Gazetevatan.com » Yazarlar » Nick Cave benim de elimi tutacak mı?

Nick Cave benim de elimi tutacak mı?

15 Temmuz 2018 Pazar


25. İstanbul Caz Festivali kapsamında geçtiğimiz Salı günü KüçükÇiftlik Park sahnesinde bir hikaye anlatıcısı olan Nick Cave’i izledik. Bu, konserden çok daha öte bir deneyimdi...
 
Sevilmeyi en çok önemsediğimiz bir yüzyıldayız. Attığımız her bir adımın daha çok beğeni alması için uğraş veriyoruz. Ama sevgimizi en az da gösterdiğimiz bir dönem bu. Kelimelerimizi sözlü dile getirmekten, karşımızdakinin fotoğrafını beğenirken sevdiğimize ise dokunmaktan imtina ile kaçıyoruz. İşte tüm bu illüzyonunun arasında gerçek olana karşı da nasıl tepki vereceğimizi şaşırıyoruz.
 
 
O yüzden geçtiğimiz Salı günü hayranlarına karşı sevgisini utanmadan, sıkılmadan gösteren Nick Cave’in konserinde ne yapacağımızı bilemedik ve kolay kolay sindiremedik. Hayranlarının gözlerinin tam içine bakan, ellerini sımsıkı tutan kocaman bir alanı kendi orkestrası gibi yöneten bir sanatçı vardı karşımızda. Sıradan bir konser değil anlatacaklarım, sanata fazlasıyla aç kalmış bir kalabalığın tüm isteklerine karşı oldukça cömertçe davranan bir Nick Cave’den bahsedeceğim.
 
Nick Cave, 25. İstanbul Caz Festivali’nde The Bad Seeds ile kaydettiği 16. albümü ‘Skeleton Tree’nin turnesi kapsamında artık büyük isimlerin turne programına bile dahil etmediği ülkemize geliyor ve KüçükÇiftlik Park’ın sahnesinde piyanonun başına oturuyor. Bu turnede koyu takım elbisesi ve yüksek yakalı beyaz gömleği ile Cave, bir şifacı olmayı tercih etmiş gibi... 3 yıl önce kayalıklardan düşüp ölen oğlunun acısını ve pek tabii bizim acılarımızı dindirmek için elimizi tutmak için ‘Jesus Alone’ ile konseri başlatıyor. Kendi jenerasyonun müzisyenlerinin insandan bile kaçtığını düşünürsek o seyirci ile iç içe geçen konserinde bir an bile yerinde durmuyor.
 
Şarkılarda ağlamak ve mutlu olmak
 
14 yıl aradan sonra geldiği bu şehirde kırılgan bir atmosfer yaratıyor. Özellikle “Into my Arms” baladında artık gözyaşlarıma hakim olamıyorum. Karanlık bir sessizlik, tüm bunların yanında da koca bir neşe doluyor içime. “Girl in Amber”da artık bu bir konser olmaktan çıkıyor, kocaman bir tiyatro sahnesinde gibi hissediyorum kendimi. O kadar güçlü bir ifadesi var ki Cave’in şarkı sözlerini vurgulaması, piyanosunu kusursuz çalması ve sahne karizması onun yıllar geçse bile üzerimizde her daim nasıl bir etki yarattığını fark ettiriyor. Konserde ‘Skeleton Tree’ albüm şarkıları ise hala dinleyici tarafından yeterince sahiplenmediğine de şahit oluyoruz pek tabii. Bence bazı seyirciler bu yeni albümden de bi’haber... Ne fark eder ki! Bu, ‘bu tarz’ konserlerden değil. Seyirci değil mühim olan karşımızda sahne önündeki korkuluklara tırmanıp mikrofonunu seyircinin ellerine tutuşturup alkış tutturan Cave mühim…
 
Müzisyenden çok öte sanki şifacı
 
Sahnede başka bir dahi daha var. The Bad Seeds’in karanlık tarafını inşa eden, Warren Ellis. Mülti-enstrüman olan Ellis, bir an olsun bile tökezlemeden kemanı ile başka bir dünyaya aitmiş gibi sahnenin sağ tarafını aydınlatıyor. Şarkı listesi de seyirciyi bir anda yükseltip sonra sakinleştirme üzerine kurulu. Cave, piyanosunun başına geçince yorgun kalabalık anlık nefesler alıyor. Bu turnenin konserlerini internette izlerken Cave’in seyircileri sahneye çağırması ve onları orada kötü bir duruma sebep vermeyecek sakinliği sergilemeleri için nasıl yatıştırdığını gördüğümde burada aynı durumun olup olmayacağını çok kendi içimde sorgulamıştım. Ve beklenen oluyor... ‘Stagger Lee’ şarkısının hafif uzun intro’sunda önden seyirciler teker teker sahneye çıkarılıyor. Hemen ardından onu takip eden ‘Push the Sky Away’de Cave, hem sahnedeki hem de alandaki seyircilere ortak mesafe ve yakınlıkta konseri en tepe noktasına çıkarıyor. Sahne ve alanda bir anda büyük bir kargaşa kopuyor. Tam da Cave’in şarkılarındaki gibi...
 
Tüm o kederli baladların, sonsuz çığlıkların arasında ayılıyoruz ve konser ‘Rings of Saturn’ şarkısı ile son buluyor. Neredeyse bu konseri yazan herkes gibi evet, bir ayindeyiz ya da şifa buluyoruz, tüm yaralarımızı saran. Bizim gibi müziğe sarılmaya ihtiyacı olan insanların arasında... Acaba bu konseri bu kadar iyi yapan Nick Cave’i bunca yıldır beklemiş olmamız mıydı veya müzikal anlamda ne kadar tatmin olduk? Bunların hepsi hep muamma ama konserde spiritüel bir yolculuktan geçtiğimiz pek kesin.