Gazetevatan.com » Yazarlar » 25 EYLÜL- 2

25 EYLÜL- 2

21 Temmuz 2017 Cuma


“En büyük zaman hırsızı, kararsızlıktır.”

C.Flory

Barzani’nin, 25 Eylül’de bağımsızlık referandumunu gerçekleştirmesi halinde demografisini Kürtler lehine değiştirdiği Kerkük dahil tüm tartışmalı bölgelerde yüksek oranda evet oyu çıkacağına kesin gözü ile bakılıyor. IBKY yetkilileri bu oranı yüzde 80 olarak beklediklerini açıkladılar bile..

Her ne kadar referandumda bağımsızlık kararının onaylanmasının hemen ardından mevcut ‘de facto’ durum ‘de jure’ bir biçime dönüştürülmeyecek olsa da bunun PKK ve PYD üzerinde Türkiye’yi ciddi anlamda rahatsız edecek ve ulusal güvenliğini tehdit edecek gelişme ve yansımalara eşlik etmesi kaçınılmaz görünmektedir.

IBKY’nin petrolünü ancak Türkiye üzerinden satabildiği, dünyaya açılan kapısının ise Habur olduğu dikkate alındığında ilk bakışta bu kartlar Türkiye’nin elini güçlendiriyor görünse de Ankara’nın bu kartları oyun alanına sürmesi piyasada değişik aktörlerin varlığı ve çıkar projeksiyonları nedeniyle pratikte çok kolay ve sonuç alıcı görünmemektedir.

Öte yandan bağımsızlık ilanı halinde, bu karara destek verebilecek ülkelerle karşı çıkanlardan oluşan cephelere bakıldığında, olağanüstü bir gelişme yaşanmaması halinde mevcut konjonktürde sıklet merkezi Barzani’den yana görünmektedir.

Türkiye’nin tek başına ya da salt Bağdat ve Tahran’ın üstelik nereye kadar süreceği kuşkulu desteği ile engellemesi olanaklı görünmeyen böyle bir durumda dikkatini yöneltmesi gereken yer Barzani’nin otoritesi ve hayallerinin önünde bir diken gibi durmayı sürdüren Kandil, Sincar ve Suriye’de PYD varlığıdır.

İran her ne kadar Irak’ın toprak bütünlüğünden yana ve referanduma karşı görünüyorsa da son tahlilde bu ülkenin bölünmesi halinde Şiilerin yoğunlukla yaşadığı ve petrol zengini Basra merkezli bir bölgeyi etki alanı altında tutmayı sürdürecektir. Merkezi hükümetin zayıflamasına koşut olarak Irak’ta daha da artacak İran etkisinin rahatsız edeceği ve ürküteceği ülkelerin varlığı ise Türkiye’nin önündeki manevra alanlarından birisini oluşturmaktadır.

Bağdat hükümeti ise DEAŞ tehdit ve tehlikesini tümüyle ortadan kaldıramadığı bir ortamda ve Irak Kürtlerinin ağırlıkla Sünni mezhebine mensup olmaları nedeniyle Şii ve Sünniler arasında mevcut gerilimi daha da artıracak güç kullanımı ve çatışmayı son opsiyon olarak korumayı seçecek gibi görünmektedir.

Bu durumda Türkiye için geriye kalan kaçınılmaz seçenek IKBY’nin bağımsızlığı halinde cesaretlenerek bunu bir model olarak benimseyecek ve ABD’nin açık, Rusya’ın örtülü katkıları ile Suriye’de önemli mesafe ve kazanımlar elde eden PYD ile Irak’a PKK varlığıdır.

Yıllardır politikada ne kadar ustalaşmış olursa olsun aşiret kültür ve geleneğinden gelen ve bu kültürün geçerli olduğu bir coğrafyada devletleşerek kalıcılaşmak isteyen Barzani’nin önündeki en büyük engel, her açıdan desteğine ihtiyaç duyması gereken Ankara değil gücünü paylaşması halinde otoritesini zayıflatacak olan PKK ve PYD’dir.

Kimi zaman gerçekleri kabul etmek zaman tünelinde varlığını sürdüren bağlayıcı söylemler nedeniyle zor olsa da geleceği güvenli kılmanın yollarından birisinin geçmişte yaşamamak olduğu unutulmamalıdır.