Gazetevatan.com » Yazarlar » Trump-Ruhani-İran

Trump-Ruhani-İran

02 Haziran 2017 Cuma


“Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, kardeş olarak yaşamayı.” Martin Luther King

23 Mayıs günlü yazımızı “İkinci Ruhani döneminin bölgesel ve küresel barış açısından başarısının taşıdığı önem umarız Suudi Arabistan’ı askeri açıdan aşırı güçlendirerek bölgede çok tehlikeli bir denge arayışına girmiş görünen Trump tarafından da biliniyor olsun” cümlesi ile bitirmiştik.

Riyad ziyaretinde Suudi Arabistan’la imzalanan yüz milyar dolarlık silah satış anlaşması, on yıllık bir dönemde bu rakamın üç yüz milyar dolara yükseleceğine ilişkin basına yansıyan haberler bölgenin yakın gelecekte yeni alçak basınçlara sahne olacağının ön işareti..

Bu işareti güçlendiren bir başka husus ise Trump’ın Riyad’da, ABD-İslam Ülkeleri Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İran’a ayırdığı bölümde yer alan “İran rejimi barış için ortaklık yapmaya karar verene kadar, vicdan sahibi tüm milletler İran’ı yalnız bırakmalı, izole etmeli ve İran halkının sonuna kadar hak ettiği adil ve meşru hükümete ulaşması için dua etmeli.” cümlesi..

14 Temmuz 2015’de Viyana’da P5+1 ülkeleri ile Tahran arasında imzalanarak dünya genelinde ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılanan İran’ın nükleer çalışmalarını sınırlandırması ve denetime açmasını öngören anlaşma unutulmamalıdır ki muhafazakar kesimin tepkilerine karşın Ruhani döneminde gerçekleşmişti.

Ruhani’nin oyunu artırarak ikinci kez cumhurbaşkanı seçildiği yaşanan dönemde, gerçekleştirmeyi amaçladığı açılımlara karşı kendisini sınırlamak isteyebilecek -üstelik seçimde yenilgiye uğrayan- muhafazakar çevrelerin güçlenmesine neden olacak “yalnızlaştırma ve izolasyon çağrısının” gerçekçi ve öngörülü politik bir görüşü yansıtmadığı çok açık olmalı.

Kaldı ki Trump’ın “İran halkının adil ve meşru bir hükümete ulaşması için dua edilmeli” sözleri tersinden okunduğunda mevcut hükümetin meşru olarak kabul edilmediği anlamı çıkmaktadır ki bu da Ruhani’nin elini içeride ve uluslararası arenada zayıflatan bir ayrı husus olarak ortaya çıkmaktadır.

Vekalet savaşları

Ruhani’nin konumunu güçlendirmesi ve düşündüğü açılımları gerçekleştirebilecek zemini yakalayarak tutucu çevrelerden gelebilecek direnişleri etkisizleştirmesi için öncelikle İran’ı dünyaya açarak refah düzeyini artırması ve bağlı olarak kamuoyunun desteğini daha da arkasına alması gereken bir dönemde izolasyon ve yalnızlaştırma çağrıları İran’ın iç dinamiklerini bilmemekle eşdeğer olmalı. Hele bu iç dinamikler arasında Ruhani için bir prangaya dönüşebilecek Velayet-e Fakih ve Merci-i Taklit kuramları varlıklarını korurken..

Öte yandan Suriye ve Yemen’de vekaleten bir savaşın tarafları olan, aralarındaki mezhep farklılığının daha da besleyerek yükselttiği çıkar ve güç çatışmasının kolaylıkla denetim dışına kayabileceği İran-Suudi Arabistan rekabetini, ABD ve İsrail desteğinde tehlikeli sulara yöneltebilecek silah satışı anlaşması bölgenin kendine özgü gerçekleri ile uyuşmamaktadır.

İran’da egemen Şia inancı önderliğinde yükselen Fars milliyetçiliğinin yakın geçmişte yaşanan dışavurum örneklerine bakıldığında Tahran’ın tepkiselliğinde sertlik dozunun çok yüksek olabildiği görülecektir.

Bu nedenle varlığını idame refleksi septisizm derecesine yükselmiş bir ülke olan İran’la ilişkilerin özel bir reçete gerektirdiği unutulmamalıdır.