Gazetevatan.com » Yazarlar » Kandili söndürmek -2-

Kandili söndürmek -2-

29 Haziran 2018 Cuma


“Bazen konuşmak yerine susarak pek çok şey anlatabilirsiniz.”

Anonim

TSK’nın, Irak topraklarında Kandil’e yönelik harekatına bugüne kadar Irak ve IKBY’den karşı bir çıkış gelmemesi, Türkiye’nin yürüttüğü başarılı diplomasi ve işbirliği kadar Bağdat ve Erbil’in otoritelerini pekiştirmeye yönelik çıkarlarına da dayalı.

IKBY; (özellikle Erbil)  KDP ve KYB bölgelerinde yıllardır varlığını sürdürerek “paralel ve pek çok ayrı nedenle dokunulmaz bir statü” elde eden PKK’nın; nihai hedefleri, konumu, silahlı gücü, çoklu ilişkileri açısından neden olduğu içsel/dışsal baş ağrıları ve sıkıntılardan kurtulacağı, kendi söylemleri ile “devletsiz Kürtlerin” tek legal temsilcisi olma iddialarını güçlendireceği için TSK’nın Kandil harekatından açığa vurulmayan bir memnuniyet duyuyor olmalı.

PKK’nın kuzey Irak’tan tasfiyesi, Barzani’nin, bağımsızlık referandumu nedeniyle Türkiye ile gerilen ilişkilerinde bir rahatlamaya eşlik etmenin ötesinde PKK’ya yakın duran KYB’ye karşı KDP’nin elini güçlendirerek sarsılan otorite ve prestijindeki hasarı onarmaya ayrıca Goran hareketinin yükselişini azaltmaya yardımcı olabilecektir.

Bağdat’a gelindiğinde, Irak’ta PKK varlığı her ne kadar merkezi otoritenin dışında bir bölgede olsa da, topraklarında bir terör örgütünün varlığı ile  birlikte anılmanın ve örgütün dış aktörlerle ilişkilerinin rahatsızlığından kurtularak gerek otoritesi, gerekse IKBY üzerinde yaptırım gücü artacak ve bağlı olarak komşusu Türkiye ile ilişkileri daha sağlıklı bir zemin ve işbirliğine evrilecektir. Nitekim İbadi’nin, PKK’yı silah bırakmaya çağıran açıklaması bu yönde bir ön işaret olarak okunabilir.

Ne var ki benzer argümanları İran için tekrarlamak an itibariyle çok olası görünmemektedir. Geçtiğimiz günlerde İran Genelkurmay sözcüsü Tuğgeneral Ebulfazl Şikarçi’nin; “Ülkesinin terörle mücadeleyi desteklemesine karşın bir ülke hükümetinin (Irak) izni olmaksızın gerçekleştirilen harekatın (Türkiye) gayrı meşru olduğu ve egemenlik haklarının ihlali anlamına geldiği” açıklaması bu görüşü desteklemektedir. Benzer bir açıklamanın 2017 yılında İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Behram Kasımi tarafından da yapıldığı anımsandığında Tahran’ın, konjonktürel nedenler ya da bir pazarlık kartı karşılığında ortak operasyondan kaçınma politikasında bir değişiklik olmadığı görülmektedir.

Bazı köylerle birlikte Kandil’in İran topraklarındaki doğu yamaçları, İran ordusu tarafından teröristlerin geçişlerine kapatılmadığı takdirde, PKK’nın, Kandil’de ulaşılamaz ve dokunulamaz algısı yıkılsa da bu durumda varlığı sembolik düzeyde de olsa devam edebilecektir.

PKK’nın Suriye izdüşümü olan PYD’nin, SDG adı altında ABD ile ittifakının Washington-Tahran ilişkilerinin geldiği noktada İran’ı rahatsız etmesi gerektiği yaşanan süreçte eğer Tahran, PKK’ya Kandil’de pasif bir destek vererek “kendisine borçlu yeni bir vekil unsur” yaratmayı ya da ön işaretleri alınan bir iç kargaşada kendi Kürtlerini PKK/PJAK üzerinden nötralize edeceğini düşünüyorsa, İran devlet aklı bunun ciddi bir hesap hatası olduğunu bilecek yetkinlikte olmalıdır. 

ABD’nin İran’dan petrol ithal eden ülkelere verdiği 4 Kasım tarihinin yaklaştığı ve Türkiye’nin bu konuda BM kararı gerektiğini açıkladığı günlerde umarız PKK konusunda Tahran’ın hesabı “Kandil’den dönmez.”