Gazetevatan.com » Yazarlar » Saray darbesinin hedefinde kim var?

Saray darbesinin hedefinde kim var?

10 Kasım 2017 Cuma


“Balık iğneyi değil, ucundaki yemi görür.”

Çin atasözü

Suudi Arabistan’daki gelişmeleri doğru okuyarak parçalardan büyük fotoğrafa ulaşmak için son bir haftanın yaşananlarını anımsamak ve zaman tünelinde biraz geriye gitmek gerekiyor.

Petrol fiyatlarının düşmesi, Yemen’de süren ağır maliyetli savaş, İran’la rekabet ve husumetin savunma harcamalarına getirdiği aşırı yük gibi nedenlerle bozulan ekonomik dengeler Suudi Arabistan’da mevcut rejimin sürdürülebilirliğini risk sınırının eşiğine getirmişti.

Son yıllarda dini referans alarak şiddet eylemlerine yönelen birey ve örgütlerin baskın Vahabi-Selefi kimliğinin arka planında S.Arabistan’ın inşa ettiği sosyo-politik kültürün yer alması ile ülkede genç nüfus arasında yaygın işsizlik, (%25) sınırlı özgürlükler, gelir dağılımındaki uçurum bir araya geldiğinde “sorunlu ve sorun yaratan ülke” imajı giderek yaygınlaşan Riyad için sancıları tüm bölgeyi etkileme potansiyeline sahip bir restorasyon süreci zorunlu hale gelmiş bulunmaktaydı.

İlerleyen yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle bir süredir görevini bırakacağı söylenen Kral Selman bin Aziz’in, Suudi Anayasasında yapılan bir değişiklik sonrası (madde 50) oğlu Prens Muhammed bin Selman’ı Veliaht Prensliğe getirmesi ile başlayan “imaj onarımı” sürecinin, tahtı devralacak veliahdın “dikensiz gül bahçesi” yaratma operasyonlarına eşlik ederek muhaliflerini tasfiyesi aslında Ortadoğu’nun entrikalarla örülmüş siyasal ve sosyal kültürel tarihinin doğal bir sonucu olmalı.

“Ilımlı İslam” gibi Batı dünyasına selam gönderen ABD orijinli bir retoriği seslendiren, reformist ve vizyoner bir kimlik sergileyerek radikalizme karşı olduğu imajını yolsuzluklarla mücadele gibi geniş halk kitlelerince satın alınacak söylemler ve kadınların eşitliğine yönelik makyajlarla pekiştirmek isteyen Muhammed bin Selman’ın ülkesini içinde bulunduğu sıkışmışlıktan kurtarması iç dinamiklerin yanı sıra başta ABD, İsrail ve İran gibi başat aktörlerin tutum ve konumlarına bağlı görünüyor.

Yemen’de Husi’lerce Riyad havaalanına düzenlenen ve arkasında İran’ın olduğu söylenerek “uygun yer ve zamanda Suudi Arabistan’ın cevap verme hakkını saklı tuttuğu” açıklaması, Başkan Trump’ın saldırı nedeniyle İran’ı işaret etmesi, Lübnan Başbakanı Saad Harriri’nin Kral Selman’ı ziyareti sırasında İran ve Hizbullah’ı hedef göstererek (Lübnan ordusunun bu yönde bir bilgi bulunmadığını açıklamasına rağmen) kendisine suikast düzenleneceği endişesi ile istifasını açıklamış olması ve ülkesine dönmemesi, önümüzdeki süreçte Suudi Arabistan’daki Saray Darbesinin hangi yönlere kayabileceğinin ön işaretleri kimliğinde görülmeli.

Öyle görünüyor ki Suudi Arabistan’da mevcut rejimin sürdürülemez bir noktaya evrilmesi ile İran’ın bölgede yükselişinin ABD, İsrail, Mısır ile Körfez ülkelerinde yarattığı rahatsızlık bir araya getirilerek Riyad merkezli yeni bir oyun planı sahnelenmiş bulunuyor.

“Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığının” yaşanacağı önümüzdeki günler özellikle İran bağlamında Türkiye açısından çok dikkatli olmaya aday görünüyor...