Gazetevatan.com » Yazarlar » ‘Hissiyat olmadan müzik yapamazsınız’

‘Hissiyat olmadan müzik yapamazsınız’

18 Eylül 2016 Pazar


Sizi en son Primavera Festivali’nde izledim. Muazzam bir enerjiniz vardı. O enerjiyi ortaya çıkaran nedir? Seyirci ya da çaldığınız mekan...

 

Canlı performanslar bizim için adeta spor yapmak gibi. İş konser vermeye gelince tam bir mükemmelliyetçiyiz. Her konserde elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz çünkü bizi dinlemeye gelen seyirci bizim için çok önemli. Bizi dinleyen kalabalık ne kadar heyecanlıysa biz de o enerjiden o kadar çok besleniyoruz. O gece zamanını ayırıp oraya bizi dinlemeye gelen kalabalığın arasından birisinin en ufak bir jesti bizim için en değerli hediye. Buna verebileceğimiz en iyi cevap onlara eğlenecekleri ve daha sonra hatırlayabilecekleri bir gece yaşatmak. 

Dinleyicinin müzikten beklentisi bir noktada; sözler. Sizin aksak ritimleriniz ve müziğinizin gücü bu beklentiyi minimuma indiriyor. Bu kadar güçlü bir müzik çıkarmanızı sağlayan ilham kaynakları neler?

Bizim ilgimizi uyandıran araştırma aşamasını takiben müzik yaratmanın aksine, esin kaynaklarına dayanarak tasarlanmış satırlar yaratmak.

Enstrümental bir grup olduğunuzda dinleyenin doğrudan aklına hitap eden bir müzik üretmek alışkanlık haline geliyor. Battles olarak müzik bestelemeye ve parçalarımızı yazmaya başladığımız ilk günden bu yana dinleyici ve bizim için yazdığımız parçaların, ritim ve hissiyat barındırması gerektiğini fark ettik. Eğer akıllı ya da zeki olmak adına müzik yapıyorsanız, genelde üretimleriniz zorlama ve fazla steril oluyor. 

‘Gece kulüplerinde çalınan bir hit mi yapmak yoksa konserlerdeki büyük enerji mi’ hangisini tercih edersiniz ve neden?

Şüphesiz konserlerdeki o enerji. Sizi dinleyen kalabalıkla kurduğunuz o karşılıklı ilişki ve orada doğan enerji bir sanatçı ve müzisyen için en önemli deneyimdir. 

Müziğimiz her zaman evrim içerisinde

Atlas’ın başarısını düşününce La Di Da Di’yi yaparken üstünüzde baskı hissettiniz mi? Hit olmuş bir şarkıyı aşmak daha mı zor?

Bu tip bir düşüncenin bizi çok etkilediğini sanmıyorum. Biz bir sonraki hit single’ını üretmeye çalışan bir pop grubu değiliz. Ya bütün bir albümün tamamlanması ya da bir işin tamamının bitirilmesi gibi önceliklerimiz oluyor. Bir yandan da böylesine başarı yakalamış bir parçaya sahip olduğumuz için çok mutluyuz. Fakat aslında bir sonraki projelerimizin kulağa nasıl geleceğine ve bir grup olarak bir sonraki albümüzde daha ne kadar evrilip ileriye gidebileceğimize odaklanıyoruz. Bir hit çıkartmak perspektifiyle düşünmek yaratıcı sürecinizi gölgeleyebilir.

Kayıt yaparken ister istemez doğaçlama bir müzik ortaya çıkıyor mu?

Tabii ki, bir noktaya kadar evet. Bunu bir şekilde şöyle düşünebilirsiniz: Kayıt yaparken aslında bir şekilde doğaçlama yapıyoruz ta ki onun tam bir beste halini aldığı noktaya kadar. Bir parça bestelerkenki süreç birtakım fikirlerin farklı kombinasyonunun tekrar edilmesiyle ve o anda bizim en çok hoşumuza giden sesi yakalayana kadar ortaya çıkan problemlerin giderilmesiyle gelişiyor. Eğer daha önce geliştirdiğimiz temel bir altyapıya daha çok his katmaya çalışıyorsak o zaman bir ‘jam session’ gibi kayıt alıyoruz ve doğaçlama yapıyoruz. Bu sürecin sonunda yeni çözümler ve ilham kaynakları buluyoruz.

Sahnede çalmayı çok sevdiğiniz bir şarkı var mı?

Bu hayli zor bir soru çünkü bizim her parçanın kişisel bir önemi var ve grubun her bir üyesi için farklı bir parça diğerlerinden daha önemli. Bütün parçalarımızı dinlesek, herbiri için neden çalmayı çok sevdiğimizi açıklayabiliriz. Kimi zaman bizim için büyük bir aşama olduğu için, kimi zaman dinleyenleri çok heyecanlandırdığı için, kimi zaman da bizi “gaza getirdiği” için seviyoruz. Her parça bizim bebeğimiz ve aralarından bir altın çocuk seçmek imkansız.

 

İçeriğimizi geliştiren elektronik öğeler

Şu sıralar neler dinliyorsunuz?

Tüm hayatımız boyunca kimi dönemlerde sayısız Miles Davis parçası dinlediğimiz dönemler oluyor. Bir süre sonra ondan uzaklaşıp daha sonra yine Miles Davis dinlemeye başlıyoruz. Son zamanlarda yine onu dinliyoruz ve hayranız. 2016’nın favorileri arasında Thee Oh Sees’in yeni albümü A Weird Exits var. Tamamıyle harika bir albüm. John Dwyer son dönemin en iyi bestecileri arasında. Eric Copeland’in Black Bubblegum albümü de çok başarılı; Copeland şu günlerde en orijinal parçalara imza atan isimlerden ve bu albümü tek kelimeyle mükemmel.

Son dönemde hangi enstrümanlar müziğinizde daha baskın?

Değişiyor, her zaman farklı elementler baskın oluyor. Battles’ın temel kurgusunda davullar, iki gitar, bas ve keyboard var ama tüm içeriği geliştirdiğimiz yegane değişken elektronik öğeler. Ben elektronik/analog ses skalasında daha çok analoğa yakın tarafta duruyorum. Gitar pedalları ve looping aygıtları kullanıyorum. Son zamanlarda Moog’un pedalları gözdem. Fakat Ian bilgisayarında Ableton Live gibi programlardan yararlanarak müzik yapmayı tercih ediyor.

Son dönemde sizin dans ettiğiniz şarkı nedir ve izlediğiniz en iyi konser hangisiydi?

Japonya’da düzenlenen Fujirock’a katıldığımız zaman DJ Harvey’nin bir çadır içinde gün doğumuna kadar süren 4 saatlik seti benzersizdi. Tam anlamıyla bir usta. Aynı zamanda The Red Hot Chili Peppers’ın Helsinki’deki konserine de bayıldım. Onlardan önce açılış grubuyduk, inanılmaz bir sahne şovuydu. Bu kadar uzun süredir beraber kalabilen bir grup için son derece benzersiz ve orijinal bir sevgiyle olayı benimsediklerini anlıyorsunuz ve izlerken de hayran kalıyorsunuz.

İstanbul’a hayran kalmıştık

Son dönemde ne yazık ki birçok sanatçı İstanbul’daki konserini iptal ediyor ya da konser tekliflerini geri çeviriyor. Konser teklifini kabul ederken endişeleriniz var mıydı?

İstanbul’u tekrar ziyaret edeceğimiz için çok mutluyuz! İstanbul’da birkaç sene önce çalmıştık ve hayran kaldık. Bir turne süreci boyunca her grubun belli bir turne güzergahı olur ve bazen en egzotik yerler, çaldığınız en harika yerler haline gelir. İstanbul bizim için öyle bir yer çünkü oradaki performans sergilemek eğlenceli ve orada her zaman konser veren çok fazla grup yok. Bu da sizi dinleyen kalabalığın bir konser için çok daha hevesli olması durumunu doğuruyor ve durmadan seyahat eden bizler içinse Türk kültürünü tecrübe etme fırsatı doğuyor.