Gazetevatan.com » Yazarlar » Suriye’de sular ısınırken...

Suriye’de sular ısınırken...

18 Ağustos 2017 Cuma


Ağırlığını, 20.000 dolayında varsayılan savaşçısı ile El Nusra’nın oluşturduğu cihatçıların çatı örgütü Heyet Tahrir el Şam’ın İdlib’de denetimi ele geçirmesi Suriye iç savaşında yeni bir sayfanın açılmasına aday görünüyor.

Suriye ordusunun Rakka’dan çekilen DEAŞ unsurlarının yığınak yaptığı Deyr-ez Zor civarında hareketlenerek bölgeyi ABD destekli YPG’den önce ele geçirmeye çalıştığı son günlerde Suriye’nin paylaşım savaşında İdlib-Afrin hattı tüm aktörler açısından kilit öneme yükselmiş bulunuyor.

Fırat Kalkanı ile TSK tarafından güvence altına alınan Cerablus merkezli cep dışında tüm Suriye sınırının YPG ve Heyet Tahrir el Şam’ın denetimine girmiş olmasının yarattığı ve Irak’taki gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde giderek ağırlaşan güvenlik ve tehdit kaygıları Türkiye’yi köşeye sıkıştıran bir kulvara girmiş bulunuyor.

Türkiye’nin, İdlib’in cihatçı unsurlardan arındırılmasında ABD-Rusya-İran ile örtüşen tehdit algısının Afrin’de ayrışmaya dönüşmesi yaşanan krizin çözümü ve ortak cephe oluşturulmasında en kritik basamak.

ABD’nin YPG ile işbirliğinin geçici ve taktik seviyede olduğu yatıştırıcı ve zaman kazanmaya yönelik açıklamalarının aksine uzun vadeli kalıcı stratejik bir planlamanın uygulamaya konulduğu dikkate alındığında Suriye’de ipleri elinde tutan Pentagon’un, Ankara’nın Afrin’e yönelik harekatına sıcak bakmayacağı çok açık olmalıdır.

Rusya’nın ise YPG’nin tümüyle ABD’nin denetimi altına girmesini engelleme adına Afrin’de bayrak göstererek (Raju-Dayr Ballut-Gazzaviye-Kafr Janneh’te askeri üs ve kontrol noktaları) verdiği fiili, PYD’ye Moskova’da temsilcilik açma izni ve terör örgütü olarak kabul etmediği açıklaması ile siyasi desteği anımsandığında Afrin’e yönelik bir harekatta ikna edilmesi gereken aktör sayısı ikiye yükselmektedir.

Bu durumda Türkiye’nin önündeki seçenek yelpazesi ve manevra alanı sınırlanmaktadır.

Bu seçeneklerden birincisi İdlib’e yönelik ortak operasyon karşılığında Afrin’in YPG’den arındırılmasına ABD ve Rusya’nın yeşil ışık yakmasının sağlanması, ikincisi ise bedeli her ne olursa olsun bu harekatın gerçekleştirilmesidir.

Bu noktada ise kriz yönetiminin maliyetle ilgili dikkate alınması gerekli vazgeçilmez unsurları devreye girmektedir.

Bunlar; krizin uzama ve yaygınlaşma riski, BM, AB, NATO, vb. gibi uluslararası kuruluşların olası tavır ve tutumları, müttefik ve karşı cephelerin değerlendirilmesi, kamuoyu desteğinin ölçülmesi, ekonomik kayıp ve çatışma halinde verilecek zayiat ve hasarın hesaplanması, kamuoyunun zayiat ve hasarı tolere etme derecesinin tespiti, üçüncü aktörlerin krize müdahale olasılığı ile sonuçlarının öngörülmesidir.

Mücadele edilen bir terör örgütüne karşı yurtiçinde ne kadar başarı kazanılırsa kazanılsın, örgüt Türkiye dışında cephe gerisi ve güvenli üs bölgesi olarak kullandığı alanları korumayı sürdürdüğü sürece, sonlandırıcı mutlak bir başarı elde etmenin mümkün olmadığı gerçeği, Irak ve Suriye’de Türkiye’nin yaşadığı açmaz ve giderek açılan makasın adıdır.

Tersine akıtılması mümkün olmayan bir nehirle karşılaşmak ya da su daha da yükselmeden nehrin yatağını değiştirmek…

Türkiye’nin “olmak ya da olmamak” seçiminin anahtarı kapının üzerinde asılı bekliyor.