Gazetevatan.com » Yazarlar » Kaynayan dünya...

Kaynayan dünya...

17 Temmuz 2018 Salı


“Bin yıl geçse de taş yeşermez.”
 
Mevlana
 
Amerika ve SSCB’nin liderliklerinde biçimlenen Batı ve Doğu Bloklarının iki kutuplu dünyası ile Soğuk Savaş döneminde dış politika yazarlarının en büyük sıkıntısı konu bulmakta çekilen güçlüktü.
O yıllarda yazarların en büyük umut ve haber kaynağı, Fransız antropolog ve tarihçi Alfred Sauvy’un 1952 yılında ortaya attığı kavram olan “Üçüncü Dünya Ülkeleri” idi.
 
Aslında Sauvy, “Üçüncü Dünya” deyimini,1789 Devrimi öncesi Fransa’da “Ruhban Sınıfı, Asiller ve Köylüler” olarak ayrışan üçlü sosyal yapının üçüncüsü köylüleri tanımlamak için kullanmıştı. Sonraları bu kavram bir analoji kurularak örtülü bir küçümsemeyle “sanayileşmemiş ülkeleri” anlatmada kullanılır olmuştu. 
 
Geçmişte 1’nci Dünya olarak adlandırılan Batı Bloku, 2’nci Dünya olarak adlandırılan Doğu Bloku ile 3’ncü Dünya ya da Bağlantısızlar olarak adlandırılan ülkeler -günümüzde bağlantısız olmak ortadan kalktığı için- artık yok. 
 
İdeolojik temelli blok ve ittifakların yerlerini çıkar odaklı değişken ilişkilere terk ettiği, etik ve moral değerlerin materyalist ve hegemonik yaklaşımlar karşısında erozyona uğradığı günümüzde, uluslararası ilişkilere yön verme gücüne sahip devlet dışı aktörlerin de sahne almasıyla birlikte iki kutuplu dünyanın alışılmış indirgemeci analizleri de geçerliliğini yitirmiş bulunuyor.
Bu nedenle günümüz dış politika yazarlarının sıkıntısı konu bulma güçlüğünden “hangi konuya öncelik verilmesi gerektiği” noktasına kaymış durumda.
 
Dilerseniz, kısa bir yurtdışı seyahati nedeniyle ara verdiğim son bir haftanın üstelik tümü Türkiye’yi çok yakından ilgileyen gelişmelerini anımsayalım. 
 
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin ortak tatbikatlar yaptığı İsrail’den sonra Fransa ile de askeri işbirliği anlaşması yaparak, Fransız donanmasına bağlı savaş gemilerinin konuşlanmasına izin vermesi ve bu gemilerin Rumların doğal gaz arama ve sondaj çalışmalarında koruma görevi üstlenmesi talebi...
Irak’ta Basra’da başlayan protesto gösterilerinin Bağdat ve özellikle Şiiler açısından kutsal sayılan Necef’e yayılması, Irak’taki en büyük Şii dini lider Büyük Ayetullah Sistani’nin ilk kez siyasi bir açıklama yaparak göstericilere destek vermesi.. Gösterilerin tam da İran güçlerinin Suriye’den çekilmesinin tartışıldığı bir sırada Irak’ın, İran etkisindeki yerlerde özellikle Şii’lerin öncülüğünde başlamış olması..
 
YPG’nin, Menbiç’ten çekilme süreci devam ederken ABD’nin Fırat’ın Doğusundaki PYD varlığını tartışma dışında tutmaya yönelik suskunluğu, YPG’ye silah yardımı yapmayı sürdürmesi, “benim işim savaşmak” diyerek Türkiye’ye aba altından sopa gösteren ABD’li General Paul Funk ve ABD Özel Kuvvetler Komutanı Jamie Jarrard’ın yanlarına “general” olarak hitap ettikleri SDG’li! Cpiya’yı alarak Menbiç’te helikopter turu yapmaları...
 
ABD’nin, Fırat’ın doğusuna geçerek Deyr ez Zor yakınlarında Hecin’de DEAŞ’a saldırı düzenleyen Suriye ordu birliklerini bombalayarak Fırat’ın Doğusunun kendilerinden sorulacağını ilan etmesi... 
ABD ve İsrail’in, İran unsurlarının Suriye’den çekilmeleri konusundaki baskılarını artırması ve Rusya’nın Helsinki zirvesinde bu yazı yayınlandığında açığa çıkacak tavrı...
 
Suriye ordusunun Deraa ve Kuneytra’dan sonra İdlib’e yönlenme riski ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tehlikeyi görerek Putin’i bilgilendirmesi...
 
S-400 ve bağlı olarak F-35 ve diğer silah sistemlerine ilişkin ABD Kongresinin aldığı bloke kararının ne yönde seyredeceği...
 
Türkiye açısından hiç birisinin ihmal edilemeyeceği son bir haftanın gündemine düşen başlıca olaylar özetle bunlar... 
 
Öncelik hangisinde derseniz, olası sonuçları itibarı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın da gündeminde olması nedeniyle İDLİB...