Gazetevatan.com » Yazarlar » Ön yargıları Viyana’da kıracaklar

Ön yargıları Viyana’da kıracaklar

02 Ekim 2016 Pazar


Özen Yula’nın yazdığı Bakarsın Bulutlar Gider, Kasım ayında hem Türkçe hem de Almanca olarak Viyana’da bulunan Werk X-Eldorado tiyatrosunda sahneye konulacak. Oyunu yönetmen Ülkü Akbaba ve başrol oyuncuları Kenan Ece-Zeynep Burkaç ile Viyana’da konuştuk.

Viyana’nın en işlek sokaklarından biri olan birinci bölgedeki Petersplatz’ın önündeyim. Şehir bir önceki yüzyılda donmuş gibi... Turistler, iş çıkışı kahvesini içenler, öğrenciler bir yerden bir yere gidiyor. Buna rağmen kimse koşmuyor, kimse bağırmıyor, şehrin en işlek caddesi tüm sakinliği ile güne devam ediyor. Birazdan Kenan Ece, Zeynep Buyraç ve Ülkü Akbaba ile buluşup “Bakarsın Bulutlar Gider” ya da Almanca adıyla “Du Schaust, Und Die Wolken Ziehen” oyunu üzerine konuşacağız. Şu birey olma üzerine, bazen dış görünüşün nasıl kafamızda ön yargılar yarattığına dair söyleyeceklerimiz olacak. Ama öncelikle Özen Yula’nın kaleminin ne kadar evrensel olduğunu belirtiyoruz. İşte Viyana’da Almanca oynanacak olan Bakarsan Bulutlar Gider’in sahneye konma süreci...

Neden bu oyunu sahnelemeyi tercih ettiniz?

Ülkü Akbaba: Özen’e yeni bir oyunu olup olmadığını sordum. Ve bu oyunu seyrettim ve beğendim. Oyun bir yerlerime dokundu ve bu oyunu Viyana’da farklı bir yorumla ben de yapmak istediğimi belirttim. Ardından Zeynep Burgaç’a önerimi götürdüm. Daha sonra Kenan Ece ile görüştük. Kendisinin Almanca bilmesi şans oldu. Türkiye’de oynadığı gibi Almanya’da da oynamayı kabul etti. Bu yolda ikisi ile güzel adımlarla yürüyoruz. İlk proje olduğu için ilgi büyük. Dil demek yaşam felsefesi ve hareket demek. Bu da oyuna yansıyacak.

Viyana’da olmasının özel bir nedeni var mı?

Ülkü A: Viyana’nın göbeğinde çağdaş bir Türk yazarı Özen Yula’nın oyununu Bakarsın Bulutlar Gider’i Avusturya seyirci ile Almanca buluşturuyoruz. Bunu yapmamızın nedenlerden biri Türkiye’nin kültürünün ne kadar geniş olduğunu göstermek. Türkiye’nin yazarı, çizeri, oyuncusu da var. Farklı bir yorum da getiriyoruz. Evrensel tiyatro dilini kullanırken Avusturya’nın muhafazakar çevresine de köprü kurmak istiyoruz ki derdimizi anlatabilelim.

Almanca oynamak bir iddia

Siz oyunun Türkçesini izlemiş miydiniz?

Zeynep Buyraç: İzlemedim. Bu oyuna çok inandım. Şu an sahneleniş şekli olarak, bu oyunu çok doğru buluyorum. Başörtülü insanların da sahnede gözükmesi gerekiyor. Arka planda değil başrolde hem de…

Almancanıza güveniyor muydunuz? Rolü bir de Almanca oynayacak olmak riskli gelmedi mi size?

Kenan Ece: Avusturya Lisesi’nden 2000 yılında mezun oldum. Sonra Amerika’ya gittim. 16 yıldır Almanca konuşmuyordum. Bu dili yaptığım meslekle bir araya getirmek beni heyecanlandırdı. Korkuttu da aynı zamanda. Sahneye çıkıp oyunu Almanca oynamak zor ama oluyor. Ezber Türkçede olduğundan daha yavaş ilerliyor ama bu zorluğu sevdim. Kendi çıtamı yükseltmemi sağlıyor. Dilin dışında role hazırlanmak da bir süreçti. Almanca oynuyordum ama Almanca nasıl bir adamı oynuyordum. Türkiye’de adamın tüm karakteri dilden çıkmıştı. Şimdi bu adamı başka yerden bulup Avusturya seyircisine derdimi anlatmam gerekiyordu. Bu yüzden farklı bir yol aramam gerekiyordu. Almanca oyun oynamak yeniden öğrenmek ve mesleki anlamda bir iddia koymak gibi benim için...

Her şeyi göze aldım

Mesleki kariyerinizde bu oyunu nasıl bir noktaya koyuyorsunuz?

Kenan E: Çok şanslı buluyorum ve şükrediyorum. Bu oyunu çok severek oynadım. Benim de bağlantım olan bir yer Viyana’ya geri dönüp, bu oyunu hem Almanca hem de Türkçe oynamak benim için önemli. İnsanlara bir takım duyguları hatırlatmak da mutluluk verici.

Dizi sezonunun başladığı vakitte siz Viyana’da tiyatrodasınız. Bu da mesleki anlamda bir iddia değil mi?

Kenan E: Her şeyi göze aldım. Bu oyunu bir de Almanca oynamak, çok cazip geldi. Sezona diziyle başlamak yerine bu oyunla başlıyorum. Umarım adıma hayırlı olur. Ayrıca Taksim Hold’Em filmini çektik, yakında o vizyona girecek.

İnsan hikayeleri her yerde aynı

Bu oyunun tiratları da çok önemli. Almancaya çevrildiğinde aynı his geçebiliyor mu?

Zeynep B: Güzel bir çeviri oldu. Ne kadar oyun Almanca olursa olsun, bu oyunun Avusturya’ya ait bir yazarın yazmadığını hissediyorsunuz. Bu da güzel bir his bırakıyor. Oyunda tiratlarda da aynı duyguyu hissedeceksiniz.

Kenan E: Özen’in çok belirgin bir dili var. Duyduğunuz zaman tanırsınız. Bence o dilden bir şey kaybetmeden Almanacaya çevrildi.

Buradaki seyircinin yaklaşımı sizce nasıl?

Ülkü A: Yeniliğe açıklar. Oyunu oynayacağımız mekan genç bir tiyatro ve genç seyirciye hitap ediyor. Farklı projeler yapıyorlar. Biz Türk seyirciyi de burada görmek istiyoruz.

İstanbul’da başroldeki karakterin başörtülü olması enteresan bir durum değil. Viyanalı izleyici için bu önemli bir ayrıntı mı?

Zeynep B: Burada sahnede hem de başrolde olması önemli bir ayrıntı.

Kenan E: Viyana’da entegrasyonla ilgili bir takım sorunlar var. Ortalama bir Avusturyalının Müslümanlığa bakışı önyargılı olabiliyor. Ama bunu değiştirmek de istiyorlar. Beraber yaşadıkları kişileri tanımak istiyorlar. Bu bir gerçeklik ve bunu ellerinin tersiyle itemezler. Avusturya küçük ve ahenkli bir ülke. Dünyanın gerçeği ise milletlerin birbirine karışması. Bununla yüzleşmek zorundalar. Bizim yaptığımız bu projede aslında dış görünüşün bir ön yargı oluşturmaması gerektiği.

Zeynep B: Bu kadın başörtüsüz de olabilirdi. Burada altını çizdiğimiz nokta başörtüsü değil. Başörtü bir yere ait olmayı belirliyor. Ama başörtülü kişinin nasıl öteki olmadığını da bir bakıma görüyorlar.

Kenan E: Görünüşte insanlar farklı olabilirler, ama yaşanan insan hikayeleri her yerde aynı. Bu iki kişi aslında sıkışıp kalmış insanlar. Belli bir çerçevenin dışına çıkamıyorlar. Toplumun getirdiği kurallar çerçevesinde yaşamaya gayret ediyorlar. Başka renklerini ortaya çıkarmakta zorlanıyorlar. Bu dünyanın her tarafından böyle aslında. Tanımadığın, iç dünyasını bilmediğin insanların evlerine misafir olup aslında senden hiçbir farkı olmadığını görüyorsun.

 

Sahnede kolaya kaçmak istemedik

Sizi oyunda etkileyen sözler ne oldu?

Kenan E: Bütün isimler bir nihayettir, bir netice. Mühim olan isimsiz, şeksiz, şüphesiz hayattır.

Zeynep B: Onu beklerken, kendime alıştım.

Ülkü A: Sevişirsen değil, seversen geçer.

Kenan Beyin Almanca telaffuzu nasıl?

Ülkü A: Farklı bir rengi var ama rahatsız etmiyor.

Kenan E: Beden dili ile her şey değişiyor. Viyana’da gözlem yaparak bir şekilde doğruyu bulmaya çalışıyorum. Avusturya’da kişisel sınırlar çok önemli. Vücut dilleri de kapalı o yüzden. Bu rol için anahtar oldu. Türkçe oyundaki Kaya daha rahat biri. Buradaki Kaya’nın sosyal kodu ise daha mesafeli ve sınırlı.

Almanca yorumunda, karakterleri Avusturya’da yaşayan bir Türk haline getirmediniz değil mi?

Ülkü A: Hayır, o zaman kolaya kaçmış olurduk. Sadece göçmen sorunu olarak görürlerdi ve Avusturyalı izleyiciye ulaşamazdık.

Kenan E: Çünkü konumuz evrensel. Bir coğrafyaya ya da bir kesime ait değil. Sadece yerelleştirdik.

Seyirci salondan nasıl çıkarsa kendinizi iyi hissedersiniz?

Ülkü A: O anda o elektriği hissetmesi önemli. İki insanın arasındaki enerjinin seyircinin derisinden içeri girmeli. Seyirci çıktığında, bir şey yaşadığını anlamasını umarım.

Kenan E: Buradaki insanları ön yargılarından sıyırıp, hikayeyi buradaki insanlara geçirirsek o zaman mutlu olacağım. Almanca da güzel oynayıp, ne dediğimi anlarsalar daha da mutlu olacağım. (Gülüyor)

Zeynep A: ‘Benim hayatımda böyle biraz’ demeleri ve bu konu üzerinden kafa yormalarını isterim.