Gazetevatan.com » Yazarlar » Domino efekti...

Domino efekti...

08 Eylül 2017 Cuma


“Sırrını düşman bilmesin istersen dostuna açma.”

Türk Atasözü

Devletlerin ani ve keskin politika değişikliği yapmalarının zorluğunu anlatmakta kullanılan klasik bir örnek vardır. Çok büyük tonajlı gemiler nasıl önceden saptanmış rotalarını birden değil ancak ağır ağır değiştirirler, ani manevra yapamaz ve belli bir noktadan sonra çarpışmayı engelleyemezlerse devletlerin de politika değişikliklerinin zamana ihtiyacı olduğu genelde bu örnekle açıklanır.

Bu örnek; uymaları gereken kurallar manzumesi ve karar mekanizmaları, hukuk içinde davranma yükümlülüğü, kamuoyu desteği, uluslararası hukuk ve antlaşmalara riayet, üçüncü ülkeler/aktörlerin tutumları gibi bağlayıcı unsurların varlığında devletlerin ani değişiklik ve reaksiyon süresini uzatırken terör örgütlerini sürat teknelerine benzeterek devam eder.

Çünkü, hiçbir yasal ya da insani kuralın bağlamadığı, etik ve moral değerlerleri çiğnedikçe daha korkutucu hale gelerek etki güçlerini artırdıklarını düşünen, yeri, zamanı ve yöntemini imkan ve kabiliyetleri bağlamında belirledikleri şiddet eylemleriyle terör örgütleri; zaman ve koşullara bağlı olarak sürat tekneleri gibi ani dönüş, değişim ve manevralar gerçekleştirebilir, bu özellikleri ile inisiyatifi ele geçirerek gündemi belirleyebilir ve geçici de olsa kazanım elde edebilirler.

Türkiye’nin sahip olduğu güç, güvenlik kurumlarının imkan ve kabiliyetlerine karşın PKK/PYD ile mücadelenin yıllardır sürüyor olması bu perspektiften görül- düğünde, örgütün başarılı ya da yenilmez olduğuna ilişkin görüşler kökten çürümektedir.

Bu perspektif yine PYD’nin, Suriye’de sınırımıza bitişik bölgelerde yapılanmasına ve özellikle Afrin’e ya da Kandil ve Sincar’a niçin hemen müdahale edilmediği ve Fırat Kalkanı harekatının tüm hedeflerine ulaşmadan neden sonlandığının açıklamasını da içinde barındırmaktadır.

Barzani’nin 25 Eylül’de yapılacağını açıkladığı ve şu ana kadar geri adım atmadığı referandum her ne kadar IKBY’nin hemen bağımsızlık ilanı ile sonuçlanmayacaksa da Kerkük, Telafer, Tuzhurmatu gibi tartışmalı bölgeleri kapsaması; Arap, Türkmen ve Kürtler arasında Bağdat’ın doğrudan, İran’ın dolaylı müdahil olabileceği, Türkiye’yi de içine çekebilecek sıcak bir gerginliği mezhep farklılıklarına ek olarak etnik temele taşıma riskine sahip görünmektedir.

Irak’ta yerel dengeler ve üçüncü aktörlerin konumlarını değiştirebilecek bu gelişmelerin Suriye’de PYD tarafından nasıl okunacağı ve ABD, İsrail ile Rusya’nın ne tür bir tavır alacağına ilişkin veri tabanına sahip olunmadığı bir dönemde üretilecek olasılık senaryoları ve hipotezlerin hata payının yüksek ve maliyetli olabileceği dikkate alınarak söylenecek son sözlerin ilk söz olarak kullanılmasından herhalde kaçınmak gerekmektedir. Başbakan Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun yapıcı ve soğukkanlı söylemlerinin ulusal konularda birlik ve beraberlik ilkesi ile desteklenmesi bugünlerde Türkiye’nin tüm aktörlere vereceği en anlamlı ve güçlü mesaj olacaktır.