Gazetevatan.com » Yazarlar » Gri ada... Kıbrıs

Gri ada... Kıbrıs


“Çoğu insanın problemi akıllarından çok ümitleriyle, korkularıyla ya da arzularıyla düşünmeleridir.”

Will Durant

BM Kıbrıs arabulucusu Eide’nin dört aşamadan oluşan yeni planı (Akıncı ve Anastiadis’in Nisan başında bir yemekte buluşması, müzakerelere başlanarak Temmuz sonuna kadar çerçeve anlaşması sağlanması, Garanti ve Güvenlikle ilgili Kıbrıs Konferansının Mayıs ya da Haziran’da Cenevre’de toplanması, varılan kapsamlı anlaşmanın Eylül’de her iki tarafta eş zamanla referanduma sunulması) uyarınca Akıncı ve Anastiadis 2 Nisan’da Ledra Palas’ta öğle yemeğinde bir araya gelecekler.

Her ne kadar GKRY Meclisinin Enosis’in Rum okullarında anılmasına ilişkin kararı geçerliliğini korumayı sürdürüyorsa da Rum tarafı uygulamanın Eğitim Bakanlığına devrini öngören ayrı bir tasarının meclise sunulacağını açıklayarak geri adım atmadan atmış görüntüsü yaratmayı başarmış görünüyor.

Yerli yerinde durarak Demokles’in Kılıcı işlevi yüklenen Enosis’in anılması kararına ilişkin bağlayıcı söylemlere karşın müzakerelerin yeniden başlaması yönünde bir adım atılacağının anlaşıldığı şu günlerde Ada’da adil ve kalıcı bir çözüm için Türk tarafının temel parametrelerini özetle anımsayalım.

Temel parametreler

Ada’daki gerçekler temelinde çözüm; iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi, iki kesimlilik, tarafların siyasi eşitliği, yeni bir ortaklık devleti kurulması, eşit statüde iki kurucu devlet, 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının yürürlükte kalmaları, Türkiye’nin Garantörlüğü ile iki kesimlilik ilkesinin zayıflatılmaması ve varılacak çözümün AB’nin birincil hukuku durumuna getirilmesi..

Aslında Ada’da mevcut statükoyu ifade eden bu temel parametrelere karşın Akıncı ve Anastiadis arasında çözüm müzakerelerine çerçeve işlevi gören 11 Şubat 2014 tarihli Ortak Bildiri’nin 1nci maddesinde her nedense Ada’daki statükonun kabul edilemez olduğuna (status quo is unacceptable) yer verilmiştir.

Nitekim Anasitiadis 13 Şubat 2014’de düzenlediği basın toplantısında “ Belirtmek isterim ki, egemenliğin, geçmişte kabul ettiğimiz iki toplumdan kaynaklanması yerine bu defa Kıbrıs’lı Rumlar ve Kıbrıs’lı Türklerden kaynaklandığının kabul edilmesi bizim için bir başarı ve kazançtır. Çünkü 1960 Anayasasının tanımladığı şekilde toplumlara değil, Kıbrıs halkının oluşturucu unsurlarına atıf yapılmıştır.” diyerek Kıbrıs Türk Toplumunu yok saymıştır.

Bu açıklama 1960 Anayasasında yer alan “eşit kurucu ortak” nitelemesi ve Annan Planında kayda geçirilen “1960’da kurulan Cumhuriyet’in ortak kurucuları olduğumuzu hatırlayarak” ibaresi ile BM belgelerindeki “Federal Devletin halkının Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumlarından oluşacağı ” ifadelerinin müzakerelerde terk edildiği ve toplum kavramından kaynaklanan hakların eritileceği anlamını taşımaktadır.

Bu terkin ilk bakışta görünmeyen amacı ise Türk Toplumu kavramını ortadan kaldırarak yerine Kıbrıslılık kavramını yerleştirmek ve Rumların nüfus çoğunluğu içinde Kıbrıs Türk nüfusunu zaman içinde eritmektir. Nitekim Rum tarafı Orwell’in 1984 adlı başyapıtından esinlenmiş olmalı ki Ada’da Türk nüfus oranının Rum nüfusun 4’te 1’i olmasını açıktan önererek amaçlarını gizleme gereğini dahi duymamıştır.

Kurucu devlet mi eklemleme mi?

Yaratılmasına çalışılan Kıbrıslılık kavramını destekleyen bir ikinci önemli nokta ise 2014’de iki liderce kabul edilerek yayınlanan Ortak Bildiri’nin 3’ncü maddesinde yer alan “Birleşik Kıbrıs, BM ve AB ‘nin bir üyesi olarak ” cümlesinde gizlenmiştir. BM ve AB üyeliği ancak bir devlet oluştuktan sonra gerçekleşebileceğine göre bu anlatım, çözümün Kıbrıs Cumhuriyeti temelinde yeniden birleşme olarak gerçekleşeceği ve ulaşılırsa eğer KKTC’nin çözümle birlikte bizim GKRY olarak andığımız Kıbrıs Cumhuriyetine eklemleneceği anlamındadır.

Meraklısına son bir not daha ekleyelim. Çözümle birlikte GKRY’ye terk edilecek yüzde 7 ya da yüzde 8 olarak ifade edildiği için reel büyüklüğünün ne olduğu ilk bakışta anlaşılmayan toprakların KKTC topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturduğunu biliyor muyuz?

 Çözüm elbette ulaşılması arzu edilen bir sonuç. Ama aklın rehberliğinden uzaklaşmadan..