Gazetevatan.com » Yazarlar » Hayatın olağan akışı…

Hayatın olağan akışı…


 “Kibir, Allah’ın kıymetsiz insanlara hediyesidir.”
 
Barton
 
Konuşmalarımızda sıklıkla kullandığımız “hayatın olağan akışı” deyimi alışılagelen, içinde beklenmedik, anormal gelişmeler bulunmayan bir yaşamı ifade eder. İki haftadır yalnızca Türkiye değil dünyanın da ilgi odağına dönüşen Kaşıkçı olayında ise “olağan akış” olarak kabul edilebilecek tek bir şey bile yok..
 
Alt alta yazarak anımsayalım..
 
Öykü, evliliği ile ilgili belgeleri almak için Kaşıkçı’nın başvurduğu Suudi Arabistan’ın Washington ve Londra Büyükelçiliklerince İstanbul Başkonsolosluğuna yönlendirilmesi (olasıdır ki bu ülkelerde benzer bir operasyonun çok daha zor olması nedeniyle) ile başlıyor.
 
Olasıdır ki 15 dakikalık bir evrak işlemi için Başkonsolosluktan randevu talep eden Kaşıkçı’ya belli ki gerekli operasyon hazırlıklarının ikmali için dört gün sonrasına randevu veriliyor. Randevu günü, sabaha karşı Suudi Arabistan’dan iki özel uçak (birisi boş) ve tarifeli seferle üç ayrı grup halinde gelen aralarında Suudi Veliaht Prensinin yakın korumaları, Suudi Adli Tıp Kurumu Başkanının da bulunduğu istihbarat ve asker kökenli 15 kişi, Kaşıkçı’nın randevu saatinden yaklaşık bir saat önce Konsolosluğa geliyor. Nişanlısı ile birlikte gelen Kaşıkçı, içeriye alınmayan Türk vatandaşı nişanlısına, belli bir saate kadar çıkmaması halinde haber vermesini istediği kişilerin adlarını vererek Konsolosluğa giriyor. Kaşıkçı’nın girişinde faal olan Konsolosluk kameraları her nedense bu noktadan itibaren kayıttan çıkıyor.
 
Kaşıkçı’nın Konsolosluğa girmesinden yaklaşık iki saat sonra olağan dışı bir araç hareketliliği yaşanmaya başlıyor. Camları siyah film kaplı bir minibüs Konsolosluk binasından, Başkonsolosun konutuna giderek kapalı garaja giriyor. Gün içinde Konsolosluktan ayrılan çok sayıda araç ayrı istikametlerde şehir turu yaparak bir şaşırtma operasyonu gerçekleştiriyor.
Suudi Arabistan’dan gelen ekip, aynı gün akşam saatlerinde iki özel uçak ve tarifeli seferle yine üç grup halinde Türkiye’den ayrılıyor. Ekibin ayrılmasından sonra konutuna geçen Başkonsolos, üç gün boyunca evinden dışarı çıkmıyor.
 
Kaşıkçı’nın kaybolduğunun açığa çıktığı saatlerde, o gün öğleden sonra Konsoloslukta görevli Türk personele izin verildiği, diğer çalışanların ise odalarından dışarı çıkmamalarının istenildiği haberleri basına yansıyor ve bugüne kadar bir yalanlama gelmiyor. Kaybolma olayının duyulması ve uluslararası bir soruna dönüştüğü günlerde Suudi Arabistan, işbirliği açıklamasına karşın 13 gün boyunca Türk polisinin Konsoloslukta arama yapmasına izin vermiyor. Konsolosluktaki aramanın ardından sıra Başkonsolosun konutuna geldiğinde yine hemen izin verilmiyor ve aramadan bir gün önce Başkonsolos Türkiye’yi hadi kaçıyor demeyelim- terk ediyor.
 
Bütün bu kronolojik sıralama içerisinde hayatın olağan akışına uygun, kuşkulanmamızı gerektirmeyen ne var diye sorulursa yanıt son derece açık olmalı. Hiçbir şey yok.. Açık kaynaklardan derlediğimiz bu kronolojiye yine ses kayıtlarının varlığı üzerinde yoğunlaşan haberleri ekleyelim. AP, CNN International, El Cezire gibi haber olanak ve ilişkileri çok güçlü yayın organlarında sözü edilen ve Başkan Trump’ın yardımcısı Mike Pence’e “dinledin mi” sorusunu yönelttiği ses kayıtları gerçekten var mı? Türkiye ve uluslararası medyada yer alan haberlerden anlaşılan, ilgili makamların elinde ses kaydı ve çok ciddi kanıtlar bulunduğudur. Olasıdır ki daha önce örnekleri yaşandığı üzere, kimler tarafından nasıl elde edildiğinin açıklanması sakıncalı olabilecek ses kayıtları, yeri ve zamanı geldiğinde kapalı devre olarak kullanılacak ve Suudi Arabistan’ın bu olaydan kaçış ve inkar yolları tıkanacaktır. Bu aşamada söylenmesi gereken Suudilerin tüm acemiliği ve içi boş kibrine karşın Türk güvenlik kurumları ile hükümetin yaşanan krizi soğukkanlılıkla ve çok profesyonel yönettiğidir.