Gazetevatan.com » Yazarlar » Viyana’da Sofar Sounds deneyimi

Viyana’da Sofar Sounds deneyimi

24 Nisan 2016 Pazar


 
Geçtiğimiz hafta 18’inci Viyana’da iki akademisyen kadının yaşadığı, yüksek tavanlı bir çatı katına misafir oldum. Viyana her zamanki gibi buram buram müzik kokuyor ama bu sefer konser başka bir yerde, bu çatı katındaki evin içinde. Son iki yıldır İstanbul’da da kaliteli müzik dinleyicisini evlerde bir araya getireren Sofar Sounds’un Viyana ayağındayım. Bilmeyenler için Sofar Sounds, evlerde düzenlenen ve sadece takiplerini misafir eden parasız kolektif bir müzik oluşumu ve dünyada 100’den fazla şehirde ayağı var. 
 
 
Sofar Vienna’da üç grup dinleme şansım oldu. Viyana müziğin kalbi olarak anılsa da alternatif isimlerin sahne aldığı yerler sandığınızdan çok daha az. Mesela Arena Wien ve Gasometer şehrin alternatif canlı müzik alanlarından. İtiraf etmem gerekirse Sofar Vienna, Türkiye’deki kadar etkili değil. Bu anlamda Sofar Istanbul’un yöneticilerinden Eda Demir’i kutlamak gerek. Birçok yere gidip bu oluşumu anlatıp, videoların milyonlarca izlenmesini sağladı. Müzisyenlerin birçok alanda sesini duyurması onun için çok önemli oldu. 
 
Viyana ayağına geri dönersek eğer nefes kesen bir mimariye sahip binanın yüksek tavanlı evinde haliyle akustik şahane. İkisi yerel üç grup gecede sahne aldı. İlk grup Future and The Lovers, siyahi vokallerin nasıl uçsuz bucaksız bir sesi olduğunu bize hatırlattı. Aman Allahım, vokal mikrofonsuz şarkı söylerken inanılmaz güzel bir ses ortaya çıkartıyor. İkinci grup benim favorim... Performansını izledikten sonra, son dönem arka plan müziğim oldular. Little Big Sea, ‘dream pop’ yapan üç kişilik bir grup. Vokal sizi alıp başka alemlere götürüyor, pürüzsüz bir sesi var. Şarkılarını genelde Berlin’de yazıyorlarmış. Sanırsam gitarist ve vokal sevgili. Müzik yaparken öyle güzel bakıyorlar ki birbirlerine, şarkılar daha da aşk dolu oluyor. Tek Almanca şarkı söyleyen ise son grup Flowrag... Ben şarkılarını sevmedim. Barlarda cover yapan gruplar olur ya, bildiğin öyle. Avusturyalıların dünyaca en ünlü indie grubu Bilderbuch’in ergen versiyonu gibilerdi. Ama üç grubun da seyirci ile iletişimine bayıldım, seyircinin bir kere bile telefonu ile konseri fotoğraflamamasını şaşırtıcı buldum. Ben arada video ve fotoğraf çekerken resmen utandım. Konser bitiminde ise şapkayla bahşiş topluyorlardı. Sanırsam böyle bir uygulama Türkiye’de yok...
 
Türkiye’de daha etkili
 
Sofar Istanbul’dan Eda Demir ile yaptığım röportajda, o da bu oluşumun dünyanın birçok yerindeki öneminin altını çizmişti. Sakın gülmeyin bu cümleye ama Sofar Vienna’nın bizden öğrenmesi gereken gerçekten çok şey var. Sponsorları yok mesela, Facebook’ta takipçi sayısı bin 200, instragram’da ise sadece 208. Belki de müzik ile anın içinde olma haliyle daha çok ilgililer... Tipik bir Avusturyalı sendromu olan çekingenlik buram buram konserde hissediliyor. Klasik müziğin kalesi alternatif müzikte gerçekten ‘underground’ bir kültür yaratmış demek de doğru olabilir. 
 
 
Günün sonunda teşekkürler Sofar Istanbul tayfası, yaptıklarınızın karşılığını bulup, müzik için verdiğiniz çaba için... Viyana’da işin başındaki kıza usulca yaklaşıp, “Pardon ama Sofar Istanbul’un sayfasına bakmalısınız” sözünü söylediğim doğrudur. (Yazar burada oldukça gurur duyar. Asın bayrakları...)