Gazetevatan.com » Yazarlar » “Çocuklarınıza iyi bakın ve birbirinizden korkmayın”

“Çocuklarınıza iyi bakın ve birbirinizden korkmayın”

01 Temmuz 2018 Pazar


Arcade Fire sadece konser vermiyor, onların sahneye koyduğu şey koca bir karnaval. Her duyguyu harekete geçiren, müziğin hala dünyadaki en güzel şey olduğunu gösteren özel bir an. Geçtiğimiz hafta grubu Viyana’da “Everything Now Continued” turnesi kapsamında izledim. Grammy ödüllü grubun vokali Win Butler’ın “Çocuklarınıza iyi bakın ve birbirinizden korkmayın, özellikle göçmenlerden” demesi ise hafızalara kazındı

Artık konserleri YouTube’dan canlı izlediğimiz bir dönemdeyiz. Evimizde kocaman ekranların karşısına kuruluyoruz, tek başımıza yakın plandan çekilmiş şarkıcının seyirciyi coşturmasını izliyoruz. Yurt dışında gidemediğimiz o festivalin canlı yayınını izlemek azıcık da olsa heyecan yaratsa da o ortamda olamama, binlerle aynı anda o şarkıya eşlik edememe hali beni üzüyor. Geçtiğimiz yaz bir festivalde Arcade Fire’ı izlerken, internetteki birçok konser videosunun aksine ne kadar da büyülü performanslarının olduğunu anlamıştım. Bu grubun ekranlardan fışkıran enerjisini ve son dönemde indie klasmanında neden en güçlü karakterinden biri olduklarını anlamıştım. Bir konserin tadı damağınızda kaldığı hiç oldu mu, bilmiyorum ama o alanı terk ederken tekrar görüşeceğimize çok emindim. 
 
Geçtiğimiz hafta Avusturya’nın başkenti Viyana’da şehrin en önemli konser mekanlarından biri olan Wiener Stadthalle’nin yolunu tuttum. ABBA’dan Rolling Stones’a dünyadaki birçok önemli müzisyen bu 60 yıllık performans merkezinde hayranları ile kucaklaşmış. Mekanın tarihsel öneminin dışında Arcade Fire’ı ‘Everything Now Continued’ turnesi kapsamında izleyecektim. Grup, bu turne kapsamında boks ringi ilhamıyla hazırlanan 360 derecelik bir sahneyi tercih ediyor. Ama mekan buna pek imkan vermediği için bilindik bir sahne düzeni ile karşımıza çıktılar. Boks ringini hatırlatmak içinse ip detaylarını ışıkla dizayn ettiler. 
 
Konserin açılışını pek tabii ki ‘Everything Now’ ile yaptılar. 6 bin kişilik izleyici kitlesi ise fazlasıyla katılımcı ya da sahneyi coşturan cinsten değildi. Ne fark eder, Will ve Win Butler karşınızdaysa eğer bir şekilde o konserin unutulmazlar arasına gireceğine emin olabilirsiniz. Adeta seyirciyi avuçlarının içine aldılar. Çünkü oldukça sıradan bir setlist hazırlamamışlardı. Enerjisi adım adım yükselen hit’ler ile beslenmiş bir kurguyla karşı karşıyaydık. 
 
Aşk ve çaresizliğin harmanladığı parçalar
 
David Bowie’nin hayatının anlatıldığı bir sergide sanatçının her sahnesi için ufak maketler tasarladığı dikkatimi çekmişti. Bowie’nin de bu en çok sevdiği grup Arcade Fire, idollerinden ilham aldığı aşikar bir hazırlık kurgulamıştı. Devir dijital devri olduğundan tam tepelerindeki ekranda her şarkı için ayrı hazırlanan bir video dönüyordu. Kimi zaman nostaljik karelerden oluşan bir bütünlük kimi zamansa Win Butler’ın elindeki cep telefonunun yansıması o ekranda görüldü. Hatta Everything Now albümünün ideolojisini oluşturan günümüzdeki marka reklamlarını şarkılar ile bağdaşlaştırdıkları komik reklam videolarını izledik. 
 
Şarkı listesine dönersek eğer enerjiyi ‘Power Out’ ile yükseltip, ‘Crown of Love’ ile başka bir hayal dünyasına sürüklediler. Hüzünlü bir rüya gibi olan ‘Neon Bible’, aşk ve çaresizliğin harmanlandığı ‘The Suburbs’, Damian Taylor remiks versiyonuyla çok daha hareketli bir hal alan ‘Ready To Start’ sadece sahnenin değil tüm salonun çığlık çığlığa şarkı söylemesini sağladı. Konser sırasında grubun bir diğer vokali Régine Chassagne’nın sesinin ABBA’dan Agnetha Fältskog’a ne kadar çok benzediğini fark ettim. Yıllar önce ABBA’yı ağırlamış bu sahnede Régine da klavyelerin keskin bir şekilde duyulduğu ve disko günlerini geri getiren Sprawl II’yi söyledi. Mekanın tam ortasına yerleştirdikleri disko topunun aynalarının ışıklarla birleşiminde etrafa yayılan enerji ise tarifsiz güzellikteydi. Grup, hassas, sert ve bir o kadar da tutarlı bir sahne gösterisi sunuyordu. 
 
Grubun sahnedeki dokuz müzisyeninin her şarkıda farklı bir enstrümanın başına geçmesi ve bu sistematik değişim bizim de gözümüzü bir an olsun onlardan ayırmamamızı sağladı. 
Konserin ortalarında sözleri ile farklı bir boyuta sizi çeken ‘Afterlife’ şarkısında ise bir anda seyircilerinin ortasından bir platform yükseldi. Win Butler, seyircinin arasına koşar adım girerek bu platformun üstüne çıktı. İki metreye yakın boyuyla Win, bu şarkıyı söylerken her seferinde garip bir hüznün içine giriyor. Siz de bir izleyici olarak onu izlerken tam da derinden o hissi gözleriniz ve tam kalbiniz ile hissediyorsunuz. 
 
“Şarkılarımız yıllarca size eşlik ediyor”
 
Konser bitmeye yakın Win yine seyircilerin arasındaki platformda Bob Dylan’ın ‘A Hard Rain’s a-Gonna Fall’ şarkısını söyleyerek yeniden karşımıza çıktı. Bu şarkının devamı ise ‘We Don’t Deserve Love’ parçasına bağlandı. Win, sahnenin tepesindeki ekrandan karaoke yapar gibi şarkıyı söylemeye başladı. Hemen ardından ise tüm izleyicileri onlarla bir bütün haline getirecek olan ve artık kült haline gelen ‘Wake Up’ ile konserin sonuna gelindi. Giriş kısmı olan ‘oh oh’ tekrarı hipnotik bir şekilde tekrarlandı. İyi geçen bir konser sonrası kazanılan zafer gibi... Dünyanın en büyük indie grubu için muazzam bir sahne sonu. Gecenin sonunda Win son dönemde göçmen politikaları oldukça eleştirilen Avusturya halkına “Çocuklarınıza iyi bakın ve birbirinizden korkmayın, özellikle göçmenlerden” dedi. 
Sevin ya da sevmeyin Arcade Fire’ın müzikal anlamda dayanılmaz bir cazibesi var. 20 yıldır adımlarının çok daha güçlenmesini her konserde daha da net bir şekilde anlayabiliyorum. Haiti için yaptıkları yardım kampanyaları, sözleri ile hala saflığın, farklılığın bir ayrıcalık değil doğal bir durum olduğunu göstermeleri, onları yer aldıkları klasmanın çok daha ötesine taşıyor. Viyanalı gazeteci arkadaşım grubun üyelerinden Will Butler ile konserden dakikalar önce buluştuğunda söylediği şu sözleri bana anlatıyor, “Müzik söz konusu olduğunda, grup olarak şu sıralar bugüne kadar hiç olmadığımız kadar iyiyiz. Bizim için sanat ve eğlence arasında koca bir boşluk var. O boşlukta işte koca bir mücadele söz konusu. Müzisyen olarak yaratmak ve o ruhu tatmin etmek istiyorsunuz. Çünkü bizim şarkılarımız dinleyicilerimize yaşamları boyu eşlik ediyor.” Konserin ertesi günü de tekrar bunu konuşuyoruz. Sahnede Will’in hiperaktif tavrı, seyircinin içine korkusuzca dalması ve onlarla yakın temasta olmaya dikkat etmesi... Bir sanatçı için fazlasıyla müziğin içinde olmak değil mi? Umarım, günün birinde bu müthiş karnavalı ve sıra dışı müzisyenleri ülkemizde de izleme şansını yakalarız...
 
NOT: Yurt dışı konserlerindeki basın akreditasyonlarında her zaman yardımlarını esirgemeyen Sony Music’ten Selin Otun’a teşekkür ederim.