Gazetevatan.com » Yazarlar » Her şarkıda benden bir parça var

Her şarkıda benden bir parça var

08 April 2018 Sunday


Angel Olsen’ın şarkılarını dinlerken hafif bir melankoli ile sarmalanırsınız. Sinematografik şarkı sözlerinde dün ya da bugün söylemekten bazen kaçındığımız kırgınlıklarımızı dillendirir. Ama birden “Shut up Kiss me” gibi yerinizde duramayacağınız bir şarkı ile de çıka gelir. Amerikalı Angel Olsen, son dönemin en güçlü kadın müzisyenlerinden biri. 2016 yılında çıkardığı “My Woman” albümü, dünyadaki birçok önemli listede yılın en iyi albümü seçildi. Geçtiğimiz yıl çıkardığı ‘Phases’ ise Amerikan bağımsız sinemasından bir filmin başrolü olduğunuzu düşündürecek sözlere sahip. Indie müziğin bu kusursuz sesi 3-4 Mayıs tarihlerinde ise Salon IKSV sahnesinde olacak. Öncesinde mail yoluyla Angel ile müziğini konuştum.

Şu an hangi şehirdesin?
 
Sydney’de bir oteldeyim ve 1 Mart’tan bu yana da ekiple turnedeyiz. Yol, her zaman çok iyi hissettiriyor. 
Şarkı sözlerinde sinirli ve melankolik bir tavır var. Hatta Hi-Five ya da Windows şarkılarını dinlerken yalnızlık bu kadar güzel anlatılmaz diye düşünmeden edemiyorum. Şarkılarında kendini bu kadar açık ifade etme bir bakıma senin için terapi mi? 
 
Şarkı sözü yazmayı iyileştirici bir ritüel olarak görmüyorum, daha ziyade hayal gücünü ilgilendiren bir durum bu benim için. İnsanların benim parçalarımda ne bulduğu aslında onlara kalmış. Ama tabii ki her şarkıda benden bir parça var.
 
Şarkılarını yazarken kadın ve erkek ayrımı yapmadığını belirtiyorsun...
 
Pek dikkat etmiyorum. Dünyanın neresinden hangi cinsiyetten olursa olsun fark etmeden, bir anlam ifade eden parçalar yapmayı umut ediyorum. 
 
Hayatım boyunca kalabalıkları sevmedim
 
Seni en son geçtiğimiz yıl Primavera Sound’da izledim. Festival seyircisini sahneye odaklamayı çok iyi başardın. Sahnede nasıl bir kadın oluyorsun?
 
Sahnedeyken kendimin bir türevi olmam gerekiyor gibi hissediyorum. Evet, sahnede bedenen gördüğünüz benim ama şaşırtıcı şekilde çok kalabalığı ya da şaşalı yemekli partileri seven biri değilim aslında. Ben konser vermeyi, şarkı söylemeyi ve yazdığım şeyleri paylaşmayı seviyorum. Ve tabii ki her zaman müzisyen ekibimle iyi zaman geçirmem gerek ama bir yandan da doğallıktan uzak, sahte bir şey yapmamaya çalışıyorum. 
 
My Women, 2016 yılında neredeyse yapılan bütün müzik listelerinde en iyi albümlerden biri olarak gösterildi. Bu tarz sıfatlar müziğin için önemli mi?
 
Her şey beni şaşırtmaya devam ediyor. Her yeni albümde bu durum farklılaşıyor. Her yeni albüm çıkışında hayatımın farklı bir fazında oluyorum. Neredeyse sürekli turnede olduğumdan ve her turnede sürekli çalıyor ve dinleyici ile beraber olduğumdan alıştım artık aslında. Her parçayı tekrar yaratmak istiyorum. Bir anlamda müziğe ve bir şeylerden ilham almaya devam edebilmem için ve de sektörün aslında müziğe başlamamı sağlayan öznel sebeplerinden beni uzaklaştırmaması için yeni nedenler bulmalıyım kendime. Dolayısıyla benim bir albümümü ya da parçamı dinlerken duyduklarınız kendim için yeni bir şeyler yapmak için attığım bir adımı simgeliyor. 
 
Son dönemde nasıl şarkılar yazmaya başladın?

Ben hiçbir zaman oturup tek bir tema ya da fikir üzerine üretim yapan biri olmadım. Sözleri olmayan piyano besteleri, gitarla yazılmış parçalar, klavyeyle yazılmış parçalar yazdım, yazıyorum. Hangi yöne evrileceği hiç belli olmuyor, ta ki ben 20 tane favori seçene kadar… 

30 yaşındasın. Bu yaşın bir kadın olarak değişimleri senin için nasıl oldu?

31 oldum aslında ama 30 yaşım benim için sert geçti. Geride kaldığı için çok mutluyum.

Daha önce de İstanbul’a geldin. Bu şehire dair neler hatırlıyorsun?

Arkadaşım Hakancan’la buluştuğumu hatırlıyorum ve her yerde gördüğüm kedileri… Anadolu yakasında vapura binişimi ve tabii Kapalı Çarşı’dan çeşitli baharatlar ve halılar aldığımı anımsıyorum. Beraber Lee Fields’i dinlemeye gitmiştik ve tüm gece boyunca dans etmiştik. İstanbul’da geçirdiğim zaman benim için çok özeldi ve yeni arkadaşlar edinmiştim.