Gazetevatan.com » Yazarlar » Suriye’de kartlar yeniden dağıtılıyor...

Suriye’de kartlar yeniden dağıtılıyor...

26 Ağustos 2017 Cumartesi


“Esas işimiz uzakta bulanık duranı değil, yakında berrak duranı görmektir.”

Thomas Carlyle

Caferiliğin kurucusu, Ehl-i Beyt’ten İmam Cafer-i Sadık’ın babası, 12 İmamın beşincisi Muhammed el Bakır ile aynı adı taşıyan İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri’nin Türkiye’yi ziyareti sonrası Irak ve Suriye’de PKK ile uzantısı YPG’ye ortak harekat düzenleneceği haberleri basında yer almaya başladı.

Eğer örgüt üzerinde psikolojik baskı yaratma amaçlı değilse, olası bir harekatın ayrıntıları ile basında yer aldığı bu haberlerin sürpriz ve baskın faktörünü ortadan kaldırdığına değindikten sonra Türkiye ve İran’ın ortak güvenlik kaygıları ile tehdit algılamalarının işbirliğine dönüşme olasılığını irdeleyelim.

Şah Rıza Pehlevi döneminden günümüze Türkiye ile İran arasında Kafkasya ve Orta Asya’da süregelen rekabet, yakın geçmişte İslam Devriminin Türkiye’ye ihracı için İran’ın örtülü ve açık uygulamaları, Ankara’nın tüm kanıtları ile defalarca iletmesine karşın Tahran’ın, PKK unsurlarının ülkesindeki varlığını kabul etmek bir yana destek vermesinden sonra gelinen nokta devletler arasında ilişkilerin yalnızca çıkarların başatlığında belirlendiğinin açık bir örneği olmalı.

Niçin şimdi?..

Bölgede devlet geleneğine sahip kadim iki ülke arasında geçmişte her ne yaşanmış olsa da Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana ve gerek Irak gerek Suriye’de bağımsız Kürt devletlerinin kurulması ile radikal dinci örgütlere güvenlikleri açısından kesinlikle karşı olanlar Ankara, Tahran ve kabul etmekte zorlansak bile Şam’dır.

Ülkelerinin, çok zor olsa da toprak bütünlüğünü korumak isteyen Şam ve Bağdat, kendi Kürtleri ve ABD/İsrail ilişkileri nedeniyle IKBY ve özellikle PKK/PYD’nin otonom ya da özerk bir yapıya kavuşturularak Lübnan’a uzanan nüfuz alanının engellenmesine, mezhepsel nedenlerle Heyet Tahrir el-Şam gibi radikal örgütlere karşı olan Tahran, Irak ve Suriye’de ortak güvenlik kaygıları açısından geleneksel müttefiklerimizin önüne geçerek “düşmanımın düşmanı dostumdur” konumuna evrilmiş görünmektedir.

Müttefikimiz ABD, Suriye’de sahadaki yeni ortağı YPG ile kalıcılık arar, İsrail projelendirilen Kürt devletleri aracılığı ile kendisine yönelik tehditleri uydu bir cephe ile zayıflatmak ister, Esad’ın varlığını borçlu olduğu Rusya, Akdeniz kıyılarında kalıcılaştırdığı üsler ve elde ettiği siyasi güçle Çar 1.’nci Petro’nun sıcak denizlere inme rüyasını gerçekleştirmişken Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması bu aktörler için bir önem ifade etmemektedir.

PKK ve YPG’nin, Irak ve Suriye’de varlığını sürdürmesi hatta devletleşmesine orta ve uzun vadeli gelecek planlamaları doğrultusunda yardımcı olanlarla, güvenlik ve beka kaygıları nedeniyle karşı çıkanlar alt alta yazıldığında ortaya çıkan tablo Türkiye’yi bölgede radikal bir politika değişikliğine doğru yönlen- diriyor görünmektedir.

Suriye’nin paylaşım savaşında İdlib-Afrin hattının yaşamsal bir öneme yükseldiği şu günlerde, İran’ı 33 yıl sonra PKK ile ortak mücadele teklifine mecbur bırakan nedenleri unutmadan, köprülerin altından akan suyun İdlib ve Afrin üzerinden Ankara, Tahran ve Şam’a ulaştırdığı ortak mesajları zamanında okuyarak hareketlenmek hiç bu kadar önemli olmamıştı...