Gazetevatan.com » Yazarlar » İstanbul’da iki özel konser

İstanbul’da iki özel konser

08 Temmuz 2018 Pazar

İstanbul, kültür sanat konusunda en bereketli günlerini yaşıyor. Neredeyse her gün bir konserdeyiz ve büyülü ezgiler ile hayatın güzel taraflarının da olduğuna şahit oluyoruz. İşte Alt-J ve Benjamin Clementine’in konserinde arta kalanlar...


Perşembe günü ise 25. İstanbul Caz Festivali, merakla beklenen İngiliz şarkıcı Benjamin Clementine’i bence İstanbul’da konser izlenecek en güzel mekan Harbiye Açıkhava sahnesinde ağırladı. Dinleyeni baştan çıkaran bir sesi olduğuna dair oradaki hepimiz hem fikirdik zaten. Bir dönem yaşadığı Paris sokaklarından kocaman sahnelere transfer olmuş bir tenor o... O yüzden sesinde ince bir hüzün her daim var, ki gizem kısmını da eklemek lazım. Kendisini keşfetmem ‘I Won’t Complain’ şarkısı ile olmuştu. “Hayal kuruyor, gülümsüyor, yürüyor, ağlıyorum” diyordu şarkıda. Clementine, konser sırasında piyanosunun başında bu şarkıyı çalarken kimseyle göz göze gelmeden tam karşısına sıralanan cansız mankenlere bakıyordu. Bir soyutlama söz konusuydu. Zaten konserin de bütünü bu olguya ait. Her şeylerden soyutlanmak için biz de bu son yüzyılın en önemli caz yeteneğini dinlemeye gelmiştik. Sepya tondaki şarkıları, Fransız chansons’lar, Nick Cave ve Nina Simone’den fazlasıyla etkilenmiş gibi... Müzisyen arkadaşları ve o, işçi tulumu giyip çıplak ayak sahnede hepimizle bir olduklarını gösterdi. ‘London’ şarkısında biraz vahşi, biraz yumuşak vokalleri ile Clementine’nin sıradan bir müzisyen olmadığına şahit oluyorduk. Hiç şüphesiz onun enstrümanı sesi.

 

‘SEYİRCİ BÜYÜLEYİCİYDİ’

Sahnede yer alan davulcu Alexis Bossard’ın da hakkını yememek lazım. Klasik bir caz eserini davullar ile daha da ritmik bir hale getirdi. Afrika’nın kalp atışlarını andıran davul ritimlerini siz de tam göğsünüzün üzerinde hissediyorsunuz. Bir de sürpriz vardı, sahnede Clementine’e yaylılarda Melisa Uzunarslan, Özgecan Günöz, Öykü Kocaoğlu, Aslı Yetişener eşlik etti. Konser öncesi sadece bir saate yakın bir hazırlanma ile karşımıza çıkmışlardı. Gecenin sonunda ise Clementine, doğaçlama bir şekilde ‘Jupiter’ şarkısının sözlerini Türkçe’ye uyarladı. Karşımızdaki müzisyen, filmlerdeki gibi bir hayata sahip. Londra’nın kuzeyindeki en fakir semtlerin birinde doğmuş. Ardından Paris metrosunda şarkıcılık yapıp İngiltere’nin en prestijli müzik ödüllerini kaldırmış. The New York Times’ın T dergisine kapak olacak kadar büyük bir başarı. Ve günün sonunda tüm vahşiliğini, umudunu, kırılganlığını yansıttığı şarkıları... Günümüzün bu özel müzisyeninin bizimle buluşması ise çok özel bir an.

Konser bitiminde sahne arkasında Clementine ile tanışma fırsatı yakaladım. 2 metreye yakın boyu, çekingen tavrı ve çok şey anlatan gözleri ile karşı karşıya kaldım. “Burada olmak nasıl? Seyirciyi beğendin mi?” diye soruyorum Clementine, “Büyüleyiciydi. Burada olmaktan pişman değilim. Çok beğendim” diyor. Fazlasıyla net, tıpkı müziği gibi...

Zihni boşaltan bir şov Alt-J

 

Geçtiğimiz çarşamba günü Pozitif tarafından organize edilen ve Volkswagen Arena’da gerçekleşen Alt-J konserindeydim. Grup geçtiğimiz yıl çıkardıkları ‘RELAXER’ albümünün turnesi kapsamında dünyanın birçok yerinde sahne alıyor. Grubun 3 yıl önceki ilk İstanbul konserinin pek iç açıcı olduğunu söyleyemem. Tatsız bir kalabalık, içi geçmiş bir performans hüsrana uğratmıştı bizi. 3 yıl aradan sonra dinleyici de daha çok sindirmiş olacak ki grubu müthiş bir enerji ile izleme şansına sahip olduk. Günümüzde yeni müzik keşfetme kültürünün önemli adımlarından biri yabancı diziler. Eğer şarkınız o dönemin popüler bir dizi, hem de en kritik sahnesinde duyuluyorsa bahtınız açılmış demektir. Alt-J’nin şarkılarını da son dönemde birçok dizide duyduk. Bu durumun etkisi ise konser alanındaki kalabalık ile ciddi bir şekilde hissediliyordu.

Elektronik indie şarkılarının yaratıcıları neredeyse kusursuza yakın bir performans sergiledi. Vokal Joe Newman’ın sakinleştirici sesi özellikle ‘Nara’ şarkısında tam da içimizden geçti. Modern müziğin bu en kendine has grubu, albümlerinden çok daha farklı bir şekilde şarkılarının müzikal yapısını değiştirip konserde çalıyorlar. Bu durum onları neden canlı dinlemeniz gerektiğini de gösteriyor.

IŞIKLARLA ÖZEL BİR EVREN

Aslında abartılacak bir sahne düzenleri yok. Sahnede bir yerden bir yere koşturmuyorlar. Minimal bir ışık savaşının ortasında sadece durup müziklerini yapıyorlar. Günlük hayatın kaosuna karşı, zihinleri yeni anılara hazırlayan melodileri bizimle paylaşıyorlar. Onları dinlerken az önce trafikte söylendiğinizi unutuyor, büyülenmiş bir şekilde sahneye odaklanıyorsunuz. Konserin en güzel yanı ise ışıklarla yarattıkları evren. Bir sanat eserinin önünde sevdiğiniz şarkıların müziklerini yapan üç adam ve sadece tek başınıza o eseri izliyormuşsunuz gibi bir evren bu... Özellikle ‘Hunger of the Pine’ şarkısında lavların arasındalarmış gibi bir etki veren ışık, sahneyi aydınlatan bir lambadan çok daha öteye geçiyor.

20 şarkılık bir hikaye anlatan grubun sahnedeki enerjisini yükseltenin seyirci de olduğunun altını çizmek lazım. Her şarkıya müthiş bir katılımcılıkla dahil oldular. Yeni albüm ‘Relaxer’dan çalan parçalara da aynı tutkuyla eşlik ettiler. ‘Tessellate’, ‘Matilda’, ‘Breezeblocks’ ise tabii ki en büyük reaksiyonu alan şarkılardı. Grubun müzikal beyni klavyedeki Gus Unger-Hamilton’ın bile bu konserde konuşuyor olmasına şahit olmak güzel bir gece geçirdiğimizin kanıtıydı. Daha çok gelin Türkiye’ye Alt-J...