En çılgınlar, en sakin şehirden çıkar!

GÖZDE TEZER / tezergozde@gmail.com |  20 Şubat 2014 Perşembe - 10:39 | Son Güncelleme : 20 02 2014 - 10:39

Ultra masum masallardaki, anormallikleri düşündünüz mü hiç? Prag, işte bunun kanıtı gibi... GÖZDE TEZER, masallar aleminden bildiriyor...


Prag, gıdıklayıp güldürmek istiyorum seni bu ne hüzün? Masal kitaplarındaki resimlere benziyorsun diye böyle hüzünlü durman gerekmiyor, mutlu masallar da olur. Neyseki çocukların Prag’lılar, senin gibi hüzünlü değiller. Gıdıklamayı iyi biliyorlar seni, adım başı pub’ları, her katı başka müzik çalan barları, botlarda sabaha kadar after party’leriyle alıyorlar hüznünü. En çılgın insanlar, en sakin şehirlerden çıkıyor. Bunu bir kez daha onaylıyorlar.

Ben sevmeyenlerdenim turist turist gezmeyi. Tarihini anlatırlarken bana örneğin o her saat başı, içinden kuklalar çıkan astronomik saat kulesinin, yüzyıllar önce o kulede buluşan yasak aşıkları hayal ettim. Ya da kendimin 300 yıl önceki versiyonunu alıp, bir zamanlar at pazarı olan Wenceslas Meydanı’nda gezdirdim soylu soylu. Koptum konudan.

HER YER FRANZ, HER YER KAFKA

Kopamadığım tek konu Kafka oldu. Oğlunun başarısıyla övünmeye doyamayan bir baba gibisin Prag ona karşı. Heykeller, müzeler, kafeler, Kafka aşağı Kafka yukarı. Heykeller tamam, hepsinin bir hikayesi var, örneğin Kafka’nın o meşhur hikayesindeki başsız dev, omzuna almış Kafka’yı, heykel olmuş duruyorlar o sokakta. Ve bu saygı, duygulandırıyor bakanı. Ama Kafka Kafe tabelasını görüp de merakla girdiğim o kafelerde, ikea masalarla karşılaşmak, pek duygusal olmuyor bak, duvarda bir Kafka posterciği falan, ayıp oluyor.



AĞRI EŞİĞİ DÜŞÜKLER GELMESİN

Yahudi kamplarındaki çocukların yaptığı resimlerinden oluşan sergiyi sorarsan, o öyle suni değildi, çiçek böcek başlayan resimler, yaratıklarla, karanlıklarla doluyordu kamplarda geçen süre uzadıkça. Tekmeleyen, tokatlayan saatler geçireceğiniz bir müze. Ağrı eşiği düşük olanlar gitmesin. Özgür çocukluğundan ötürü suçlu hissederek çıkıyorsun kendini. Sonrasında da hep o çocukları düşünüp yumruklanmaya devam ediyorsun.

BU DA ACI SEVENLER İÇİN...

Ve David Cerny, Prag'ın yaramaz çocuğu. Gezerken o akıllı uslu caddelerde karşınıza bir anda, Çek haritası şeklinde minik bir havuza işeyen iki adam heykeli ya da nehrin üstünden şehre nah çeken koca bir el çıkartıveren (el artık yok gerçi), Prag sokaklarını kişisel sergi alanına çevirmiş ünlü Çek sanatçı. Çok estetik dalga geçiyor. Pamuk şeker Prag’ın, acı sosu. Acı sevenler için.

PEKİ, GÜVENLİ Mİ?

Peki, Prag güvenli mi? Valla, inanışa göre bir haham tarafından kilden yapılan heykel-canavar ‘Golem’, dönemin Prag’ında Yahudi Mahallesi’nin koruması için canlandırılmış, gerçek bir yaratık olmuş ve yahudileri korumuş. Bunu duyan anti-turist ben, fotoğraf falan çekmekle uğraşırken arkadaşlarım, Golem tarafından kurtarılmaktaydım işkencelerden, o kilden yapılma kollarında uçarak Prag üstünden, mahalledeki bu güvenli kliseye getirilmekteydim. O nedenle, genelde fazla tekin bir şehir olmadığı, hırsızlığın yaygın olduğu falan söylense de, ben güvende hissettim, Golem’leydim.

DANSEDEN, KIVRILAN BİNA

Bir de şu meşhur ‘Dancing House’ var, yüzünüze su serpip 'Ayıl kızım Prag bir masal değil' diyen bir bina bu, Prag'ın bir örnekliğine, değişmezliğine isyan eder gibi bir bina. Kesin denk gelmişsinizdir bir yerlerde resmine, bombalardan sonra boş kalan alana Çek-Hırvat asıllı mimar Vlado Milunic tarafından yapılmış. Ama laf değil, bu bina hakkaten dans ediyor, kıvrılıyor, baktıkça hareketleniyor! Ve tüm dekonstrüktivliğiyle ‘nanik’ yapıyor Prag’ın o barokluğuna, gotikliğine. Şekline de yakıştığı üzere, Prag’ın sanat merkezlerindenmiş. Şehrin aurasını değiştiren bir bina. Aura maura çok bilmem ama, şehir maviyse o köşe kırmızı oluyor gibi düşünün.



NOSTALJİ ALEMİ VE ROBOTLAR MÜZESİ

Kaldığım apartman dairesi de bir ‘müze’ydi bu arada. Valla! Lise arkadaşım Yaprak’ın evi diye geldim, bildiğin robot müzesi çıktı! Dışarıda sonsuz nostalji evde yüksek teknoloji, ne hissedeceğimi şaşırdım Prag’la ilgili.
Yaprak’ın ev arkadaşı Christopher, Prag’ta robot festivalleri düzenleyen bir danimarkalı. İlk festivalin adı: Robotlar eve dönüyor! ‘’Çünkü robotların vatanı Prag!’’ dedi. ‘’Ne?!’’ dedim ‘’Bu pudramsı, romantik şehir mi!’’ Öyleymiş. Taramalı tüfek gibi konuşup, ilginizin bir kısmını o tüfekle öldürüyor olsa da, ilginç şeyler öğrendim Christopher’dan. Robotlara ve legolara dair her şeyini sergilediği özel vitrinler kondurmuş evin koridorlarına, yanlarına da aynı müzelerdeki gibi küçük beyaz platformlarda açıklamalar. Ama öyle halka açık bir müze falan değil burası, Christopher’a açık! Ve otomatik olarak, bizim gibi misafirlere. ‘’Bizi 20 yıl içinde robotlar yönetmeye başlayacak biliyorsun değil mi Gözde?’’ ‘’Anneciğim! Ben daha akıllı telefonu zor hazmettim!’’

TEK ÇOCUĞUZ DİYE ÜZÜLMEYELİM

Sonra gece 4’te su içmeye kalktığımda, etrafa saçılmış yüzlerce parçayla, bir robotu daha tamamlarken bulunca onu mutfakta, dedim ‘’Christopher seni çoktan yönetmeye başlamış robotlar!’’ Ben uyku sersemiydim, o yaratıcılık sarhoşu. Bozulmadı. Hatta çıkarıp o vitrinlerden bir şeyler göstermeye başladı bana. Japon bir adam varmış mesela, Iroshi Ishiguro, resmini de koydum bakın, kendisinin robotunu yapmış adam, hem de neden? Hep şehir dışında olduğu için annesi onu çok özlüyor diye! Robotu annede bırakıyor. Ve telefonla aradığında annesini, sesi o robotun ağzından duyuluyor.

Tek çocuğuz diye üzülmeye gerek yok yani.
Anne gelmişken ben de bir robotumu yaptırıp göndereyim mi İzmir’e?

Daha hanımefendi olsun benden daha evcil daha bir kıçının üzerinde oturan.

Ben bir süre daha buralardayım çünkü.

Prag’ı gıdıklamayı seven insanlarlayım.
Endişelenme sakın, Golem beni koruyor.

Christopher’cığım sen de çık biraz şu evden, kalbi atan arkadaşlar edin, öldüğünde arkandan robotlar ağlamıyor.