Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir festivalden çok daha fazlası SONAR

Bir festivalden çok daha fazlası SONAR

26 Haziran 2016 Pazar


Festival deneyimini teknoloji ve elektronik müziğin sınırsızlığını katarak deneyimlemek isterseniz Barselona merkezli dünyanın birçok ülkesinde yapılan Sonar Festival’in yolunu tutun deriz. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Sonar Barcelona’nın harikalar diyarından havadisler...

1994 yılından beri her sene 3 gün boyunca Barcelona’da gerçekleşen Sónar Festival, müziğin tek başına değil yeni yüzyılla beraber teknoloji, sanatsal duruş ile nasıl bir evrime uğradığını gösteriyor. Avangard ve elektronik dans müziğinin yeni trendlerini layıkıyla deneyimleme şansını yakalıyorsunuz. Yıllar içerisinde Reykjavik, Stokholm, Kopenhag, Buenos Aires, New York, Londra, Cape Town, Frankfurt, Seoul, Lizbon, Lyon, Hamburg, Toronto, Montreal, Chicago, Boston, Denver, Oakland, Los Angeles, Tokyo, Osaka ve daha birçok metropollerde ve kültür şehirlerinde gerçekleşti, bu süre içerisinde hem yeni hem de tanınmış müzisyenleri ve görsel-işitsel sanatçıları aynı çatı altında buluşturdu.

Ben de bu özel anı kaçırmamak için geçtiğimiz hafta festivalin yolunu tuttum ve nelerle karşılaşmadım ki... Öncelikle şunun altını çizmem lazım bu sandığınız ‘dum tıslı’ elektronik müzik festivallerinden değil. Burada çalan müzisyenler kalifiye, her şeyi geçtim sandığınızdan daha derinlikli bir müzik ile sizi karşılıyor. Festival Barselona’da gün ve gece olarak iki ayrı mekana ayrılıyor. Festival boyunca olabildiğince özgür ve müziğin ritmine kendini adayan insanlarla karşılaşıyorsunuz.

‘Bu ambiyansı unutmayacağız

- Yine dolu dolu programda ciddi bir izleme listesi ile yola koyuldum ve festivalin ilk günü soluğu Red Bull Music Academy programlamasıyla ortaya çıkan Sonar Dome sahnesinde aldım. Bu yıl Barselona iyi halay yaptı. Primavera’daki Selda Bağcan performansından sonra bu kez Sonar sahnesinde Türk psikedelik grubu İnsanlar var. Bu sahnenin bir bakıma keşif ve müzik laboratuvarı özelliği taşıdığının altını çizelim. Sahnede yer alacak müzisyenler Red Bull Music Academy’ye katılmış olan kişiler arasından seçiliyor. Ve uluslararası bir ekip buna karar veriyor. Bunun amacı da hem Red Bull Music Academy mezunlarının yeni çalışmalarından insanları haberdar etmek hem de mezun ilişkilerini güncel tutmak. Geçtiğimiz yıl da Türkiye’den ‘Ah! Kosmos’ yine bu sahnede yer almıştı. İnsanlar grubu sahneden indikten sonra soruyorum “Sonar’da çalmanın müziğinize kazancı ne ve psikedelik müziğin Avrupa’da yükselişini nasıl yorumluyorsunuz?”, “Psikedelik müziğin alt yapısı genel geçer değil. Genelde pop müzik için bunu deriz. Bu müziğin yükselişini özellikle Almanya körükledi. Globalleşmenin getirdiği durumlar... İstanbul’da çalarken de arada halay çekiyoruz. Böyle bir sahnede çalmak ise bizim için önemli. Müziğimiz burada da değişti, her konserde de değişiyor. Konserlerimiz Avrupa’da farklılaşmıyor. Sonar’daki ambiyans muazzamdı. Burada çalmak güzel bir anı bizim için. Her konserde değişik bir müzik aletine yer vermeye çalışıyoruz. Burada da fark yarattık.”

 
Festivalden kısa notlar

- Sonar, İstanbul’a geliyor. 24-25 Mart 2017 tarihinde Zorlu PSM’de yapılacak.

- Red Bull’un bu yılki şahane hizmeti Red Bull TV, Sonar ve Primavera’dan sonra Roskilde, Lollapalooza, Bestival ve Austin City Limits festivallerini de canlı olarak verecek. Bu arada genç müzisyenler Red Bull Music Academy’i es geçmeyin, size sunduğu imkanlar inanılmaz.

- Kode9, sahnede adeta ‘dalakları parçaladı’. Öyle kuvvetli bir müzik yaptı ki sesler en derinden hissedildi.

- Four Tet ve Laurent Garnier festivalin SonarCar alanında gece 12’de çalmaya başladı ve sabah 7’de setin başından kalktı. Fatboy Slim de sabaha karşı 4’te sahne aldığı için izleyemediğim doğrudur.

- Lütfen biri Türkiye’ye, Şili asıllı Alman DJ Matias Aguayo’yu getirsin. Ben ömrüm boyunca sahnede bu kadar sempatik bir

DJ görmedim.

- Gece kısmındaki çarpışan arabalar eğlencesi, gündüz kısmındaki sergi ve söyleşilerin olduğu alan ile oldukça kolektif bir festival yaratıyorlar.

- Sonar ufuk ve beyin açan bir festival... Limitlerinizi bir bakıma müzik ile zorluyor. Elektronik müziğin dünyadaki gelişimine şahit olmak için en doğru yer.

Ey müzik sen bizi kurtaracaksın

- Festivalin yüksek teknolojik sahneleri ise tabii ki gece kısmında... Öncelikle Anohni’ye koşar adım gidiyorum. Malumunuz Anthony and The Johnsons adını popüler kültür adına en son Oscar ödüllerinde, törene katılmamasıyla duyurdu. Oysa Anthony bundan ibaret değil... Yeni projesi Anohni’nin premier’ini Sonar sahnesinde yapıyorum. 15 dakikalık Naomi Campbell dans videosu bizi karşılıyor. Ardından da bir klavye, bir DJ’in arasından yüzünü kapadığı simsiyah kostümüyle Anthony çıkıyor. Yukarda dolunay var, müzik ise büyüleyici. Anthony’nin kusursuz bir sesi olduğu ise tartışmasız. Her şarkıda Amerika’nın başka bir aktivist kadını da ekrana yansıyor. Video’da şarkıları onlar da söylüyor. Kembra Pfahler, Johanna Constantine, Bianca Casady, Sierra Casady ve birçokları... Ardından Naomi’yi, gözyaşları içinde Anthnoy’nin Afganistan’da 9 yaşında öldürülen bir kız çocuğuna yazdığı ‘Drone Bomb Me’ şarkısını söylerken ekranda görüyoruz. O sıra kendimizi ağlamamak için zor tutuyoruz. Sonar’da müzik adeta büyü yapıyor.

- Elektronik müziğin Fransız büyükbabası, Daft Punk var ya işte onun ilhamı Jean Michel Jarre, geri döndü. Sonar Gece’nin de ana sahne açılışını yaptı. Işık şovları ve oyun hamuru gibi oynadığı sesler ile müzik dersi veriyor. İşte Sonar’ın ideolojisine burada şahit oluyorsunuz. Sahnelerdeki LED’lerin ya da ışıkların sanatsal anlamda konserlere nasıl etki bıraktığını basbayağı anlıyorsunuz. Fransız elektronik müzik dahisi yenilikçi bir sound ile bizi tanıştırıyor. DJ masasını bir gitar, davul gibi kullanıp notalar ile müzikal bir iz bırakıyor.

Hala taze kalabilen New Order

- Ardından sahne James Blake’in. Ne yazık ki geçen yıl Türkiye’de James Blake izlediğimizi sanmışız. Bize gerçek performansı ile misafir olmamış. O elektronik rock dediğimiz olayı Blake layıkıyla yapıyor. Yeni albümü zaten tamamen elektronik sularda geziniyor. Duygusal hit’lerini de miks masasında değiştirerek sunuyor. Adeta melankolikliğini, dubstep sosu ile tatlandırıyor. Sahne konuğu ise ünlü rapçi Trim... Festival yetkilileri de şaşırtıcı bir performans sunduğunu belirtiyor.

- Son dönemin en parlak Avustralyalı yapımcı ve DJ’i Flume ise sandığımdan daha da çok şaşıtıyor beni. O artık 24 yaşında bir yıldız... Ustalık dönemine geçişine Sonar Pub sahnesinde hepimiz şahidiz. Ticari bir müzik yapsa da müziğe olan tutku ve ateşini yaptığı remiksler ile layıkıyla gösteriyor. Yine festivalin hedeflerinden biri, sanatçıların sahnede deneysel bir müzik yaratıp hayranlarına sunmasını sağlamak. Flume’u not alın, adını sıkça duyacaksınız.

- Sonar Gece, kocaman bir hangarın içinde yapılıyor. O yüzden ses ve görsel şovlar direk olarak seyirciyi etkiliyor. Zaten izleyici de çok tutkulu olduğu için, konseri arkadan bile izlese kendisini sahnenin üstünde gibi hissediyor. Müzikal ilahlar New Order da son gecenin ağır ismi. Joy Division, Ian Curtis’ın ölümünden sonra New Order’a evrilmişti. New Order ise köklerinden asla kopmadı. Blue Monday hit’inin ardından, Love Will Tear Us Apart’ı çaldığında ekrana “Forever Joy Division” (Sonsuza kadar Joy Division) ve Ian Curtis yansıyor. Yer yerinden oynuyor. Bernard Sumner’ın kaç yaşında olursa olsun sesinin hala gencecik kalması oldukça etkileyici. Dünya müzik tarihinin en etkili müzisyenleri karşınızdayken size de o anın tadını çıkarmak kalıyor. Çok güzel çaldılar, çok yerinde bir setlist sundular.

 
Dünyanın en ünlü caz festivalindeler

29 Haziran-9 Temmuz arasında gerçekleşecek olan 37. Montreal Uluslararası Caz Festivali (Festival International de Jazz de Montreal) sahnesine, Türkiye’nin ünlü reggae grubu Sattas konuk olmaya hazırlanıyor. Dünyanın en büyük caz festivali sahnesine sahip olan Montreal Uluslararası Caz Festivali, birçok ülkeden ve tarzdan sanatçıyı sahnesinde ağırlıyor. Bu sene ise Sattas, 9 Temmuz akşamı Turkish Airlines CBC/Radio-Canada Stage kapanışını yapacak olan grup oldu. İlk kez Montreal Uluslararası Caz Festivali sahnesinde olacak olan grup, 2012’de Türkiye’nin ilk “reggae” albümü “SATTAS SATTAS”ı çıkardı. Türkiye içerisinde sayısız festivalde yer alıp ve konser vermiş olan SATTAS, şu an ikinci albümleri için çalışmaya başlamış bulunmakta.