Gazetevatan.com » Yazarlar » Japonya ve Sakuralar...

Japonya ve Sakuralar...

15 Ağustos 2017 Salı


“İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.”

Montesqieu

Egosu şişkin, kibirli Batı’yı uygarlığın merkezi ve çıkış noktası olarak niteleyerek kendilerini koşullandıranlar; tevazu, saygı, nezaket, zarafet ve kurallara itaatin zirve yaptığı, teknolojinin ise hemen tüm Avrupa ülkelerinden yıllarca ileride olduğu Japonya’yı ziyaret ettiklerinde herhalde çok şaşıracaklardır.

Yaşam ve ölümün simgesi, Samuraylar için yaşam felsefesi olan Sakura’lar (meyve vermeyen kiraz ağaçları) anlamına varıldığında yurtları Japonya’yı belki de en iyi anlatan doğanın sessiz anıtlarıdır.

Çiçek açtıklarında görsel bir şölene dönüşen Sakura’lar, Japonlar için yaşamın coşkulu güzellikleri ile ölümün hiç beklenmeyen bir zamanda gelebileceğinin simgeleridir. Çünkü Sakura ağaçlarının yaşamı çağrıştıran olağanüstü güzellikteki çiçekleri, en canlı ve en diri göründükleri bir dönemde solmadan ve kurumadan yere düşerek birden bire gelen ölümün sembollerine dönüşürler.

BM 2016 kayıtlarına göre 38 milyon nüfusu ile dünyanın pek çok ülkesinden daha kalabalık olmasına rağmen Tokyo’nun belki de dünyanın en sessiz ve sakin kentlerinden birisi olması -örneğin trafikte asla klakson sesi duyulmaması, insanların yüksek sesle konuşmaması, meraklı ve sorgulayıcı bakışların olmaması, herkesin kurallara ve diğerlerinin haklarına saygı göstermesi, sokaklarda sigara içilmemesi- özellikle son yılların İstanbul’undan gidenler için çok şaşırtıcı olmalı...

Çağdaşlık ya da modernitenin, geleneklerden kopmadan aksine onları daha da güçlendirip yeni kuşaklara aktararak birlikte yaşanabileceğinin pratikte bir deney alanı olan Japonya’dan öğrenebileceğimiz o kadar çok şey var ki..

Takım elbiseli, beyaz eldivenli, koltuklarının baş dayanan yerleri beyaz dantel örtülerle kaplı araçları ile taksi şoförleri, Şinto ve Budist tapınaklarında kendi ritüelleri uyarınca abdest alarak ölülerine, önlerinde eğilerek saygılarını sunan gençler ve yaşlılar, İmparatorluğun yüzyıllarca başkenti olan Kyoto’yu, tarihlerini öğrenerek gururlanmak için öğretmenleri eşliğinde büyük bir disiplin içinde ziyaret eden üniformalı binlerce ama çevreyi rahatsız etmemek için yüksek sesle konuşmayan öğrenciler ve tevazu ile sarmalanan saygı ile nezaketin üzerinde yükselen üstün bir teknoloji toplumu... Batının uygarlığını bir öyküye dönüştüren ayrı ve gerçek bir uygarlık..

İkinci Dünya Savaşı’nın mağlup, yıkılmış, genç nüfusunun önemli bir bölümünü kaybetmiş, kimi sınırlamaların hala geçerliliğini koruduğu bir ülkenin aradan geçen 70 yıl sonra nasıl olup ta dünyanın teknoloji devlerinden birisi olduğunu merak edenler için derslerle dolu bir yer Japonya...

Bunun sırrı acaba size hizmet edenlere teşekkür ettiğinizde kendilerine size hizmet fırsatını verdiğiniz için önünüzde saygı ile eğilerek teşekkür eden Japon tevazuu ve kültürü mü? Ya da yarın ölecekmiş gibi yaşamayı, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmayı öğreten Sakura çiçeklerinden esinlenen Samuray felsefesi mi?

Bir seri konferans için Japon Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak gittiğim Japonya izlenimlerim ve kendimce aldığım dersleri gecikerek de olsa paylaşmak istedim.