgüt, böyle bir örgütte siz bu kişileri görevlendiremezsiniz  çünkü bunlar tarafsız değildir. Taraflı olanlarla bir seçim yönlendirilemez. Biz  tabii bunlara bunu söylediğimiz için de rahatsız oluyorlar ve kaldı ki PKK'nın  terör örgütü olduğu tescilli ve Avrupa Birliği içinde tescilli, bunu Almanya da  teyit ediyor, Danimarka'sı da teyit ediyor, diğerleri de teyit ediyor, hepsi de  teyit ediyor ama sen kalk Türkiye'deki seçimlere bu tür taraflı terör örgütüyle  içli-dışlı olan bu kişileri gönder, kabul edilemez."

Trump ile gerçekleşen telefon görüşmesi

ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde  konuştuklarına da değinen Erdoğan, "Birincisi, tabii Sayın Trump'ın bizim bu  referandumla ilgili aldığımız neticeyi tebriki var. Bir diğer adım, tabii benim  şu anda Paskalya Bayramları sebebiyle kendilerini tebrikim oldu. Tabii önemli  olan asıl boyut, Suriye ve Irak'taki gelişmeler, bunu birlikte ele aldık ama  dedik, bunların detayını, teferruatını özellikle şöyle çok kısa zamanda yüz yüze  yapacağımız görüşmede ele alalım, orada bunun değerlendirmelerini yapalım. Şunu  yalnız dedim peşinen tekrar ben sizlere söyleyeyim, PYD-YPG, bunlar PKK terör  örgütünün adeta yan kuruluşları gibidir. Dolayısıyla bunu biz yaşadık, bunları  biz iyi tanırız. Dolayısıyla artık bunları bitirelim. Yani bir terör örgütünü bir  başka terör örgütüyle yok etme anlayışını doğru bulmuyorum dedim. DEAŞ bir terör  örgütüdür ama bunlar da terör örgütü, bunlar benim ülkem için tehdit oluşturuyor.  Biz sizlerle NATO'da beraberiz, müttefikiz, iki önemli stratejik ortağız. Bu  ortaklığımızın çok daha güçlenerek ilerlemesi lazım. Biz Amerika, koalisyon  ortakları, Türkiye ve Körfez'deki bazı ülkeler birlikte burada DEAŞ'la ilgili  problemleri çözeriz. Kaldı ki ben bu konuyu dedim, Sayın (Vladimir) Putin'le de  görüştüm. Sayın Putin'in de buraya bakışı bu noktada olumsuz değil. Arkadaşlar  çalışsınlar dediler, ona göre adımları atarız. Nitekim bu arada üç ülkenin  genelkurmay başkanları da bir araya geldi, Antalya'da toplandılar, çalışmalar  başladı. Tabii kendisi de sağ olsun, bundan sonra özellikle Amerika-Türkiye  arasındaki ilişkilerimizi çok daha güçlenerek devam ettirmemiz, artırmamız  gerekir dediler." ifadelerini kullandı.

Suriye'de Esed rejiminin kimyasal silah kullanarak düzenlediği  saldırılara da değinen Erdoğan, "Kimyasal silahlarla öldürme olayı, çok ciddi bir  insanlık suçudur. Fakat bu arada bir şey gözden kaçırılıyor. Şu ana kadar diyelim  ki Suriye'de kimyasal silahlarla 1500, 2000, 3000 kişi öldürülmüşse,  konvansiyonel silahlarla yüz binler öldürüldü. Şimdi neticesi ölüm olan veya  öldürme olan bir silah kimyasal silahtan farklı düşünülmemeli, önce bunu da  masaya yatırmamız lazım. Yani konvansiyonel silahla öldürürsen meşrudur ama  kimyasalla öldürürsen meşru değildir, böyle bir şey olabilir mi? Her ikisi de  sebep-netice ilişkisinde ölümü getiriyor mu, getiriyor. Bunları beraber masaya  yatırmamız lazım ve bunları kendisiyle daha önce de konuşmuştuk zaten ama öyle  zannediyorum ki mayıs başında bir araya geleceğiz ve Sayın Trump'la bunları çok  daha teferruatlı bir şekilde konuşacağız." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ın telefon görüşmesinde ABD'nin PKK, YPG  ve PYD'ye yönelik politikasını değiştireceği yönünde bir söz verip vermediğiyle  ilgili soruya, "Zaten daha önce bu konuda yani terör örgütlerine karşı bizim  ortak dayanışma içerisinde bir çalışmamızın olması gerektiğini söylemişlerdi.  Şimdi yapacağımız görüşme, artık bunun tamamen yüz-yüze görüşmede  detaylandırılması olacaktır ve orada tabii biz birçok belgeleri de kendilerine  sunacağız. Daha önceleri de PKK'yla ilgili konuda mutabakatımız var idi. Obama  döneminde de bu konuda mutabakat vardı fakat Obama maalesef PYD ve YPG konusunda  bizleri aldatmıştır ama şu andaki yönetimin aynı durumda olacağına ihtimal  vermiyorum." cevabını verdi.

Erdoğan, Trump döneminden umutlu olduğunu, Trump'ın "sizinle çok  önemli işler yapacağız" sözünün bunu gösterdiğini söyledi.

Erdoğan'a, Avrupa'nın Türkiye'ye karşı takındığı düşmanca tutumun  nedenleri de soruldu.

Türkiye'nin son yıllarda elde ettiği başarılara değinen Erdoğan,  "Tabii Türkiye çok farklı bir sürecin içerisine girdi. Türkiye artık böyle bir  yanağına tokat vurulduğu zaman öbür yanağını çeviren bir ülke değil. Türkiye  artık inandığı yolda başarılı bir şekilde yürüyor. Yani Türkiye eğitimde,  sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, gıda-tarımda, bütün  altyapı-üstyapı yatırımlarında çok ciddi bir medeniyet yarışında performans  yakaladı. Tabii bunu hazmedemiyorlar, sıkıntı burada. Şimdi bu yeni sistemle çok  daha hızlı yürüyecek bir sürecin içindeyiz." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa ülkelerinin halk oylaması sürecinde  adeta Türkiye'ye savaş açtığını vurguladı. Buna ilişkin bazı olaylardan örnekler  veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Düşünün, İsviçre Parlamentosunun önünde Erdoğan'ın pankartı, şakağına  silahı dayamışlar, 'Erdoğan'ı öldürün.' Bunu bir ülkenin cumhurbaşkanına karşı  bir ülkenin parlamentosunun önünde polis koruması altında yapmak mümkün mü? Hangi  ülkeye karşı böyle bir şey yapılabilir? Aynı şey Almanya'da, Avusturya'da,  Belçika'da, İsveç'te oldu, hepsinde de bunları yaptılar. Tahammülleri yok. Şu  anda çılgına dönmüş vaziyetteler, onlar başka şey bekliyorlardı. Almanya'da  'evet' oylarının bu denli yüksek çıkışı bunları çıldırttı. Aynı şey Avusturya'da,  Hollanda'da yaşandı. 'Evet' oylarının yüksek çıkması bunları rahatsız ediyor.  Çünkü bizzat milletvekilleriyle beraber 'hayır' kampanyaları yaptılar.

Bu yaptıklarına 'faşist bir baskı' veya 'Nazizm' denmesinden çok  rahatsız oluyorlar. Bittiğini zannediyordum ancak hala uygulamaları var. Neden  rahatsız oluyorlar? Yapmayın bu uygulamaları. Bizde bir söz var; 'Yarası olan  gocunur.' Yani gerçekten eğer böyle bir baskı yoksa faşist veya Nazi böyle bir  baskı yoksa hiç rahatsız olmayın. Gerçekten böyle bir baskı yoksa rahatsız  olunmaması gerekir. Bizim bir sözümüz daha var bilirsiniz; 'Abdestinden şüphen  yoksa namazından şüphen olmasın.' Şimdi biz onlara diyoruz ki demokrat olun,  demokrat olduğunuz sürece bir sorun yok ama Türkiye'yi 54 yıl Avrupa Birliğinin  (AB) kapısında bekletenlerin demokrat olma diye bir şeyi olamaz ve bize bunlar  çok yalan söylediler, hala da yalan söylemeye devam ediyorlar. İşte 3 milyon  mülteciyi Türkiye'de kim besliyor? Biz besliyoruz. Bunlar Avrupa ülkelerine  gidebilirdi."

- AB'nin vaatleri ve mülteciler konusu

Erdoğan, bir soru üzerine mültecilere Avrupa kapılarının açılması  ihtimalini de değerlendirdi.

AB'nin bu konuda Türkiye'ye bazı sözler verdiğini anımsatan Erdoğan,  şunları anlattı:

"Örneğin; AB geçen yılın temmuz ayında UNESCO vasıtasıyla 3 milyar  avro destek verecekti, daha sonra ikinci bir 3 milyardan daha bahsettiler. Bunlar  bizim bütçemize girmiyor. Sadece UNESCO vasıtasıyla Kızılayımız, AFAD'ımız,  bunlar geliyor, oralarda tabi çadır ve konteyner kentler var. Buralarda bütün  harcamalar, okul, eğitim vesaire bunlarla ilgili harcamalar, buralarda  kullanılacak. Şu ana kadar gelen destek 725 milyon avro, aynı zamanda BM  Mülteciler Konseyinden 550 milyon dolar geldi. Peki, bizim yaptığımız harcama ne?  Bizim şu ana kadar yaptığımız harcama, sivil toplum kuruluşlarıyla beraber 25  milyar dolar. Şimdi bizim yaptığımız harcamaya bakın, onların yaklaşımına bakın;  dürüst değiller. Mesela Avrupa'yla yaşadığımız bir vize problemi var. Hala bunu  çözmediler, çözmüyorlar ve bu konuda da samimi değiller."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa ile ilişkilerin düzelme yoluna girmesini  temenni ettiklerini ancak onların, kapılarını kapattığı sürece böyle bir düzelme  olmayacağını dile getirdi.

Avrupa'nın bu noktada kendi durumlarını gözden geçirmesi, "Biz burada  yanlış yaptık." demesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Demiyorlarsa biz tabii ne  yapacağız? 54 sene bekledik, bir 54 daha mı bekleyeceğiz? Kendimize başka çıkış  yolları arayacağız." açıklamasını yaptı.

Türkiye ile Avrupa ülkelerinin çoğunun NATO çatısı altında bir arada  olduğunu anımsatan Erdoğan, bu birlikteliğin AB'de de olabileceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok basit bir örnek; Vatikan, AB üyesi mi?  Değil. Peki AB üyesi ülkelerin Vatikan'a giderek Papa'nın vaaz ve nasihatini  dinlemesini siz nasıl değerlendirirsiniz? Yani 28 tane ülkenin orada ne işi var?  Bunların içinde Ortodoks, Protestan, ateist var, ne işi var bunların orada? Vaaz  ve nasihat dinliyorlar. Çünkü bakıyorum hepsi tek millet." değerlendirmesinde  bulundu.

- "Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak benim halkım ne istiyor ona  bakarım"

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Türkiye'de idam cezasının  geri getirilmesi konusundaki açıklamalarına da değinen Erdoğan, şunları söyledi:

"Ben Sigmar Gabriel'in söylediğine bakmam, diğerlerinin söylediklerine  bakmam. Ben nereye bakarım? Ben bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak benim halkım ne  istiyor? Şu anda 249 şehit vermiş bu milletin mensupları, 2 bin 193 gazisi olan  bu millet, üzerine bu denli saldırıldığı halde buna sessiz mi kalacak? Ne diyor?  'Benim evladım öldürüldü, benim kocam öldürüldü, benim eşim öldürüldü, ben  bunların intikamının alınmasını, bunların idamla yargılanmasını istiyorum' diyor.  Bizde şu anda idam yok, anayasa değişikliği gerektiriyor. Bizde ağırlaştırılmış  müebbet var, müebbet var vesaire. Şimdi benim milletimin böyle bir talebi var.  Parlamentomuz var mı? Var. Eğer Parlamentoya bu gelir de Parlamentodan geçerse,  bana bu geldiğinde ben bunu onaylarım diyorum. Niye? Milletimin talebi bu. Ama  onlar şu ana kadar hiçbir konuda sözlerini tutmadılar, şu anda bak tehdit ediyor.  Sen kimsin ya bize böyle bir tehdit sallıyorsun? Önce seviyeni bileceksin.

Böyle durup dururken söylenmiyor ki bunlar. 15 Temmuz'dan bu yana  acaba bu kişiler FETÖ'cülere karşı bir adım attılar mı? Şu anda Almanya  FETÖ'cülerin yatağı oldu, Almanya PKK'nın yatağı oldu, Almanya şu anda onlara her  türlü desteği veriyor. Türkiye'den kaçanlar Almanya'ya gidiyor, Avrupa'nın  değişik ülkelerine, Belçika'ya gidiyor, buraları da dolaşıyorlar ve bunlar şu  anda kaçak, hepsi oralarda. Ya bunlar suçlu, siz suçluları ülkenizde  barındırıyorsunuz ama ondan sonra bizde olan onların yine bir suçlusu  tutuklandığı zaman, 'Bunu bize verin' diye de istiyorsunuz; böyle bir şey olamaz.  Benim ülkemde bu yargılanmış ve tutuklanmışsa ondan sonra da mahkeme süreci  burada devam eder. Ama Sayın Gabriel, sen önce bir defa kendini gözden geçir, çok  ayıp, böyle bir ifadeyi kullanamazsın. Demokrasilerde halkların dediği  geçerlidir, dikta rejimlerinde diktatörlerin dediği geçerlidir. Biz demokrasiyi  konuşuyoruz ve demokraside de benim vatandaşım böyle bir talepte bulunuyor,  Parlamentodan geçiyor, benim önüme geliyorsa ben bunu onaylarım. Ha gerekirse biz  bunun için de bir halk oylamasına gideriz, yine halka sorarız, vatandaşa sorarız.  Eğer benim halkım idamla ilgili kararı veriyorsa verir, iş biter. AB'ye  almıyorlar; almazsanız almazsınız, 54 sene almadınız, ne oldu? 54 sene almadınız  da Türkiye bitti mi, battı mı, yok oldu mu? Yok, olay bu kadar açık ve net."

İdam kararıyla ilgili yakın zamanda referanduma gidilip  gidilmeyeceğine ilişkin, ilk kademenin parlamento olduğu ve oradan çıkacak  görüşün değerlendirileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonraki süreçte  halka gidileceği ve en asil kararı halkın vereceğini vurguladı.

- İran'ın "Pers yayılmacılığı" anlayışı

Programda Erdoğan'a, Sykes-Picot Antlaşması'nın üzerinden 100 yıl  geçmesinin ardından Batı medyasında bölgenin tekrar dizayn edildiği ve  Türkiye'nin özellikle Suriye ve Irak karşısında seyirci kalıp kalmayacağına  ilişkin bir soru da yöneltildi.

Sykes-Picot olayına ne denli karşı olduklarını hep ifade ettiklerini  hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Tabii onlarla görüştüğümüz zaman, 'Biz Irak'ta, Suriye'de toprak  bütünlüğünün yanındayız' diyorlar fakat uygulamaya geldiği zaman sanki bir  paylaşım havası esiyor, sıkıntı burada. Bakıyorsunuz İran'ın Pers yayılmacılığı  anlayışı son zamanlarda bayağı baş ağrıtmaya başladı. Örneğin Irak'ta DEAŞ'la  mücadelede göze çarpan şey bu. Mesela Haşdi Şabi kimdir, arkasında kim var? Haşdi  Şabi, enteresan, 'Terör örgütü değildir' diye Irak Parlamentosundan çıkıyor,  halbuki bir terör örgütü ama arkasında kimlerin olduğu önemli. Şimdi bakın orada  onlar ne yazık ki bir taraftan Sincar'a yönelik çalışmaları diğer taraftan da  Telafer'e yönelik bunların saldırıları var. Telafer'de kim var? Telafer'de  yaklaşık 400 bin Türkmen var; bunların bir kısmı Şii'dir, bir kısmı Sünni'dir ama  şimdi onlar dağıldı, orada az miktarda insan kaldı. Şimdi Haşdi Şabi oraya  yürüyor, böyle bir durum söz konusu; aynı şeyi merkezde de görüyoruz. Bunlar bizi  üzüyor, bunların olmaması lazım."

- "Kavmiyetçilik bizim için bir din olamaz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanlar arasındaki bağlayıcı unsurun  kavmiyetçilik değil din olduğuna dikkati çekti.

"Kavmiyetçilik bizim için bir din olamaz, mezhepler bizim için bir din  olamaz, onlar birer yorumdur." diyen Erdoğan, birilerini bunu adeta bir din  haline getirdiği zaman kendilerinin de üzüntüsünü söylemek durumunda olduğunu  belirtti.

Suriye'de son dönemdeki gelişmelere de değinen Erdoğan, şunları  kaydetti:

"Suriye'de de bakıyoruz ki adeta bir parselasyon havası var. Rejim  zaten durumu belli, aynı şekilde kuzeyde mesela Kürtler var. Kürt vatandaşları  bizim hiçbir zaman düşmanımız olmadı, her zaman onlarla iç içe olduk. Araplar  var, onlarla iç içeyiz çünkü bizim güney bölgelerimizde Arap da var, Kürt  vatandaşlarımız da. Hepsi birbirleriyle iç içe, kız alıp vermişler, akrabalıklar  kurmuşlar. Aşağıya doğru iniyorsunuz bölge tamamen Araplardan oluşuyor. Şimdi  burada bakıyorsunuz hala bütünlüğü koruma gibi bir dert yok, o dert bizde var  çünkü bizim orada topraklarda gözümüz yok. Bizim tek derdimiz vardı; DEAŞ'la  mücadele. DEAŞ'la mücadeleyi de başarılı bir şekilde verdik ve Cerablus'u  onlardan temizledik. Aynı şekilde Rai, Dabık, Bab, bunları temizledik. Ama şimdi  geliyoruz bakıyoruz ki buradaki yaklaşım tarzları içerisinde tamamıyla 'Acaba  şurayı kim alsın, şurayı kim alsın' bunların hesabı yapılıyor. Önümüzde bir Afrin  tablosu var, Lazkiye tablosu var, bütün buralardaki gelişmeler, aynı şekilde yine  bakıyoruz Tel Abyad'da bazı şeyler var. Şimdi Irak'a bakıyorsun mesela; Kerkük'te  tamamen Türkmenler yok farz ediliyor ama orada Arap da var, Kürt de var. Burası  bir defa üzerinde, yani 'Kerkük şunlarındır' diye bir şey yok. Burası ne olarak  ilan edildi? Tartışmalı bölge olarak ilan edildi. Bu tartışmalı bölgede kimler  var? Burada Türkmen var ki tarihi itibarıyla baktığınız zaman geçmişinde  Türkmenlerin yoğun olduğu bir yer, aynı şekilde Arap'ı var, Kürt'ü var."

Erdoğan, Kerkük kentinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağı  asılmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Konuyla ilgili açıklamalar yaptıklarını anımsatan Erdoğan, şu  ifadeleri kullandı:

"Bu açıklamalardan sonra belli yerlerde bayrak kaldırıldı, son olarak  meclisten de kalkacağının haberini almıştık, henüz kalktı mı kalkmadı mı doğrusu  bilemiyorum. Ancak Suriye'de de yine tabii kuzeyde bizim Türkiye sınırında ciddi  manada Türkmenlerin yerleşik olduğu bölgeler var. Şimdi buralarda böyle bir  bölme, 'Toprakların şurası şunların, şurası şunların' dersek yazık olur, Suriye  gibi bir ülke bölük pörçük hale getirilir. Zaten şu anda tarihi eserleriyle, her  şeyleriyle bu Suriye'nin ayağa kalkması öyle kısa bir zamanda olacak iş değil,  çok büyük bir zaman şey yapacak. Ama benim her zaman bir teklifim var; o da  nedir? Biz dedik ki Fırat'ın batısında terörden arındırılmış güvenli bölge ilan  edelim. Bunu bütün dost bildiklerimize açıklıyorum. Bu 4 bin, 5 bin  kilometrekarelik bir alanda olabilir. Burayı uçuşa yasak bölge olarak ilan edip  'eğit-donat'la burada iyi bir milli ordu oluşturulmalı ki oraya yerleşen  insanların güvenliği de onlar tarafından sağlanmış olsun. Burada ABD, Rusya,  Körfez ülkeleri, başta Suudi Arabistan, Katar olmak üzere hep birlikte  desteğimizi verelim ve burada onlara yeni şehir veya şehirler oluşturalım.  Böylece bu insanlar hem ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmasınlar, hem de  Türkiye’de 3 milyon mülteci var, bu insanlar da tekrar topraklarına dönme şansını  yakalasınlar."

- Türkiye-İran ilişkileri

Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere de değinen Erdoğan, bu ülkeyle  şu anda geldikleri durumu çok hayırlı görmediğini belirtti.

Görüşmeler, geliş-gidişler olduğunu ve bu durumlara gelinmemesi  gerektiğini anlatan Erdoğan, şunları dile getirdi:

"Aramızda konuşurken gayet iyi, güzel de neticeye gelince maalesef  netice alamıyoruz. Bakıyorsunuz Irak üzerinde hesaplar var, Suriye üzerinde  hesaplar var, işte Lübnan'da aynı şekilde hesaplar var, Yemen'deki gelişmeler  ortada. Yani buralara girmek, buralara nüfuz etmek suretiyle bir Pers  yayılmayacağını yapmanın anlamı nedir? Yani İran'ın bugün toprak bütünlüğü zaten  kendisine fazlasıyla yeter, nedir yani başka ülkelere böyle nüfuz etme gayreti?  Bu düşündürücü. Ve tabii bu İran'ı da ister istemez yalnızlığa doğru sevk ediyor.  İslam dünyası içerisinde İran'ın böyle bir duruma düşmesini bizler istemeyiz.  Aramızdaki münasebetin çok daha farklı şekilde yürümesini isteriz, İslam  dünyasında dayanışmamızın olması lazım. Bizim mezhep taassubu içerisinde olmamız  düşünülemez, bunları artık bir kenara koymamız lazım. Bizim için tek şey  birleştirici olan, her şeyimiz bizim İslam'dır. Ama yorumları eğer biz kalkar da  İslam'ın yerine ikame etmeye çalışırsak, bu istikamette görüntü verirsek, bu çok  büyük tehlikedir. Ve tekebbür İslam'da haramdır. İslam'da 'ben' yok, 'biz' var,  bunu yaptığımız anda o tevazu aramızdaki dayanışmayı, birliği, beraberliği çok  daha ilerilere taşır. Temenni ederim ki yani bundan sonraki süreçte bir an önce  bir dayanışma halinde İslam dünyasının ihtiyacı olan bu birliği, beraberliği  birlikte sağlayalım."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk halkının kendisine ve cumhurbaşkanlığı  makamına verdiği sorumluluk sonrası içeride ve dışarında yaşanacak zorluklar ve  2019'daki seçimlere kadar geçecek süreçle ilgili görüşlerini de paylaştı.

Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"En kötü ihtimallere karşı dahi siyaset etmesini elhamdülillah  başarmışız, bundan sonra da bunu başarabilecek güç ve kabiliyetteyiz. O noktada  bir sıkıntımız yok çünkü 40 yıldır siyasetin içindeyiz, ta gençlikten itibaren  bunu yaparak geldik. Yani gökten zembille inmedik, tecrübemiz buna yeter,  deneyimimiz buna yeter. Elhamdülillah iyi bir ekibimiz var, sürekli bu ekip  tazelenir. Ve şu anda zaten partimize dönüş imkanı da geldiği için bu da ayrı bir  güç katacağı için, bundan sonraki süreçte de hükümetimizle birlikte bu  çalışmaları çok daha başarıyla inşallah geleceğe taşıyacağız. Ve özellikle de  tabii 2019 ülkemiz için, milletimiz için farklı bir yıl olacaktır ve ondan sonra  da Türkiye uluslararası camiada ciddi bir rekabet imkanını yakalayacaktır diye  düşünüyorum. Tabii elimizden geldiği kadar esbaba tevessül hükmünü yerine  getiririz, netice Allah'tan."

 

Yorum Yazın
Gönder
Yorumlar
    Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...