Gazetevatan.com » Yazarlar » Bu Kanal’ı kazacak biri çıkar mı?

Bu Kanal’ı kazacak biri çıkar mı?

24 Temmuz 2018 Salı


Çılgın proje olarak lanse edilen Kanal İstanbul, ilk telaffuz edildiğinde yıl 2011’di. 24 Haziran seçimlerinden önce yeniden gündeme geldi ve AK Parti ile Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük seçim kozlarından biri olarak sahaya sürüldü.
Yap-işlet-devret modeliyle yapımına olanak verecek bir yasa değişikliğinin gündeme alınması ile o meşhur soru dün itibarıyla tekrar gündemde.
Seçimler de bittiğine göre daha rahat, altında siyasi maksat aranmadan  masaya yatırabiliriz.
‘Bu projeyi yapacak biri çıkar mı?’
Aslında sorunun soruluş şekli biraz hatalı oldu.
‘Bu projeyi yapacak biri hangi şartlarda çıkar?’ şeklinde sormak lazım.
Yoksa tabii ki gerekli şartlar oluştuğunda bir yatırımcı ya da yatırımcı grubu mutlaka çıkacaktır.
O gerekli şartlar nasıl oluşturulacak?
Çünkü Akkuyu Nükleer Santrali’nden biliyoruz ki gerekli şartlar oluşmadığında bir yatırımcı bulmanız zorlaşıyor. Hevesli yatırımcı grubu bulsanız da, aynı heveste kredi desteği sağlayacak banka bulmanız imkansız olabiliyor.
Kanalın maliyeti ile ilgili polemiklere girmeyeceğim. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde kanalın genişliği ile ilgili bir plan değişikliği yapıldı ve kanalın eni daraltıldı. Yani kazı maliyeti azalmış oldu.
Ancak bu haliyle bile maliyetinin 
15 milyar doları bulacağına dair hesaplar var. Hesabı 60 milyar dolarlara kadar çıkaran spekülasyonlara da rastlıyoruz.
 
Yeni bir şehir projesi
 
Bir de yıllık geliri ile ilgili spekülasyonlar var. 
Günde 150 geminin geçiş yapacağına, yıllık gelirinin 8 milyar doları bulacağına dair matematikler yapılıyor. Proje, Süveyş ile Panama Kanalı ile karşılaştırılıyor.
Şayet yıllık geliri 8 milyar dolar olacaksa, maliyeti de 15 milyar dolarda kalacaksa, inanın kanalı kazmak için millet birbirini yer. Bankalar da kredi vermek için sıraya girer.
Ancak ben hesabın bu kadar basit olmadığını düşünüyorum.
Ne maliyeti ile ilgili hesaplar tam doğruyu yansıtıyor, ne de yıllık gelir beklentisi ile ilgili hesaplar.
Herşeyden önce şu Montrö Anlaşması bilinmezinin ortadan kalkması lazım. 
Bakalım Rus tankerleri hazır çok ucuza geçebildikleri bir Boğaz varken, bu kanala sokulabilecek mi?
Çünkü bir tarafta 6 bin dolarlık bir geçiş ücretinden, diğer tarafta ise gemi başına 150-180 bin dolarları bulacak bir geçiş ücretinden sözediliyor.
Hukuki durum öncelikle cevap verilmesi gereken konu. 
Ben en başından bu yana bu projeye, Boğaz’ı by pass edecek bir su yolu projesi olarak değil, iddialı bir gayrimenkul projesi gözüyle baktım.
Orada içinden su geçen bir hikaye yazılıyor ve İstanbul’un yanı başında bir yeni şehir oluşturuluyor gibi okudum.
Tıpkı Ataşehir’deki Finans Merkezi projesine baktığım gibi. İstanbul Finans Merkezi projesinin aslında bir gayrimenkul projesi olduğu konusundaki iddiamda sanırım yanılmadım.
Kanal İstanbul’u da öyle değerlendiriyorum ve bu projenin de bugünkü şartlarda hayata geçmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Zorluğunun sebebi de gayrimenkul pazarındaki durgunluk ve faizlerin geldiği nokta.
Ben modellememi gemi geçiş ücreti garantisi olarak değil, kanalın etrafında oluşturulacak yeni küçük şehirlerin sağlayacağı gelirle yapıyorum.
Ancak bugün gayrimenkul sektöründeki durgunluk gözönüne alındığında böyle bir simülasyon yapmak, bir gelir modellemesine ulaşmak çok zor.
Ne zaman ki İstanbul’da yeni konuta yeniden talep oluşur, Kanal İstanbul için de yatırımcılar hesap kitap yapmaya başlar. Ancak o gün bugün değil...