Gazetevatan.com » Yazarlar » Ankara-Berlin hattında neler oluyor?

Ankara-Berlin hattında neler oluyor?

01 Ağustos 2017 Salı


“Devletlerin ebedi ve değişmez düşmanları ve dostları yoktur, çıkarları ebedi ve değişmezdir. Bizim görevimiz bu çıkarları korumaktır.”

Lord Palmerston

İngiltere’de  18’nci yüzyılda Savaş ve Dışişleri Bakanlıkları görevlerinde bulunan Lord Palmerstone gerçek adı ile Henry John Temple’in, uluslararası ilişkilerde gerçekçiliğin mottosuna dönüşen bu sözlerinin hele son dönemlerde yaşananlara bakıldığında geçerliliğini korumadığını kim söyleyebilir ki?

Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı gerçekleştirecek bir ilişki düzeyinden Suriye ile gelinen nokta, PYD’ye adını değiştirmesini önerdiğini büyük bir fütursuzluk ve alaycı bir gülümseme eşliğinde açıklayan ABD Özel Kuvvetler Komutanı ve bir terör örgütünü Suriye’de müttefik seçen Amerika, bir Türk Bakanın ziyaretinin hoş karşılanmayacağını açıklayan, bir başka Türk Bakana neredeyse güç kullanmaya varan olağanüstü kaba davranışı kendisine yakıştırabilen uygar! Hollanda, Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını isteyen Avusturya, Katar’da Türk askeri üssünün kapatılmasını talep eden ancak sonradan vazgeçmiş gibi görünen, Kabe’nin korunması için Osmanlı tarafından yapılan Ecyad kalesini yıkarak yerine lüks rezidanslar yapan Hadimu’l-harameyn eş-şerifeyn! ünvanlı kralın yönetimindeki Suudi Arabistan, büyükelçileri aracılığı ile Türkiye’ye tehditler savuran BAE,  PKK-DHKP-C-FETÖ’cülere güvenli bir limana dönüşen, aidiyeti belirsiz ada ve adacıklara el koyan Yunanistan, Cemil Bayık’a video konferansla yandaşlarına hitap etme imkanı sağlayıp Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına salon tahsisini engelleyen Berlin ve Türkiye’ye ‘müsamaha ve sabır gösterdiklerini açıklayan Almanya’nın Sosyal Demokrat Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel.

Örneklerini daha da çoğaltabileceğimiz bu ülkeler ve davranışları sergileyenler, günümüz ve geçmişte Türkiye’nin dostları! olduklarına göre değişen nedir sorusunun yanıtı “ebedi çıkarların, ebedi olmayan dostlukların önüne geçmiş olmasıdır.”

Bütün bunları bir kenara bırakarak  Sigmar Gabriel’in yukarıdan bakan, kibir ve süper egonun doruk yaptığı açıklamasına dönelim. 

Bir baba ve anne, çocuklarının yaramazlıklarına müsamaha gösterebilirler çünkü onlar büyük oldukları için bağışlayıcıdırlar, doğruyu göstermek ve örnek olmakla yükümlüdürler. Ya da bir öğretmen öğrencilerine müsamaha gösterebilir. Çünkü görevi onları eğitmek, iyi bir insan ve iyi bir yurttaş olarak yetişmelerini sağlamaktır.

Ama bir devlet bir başka devlete, o devlet adına konuşmaya yetkili Bay Gabriel gibi bir ağızdan müsamaha gösterdiğini söylediğinde işler değişir, değişir çünkü devletlerarası ilişkiler eski deyimle ‘madun ve mafevkler’ arasında değil eşitler arasındadır.

Hafızalar ve gönüllerde kırıcı tortular bırakan söylemlerin, nedenleri her ne olursa olsun yaşanan anlaşmazlık ve gerginliğin çözümüne yardımcı olmayacağı bilinirken, krizin yönetilemeyen bir konuma yükselmemesi adına popülizmden uzak durulması ön bir koşuldur.

Çünkü her iki ülkenin karşılıklı ve Lord Palmerston’un sözleri ile ebedi çıkarları bunu gerektirmektedir.