Gazetevatan.com » Yazarlar » Suriye ve Irak’ta neler oluyor - 2

Suriye ve Irak’ta neler oluyor - 2

11 Ağustos 2017 Cuma


“Ne yazık ki o ulusa parçalara bölünmüştür ve her parçası kendini bir ulus sanır...”

Halil Cibran

Musul’un DEAŞ’tan arındırılmasından sonra 16 Haziran 2014’ten günümüze örgütün elinde bulunan Türkmen kenti Telafer’in geri alınma operasyonu 03 Ağustos’ta başlamış bulunuyor.

Musul’un ardından DEAŞ’ın, Irak’ta ikinci büyük merkezini de kaybetmesiyle sonuçlanacak bu operasyonun Türkiye açısından oldukça sorunlu bir yanı var.

Telafer’in Türkmen nüfusunun yüzde 75’i Sünni ve operasyona Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen İran güdümlü Şii Haşdi Şabi milisleri katılıyor. Irak Başbakanı İbadi, 2016 sonunda Haşdi Şabi’nin Telafer’e girmeyeceğini söylemiş olsa da geçtiğimiz günlerde Bağdat’ta yaptığı konuşmada operasyonda Haşdi Şabi ile birlikte Haşdi Aşair’in de (aşiret güçleri) yer alacağını üstelik Mehdi ordusu lideri Şii Mukteda el Sadr’ın karşı çıkmasını dikkate almayarak açıklamıştı.

Türkmen Cephesi liderlerinin Şii grupların Telafer harekatına mezhepsel kaygı- larla katılmalarının sakıncalarına dikkat çeken, kendilerine bu konuda verilen sözlerin tutulmadığı açıklamaları ve Türkiye’nin ikazlarına karşın Haşdi Şabi’nin operasyona dahil edilmiş olması, Şii milislerin aşırı şiddet uygulama sicillerine bakıldığında IBKY’de 25 Eylül bağımsızlık referandumu, Kandil ve Sincar’da PKK varlığı dışında Irak’ta yeni bir krizin daha ufuk hattına düştüğünün habercisi.

İran’ın; Esad, İbadi ve Talabani üzerinde mevcut siyasi etkisine ek olarak Suriye’de Hizbullah ve Devrim Muhafızlarına bağlı unsurlar, Irak’ta Haşdi Şabi milisleri ile askeri güç ve etkisini de artırdığı dikkate alındığında Türkiye’nin bu ülkelerde manevra alanının giderek daraltılıp yönlendirme gücünün zayıfladığı görülmektedir.

Sınırdaş iki ülke Suriye ile Irak’ta; PKK, YPG, DEAŞ, Heyet Tahrir el-Şam ve uydu radikal grupların potansiyel olmaktan öteye Türkiye için doğrudan aktif birer tehdit kaynağı olan ve kullanıma açık varlıkları, ABD ve başta Almanya olmak üzere kimi Avrupa ülkeleri ile sorunlu ilişkilerle bir arada değerlendirildiğinde Ankara’nın, Türkiye karşıtlığının prim yaptığı bir çevreleme politikası (containment policy) ile karşı karşıya olduğu görülmektedir.

Türkiye farklı siyasi görüşlerin ötelenerek iç barışını güçlendirme, birlik, dayanışma, ortak gelecek tasarımları çevresinde bütünleşme, kısır ve sığ çekişme ve çatışmalardan soyutlanmaya yakın tarihinde hiç bu kadar ihtiyaç duymamıştı.

Türkiye’nin kendisine biçilen ve giderek ağırlaştırılan dış sorunların üstesinden gelmesi tutsak edilmek istenildiği iç sorunların tuzağından ivedilikle kurtulmakta yatmaktadır.

Suyun sürüklemesini beklemek yerine su olmanın günü bilelim ki bugündür...