Gazetevatan.com » Yazarlar » Kıbrıs-ABD-AB-Katar

Kıbrıs-ABD-AB-Katar

14 Temmuz 2017 Cuma


“Akciğerim kara, karaciğerim ak oldu.” Bir Kıbrıs deyişi

Bu deyişi ilk kez 22 Temmuz 1974’de, Lefkoşa-Küçük Kaymaklıdaki mücahit mevzilerine birlikte giderken yanlış bir yöne sapmamız sonucu ateş altında kaldığımız ve bir komando birliğinin müdahalesiyle son anda kurtulduğumuz, adı bende saklı DAL-2 mensubu bir Kıbrıslı Türk’ten duymuştum.

Rumların bitmek bilmeyen baskıları, adanın tek egemenleri gibi davranmaları, ölçüsüz şiddet eylemleri ve Kıbrıslı Türkleri aşağılamalarını anlatırken kullanmıştı sonraları sıklıkla duyacağım bu deyişi...

Rum lider Anastiadis’e geçmiş liderlerden miras kalan ve sadakatle uyguladığı uzlaşmazlık politikası, Cenevre’de bu defa çözüm bekleyenlerin ciğerlerinin rengini bir kez daha değiştirmiş olmalı.

BM Genel Sekreteri Guterres ve özel temsilcisi Eide’nin umut verici açıklamaları yanı sıra KKTC’ye uygulanan psikolojik baskı, adadaki hidrokarbon yatakları nedeniyle İsrail’in geri planda kalması -RMMO ile ortak manevra icrası bu fotoğrafa ayrı bir sayfa olarak eklenmelidir- ancak ABD’nin öne çıkarak son anda Başkan Yardımcısı Michael Pence’in doğrudan devreye girmesi ve Almanya liderliğinde AB’nin verdiği güçlü destek çözümün çok yakın olduğu izlenimi uyandırmıştı.

Ancak Brexit ile Avrupa Birliğinden ayrılma kararı alan İngiltere’nin adanın bütünüyle AB’ye girmesi halinde etki gücünü kaybedebileceği, güneyde güçlü bir koloni ve ekonomik çıkarları bulunan Rusya Federasyonu’nun sessizliği yakın olarak algılanan çözümün aslında ufuk hattına net olarak düşmediğinin belirtileriydi.

Yıllarını Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinde tüketmiş ve Rumların genetik kodlarını çok iyi bilenler, yaratılan atmosferin aksine Başkanlık seçiminin eşiğinde bulunan Anastiadis’in siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlığı kabul etmesinin mümkün olmadığını, garanti ve güvenlik konularında ödün vermesi halinde siyasi hayatının sonlanacağını, bu nedenle Cenevre’de olumlu bir sonuca ulaşılamayacağını söylerlerken bir kez daha haklı çıkmış görünüyorlar.

Her ne kadar diplomasinin bir gereği olarak Cenevre’de çöken müzakerelerin bir son olmadığı taraflarca ifade ediliyor olsa da Kıbrıs sorununa BM parametreleri dahilinde bir çözüm üretme imkanının kalmadığının anlaşıldığı yaşanan dönemde, yeni politikalar ve tüm aktörlerce kabul görecek yeni hedeflere ilişkin alt yapıların süratle üretilmesi kaçınılmaz hale gelmiş bulunmaktadır.

Daha önce ilan edildiği üzere Türkiye ile GKRY arasında münhasır ekonomik bölgeler konusunda ihtilaflı 6’ncı parselde Fransız Total ve İtalyan Eni tarafından 13 Temmuz’da (dün) delme çalışmalarına başlanmış olması halinde Doğu Akdeniz’de suların bir kez daha ısınması kaçınılmaz görünüyor.

Bu arada Körfezde yaşanan Katar odaklı krizde, bu ülkeye çok güçlü destek veren Türkiye’nin bilinen hassasiyetleri adına, 2017 Nisan ayında Katar (Qatar Petroleum), ExxonMobil ve GKRY arasında Kıbrıs’ta 10’cu parselde doğal gaz arama ve çıkarma konusunda imzalanan anlaşmanın anımsanması karşılıklı dostluk adına yararlı olacaktır.

Hele imza töreninde Katar Petrol Şirketi CEO’su Saad Sherida Al Kaabi’nin “Bu anlaşma ile uluslararası alanda ayak izlerimiz Doğu Akdeniz’e genişleyecek” sözleri anımsandığında...

Not: Yazılarını yararlanarak okuduğum Sayın Okay Gönensin’e Tanrıdan rahmet diliyor, bu erken kayıp için Gönensin ve Vatan Ailelerine içtenlikli taziyelerimi sunuyorum.