Gazetevatan.com » Yazarlar » ‘Şarkı yapmak dünyayı değiştirmekle eş değer’

‘Şarkı yapmak dünyayı değiştirmekle eş değer’

30 Nisan 2017 Pazar


Müziklerini hayatımın her döneminde hayranlıkla dinlediğim müzisyenlerle röportaja giderken beni hayal kırıklığına uğratmamasını dilerim. Bülent Ortaçgil’in senfoni orkestrası ile kült olmuş şarkılarını yorumladığı, hem DVD hem de müzik CD’si olarak çıkan “Senfonik Ortaçgil” ilgili röportaj yapmaya giderken aynı düşünce vardı kafamda. Ortaçgil beni katiyen hayal kırıklığına uğratmadı. Sanki yakın bir arkadaşıymışım gibi ciddiyetle cevaplarını verdi. Bir dinleyici olarak onun müziği artık daha anlamlı oldu. Umarım siz de bu röportajı okurken Ortaçgil’in samimiyetini hissedersiniz... İşte Ortaçgil ile müziğe dair konuştuklarımız.

 

Geçtiğimiz gün bir gazetenin hazırladığı “Türkiye’nin En İyi 100 Albümü” listesinde, 1974 yılında yayınladığınız “Benimle Oynar Mısın?” albümünüz ikinci sırada yer aldı. Böyle listelerde albümlerinizi görünce ne hissediyorsunuz?

Liste dediğiniz şeylerde bir gerçeklik payı vardır ama kim seçiyorsa o albümleri, ona göre de değişkenlik gösterir. Dolayısıyla salt bir şeyi temsil etmiyor. En iyi albüm deniyor ama müzik adına mı yoksa şan şöhret adına mı seçim yapılıyor bilmiyoruz? Bütün bunlar ayrı sonuçlar verir. Jürinin isimlerini okudum ve onların o albümleri seçmesi bana abes gelmedi. O jüri bazından objektif bir liste olabilir. Bunun ötesinde biliniyor olmak, insanların aklına hala geliyor olmak, övünç kaynakları doğal olarak.

Sizin şarkı listeleriniz olur mu?

Hiç olmadı. Hangi müziği sevip, hangisini sevmediğimi bilirim. O yüzden liste yapmama da gerek yok. Pek bana gelmiyor öyle şeyler.

Sizin müzik dinleme ritüeliniz nasıldır? Bazı müzisyenler müzik dinlemekten sıkıldığını ifade eder, siz de böyle bir durum hiç oldu mu?

Müzik dinlemekten sıkılmadım ama müzik dinlemek benim için başlı başına bir vazife ve iş. Müzik dinlemek; hayatın belli bir dilimini ona ayırmak, onu düşünmek, onunla beraber yatıp kalkmak anlamına geliyor. Ben ders çalışırken hayatta müzik dinlemezdim. Arabada müzik dinlemekten nefret ederim. Çünkü müzik dinlesem kaza yaparım. Dinlediğim müziği elekten geçirdiğim için konsantrasyon isteyen bir iş haline de geliyor. O nedenle öyle boşluğa gelsin istemem. Ben çok çabuk karar veren biri değilim. Şarkının bütünlüğünü yani tamamını dinlerim ve ona göre bir yorumda bulunurum.

Sizin yeni bir şarkı keşfetmeniz zorlu olsa gerek…

Yeni bir şarkı keşfetmem. Şansına önüme çıkarsa dinlerim ya da birileri bana önerecek. O da seçimine güvendiğim en azından saygı duyduğum biri olacak. Tabii çeşitli yaş gruplarından sevdiğim ve güvendiğim insanlar var. Genç neslin neler dinlediğini anlayabiliyorum bu sayede.

 

Türkiye’deki mutlu insanlar klasmanındayım

Siz sahnede yeri geldiğinde tek gitarla müziğini yapan müzisyenlerdensiniz. Bunun tam tersi olan senfoni orkestrası ile müziğinizi yeniden yorumlamanızın avantajı ya da dezavantajı ne oldu?

Bunlar hep gençlik hayalleri. Ben yaylı enstrümandan her zaman etkilenen birisiyim. Her zaman sevdim… Dolayısıyla benim gençliğimin ticari koşullarında böyle bir konseri gerçekleştirmek hayaldi. Ama şimdi bu işten iyi anlayan arkadaşlarımız var, hem statümüz bu işleri yapacak konuma geldi. Bu nedenle senfoni orkestrası ile aynı sahnede olmaktan haz duyuyorum. Bunlar benim için “evet bunu da yaptım dediğim” şeyler. Şarkıları yaylılara göre aranje etmek benim için çok özeldi.

Müzik hayatınız boyunca hayal ettiğiniz birçok şeyi gerçekleştirdiniz mi?

Tek yapmak istediğim bu müzikle yaşayabilmekti, geç yaşlarımda da olsa başardım bunu. Türkiye’deki mutlu insanlar klasmanında sayılırım, sırf bu nedenden dolayı. Öyle kaoslu bir hayatımız var ki hiçbir insan kendi istediği mesleği yapamıyor, hatta istediği mesleğin üniversitesini bile okuyamıyor. Bütün bunlardan sonra şarkı yazarak hatta o şarkı yazım tekniğinin geleneksel ve kitlesel olmayışına rağmen müzik ile yaşam kurabilmek benim için mutluluk. Geri kalan hikaye ya da ayrıntı.

Barajlarımı aşamadığımdan yeni şarkı üretmiyorum

Saygı duyulan müzisyenlerden birisiniz… Sizce bunu nasıl sağladınız?

İnsanlar zırt pırt yön değiştirmeyen kişilerden hoşlanır. Onları daha kalıcı bulur. Dolayısıyla bu zamana karşı direnebiliyor olmanın da koşulları var. Devamlı fikrinizi, zevklerinizi, beğenilerinizi değiştirmemek, güvenilir olmak, bir ekol yaratmak, o ekolu bambaşka bir hale dönüştürmemek, samimi olmak ve bu işi sırf para için yapmamış olmak; bir konum getiriyor insana. Söylediğiniz saygı kelimesi bunlarla ilintili olsa gerek. Kendim ne istiyorsam, ne beceriyorsam, neden anladığımı hissediyorsam ya da neyi güzel buluyorsam onu yaptım. Devamlı kendimi değiştirmedim. Dikkat edersen kitlesel anlamda belli bir yer edinmiş insanlar çok kendileri zaten. Ona buna benzeyen, devamlı değişen insanlar kitlesel başarıya da erişemiyor. Beğenilebilirsin ya da beğenilmeyebilirsin o başka bir mesela, kendin olacaksın.

Şu an müzikal anlamda üretken bir dönemde misiniz?

Hayır, üretken bir dönemim değil. Çünkü kendi kendime isteyerek ya da istemeyerek barajlar koymuş durumdayım. Çünkü giderek insanların beğenileri zorlaşıyor. Doğal olarak sonsuza kadar gidecek bir yeteneğim de yok. O nedenle kendi kendime barajlar koyuyorum. Yaptığım müziği beğenmek için ciddi bir otosansür aşmam gerekiyor. Yaptığım eskizleri genellikle beğenmiyorum. Dolayısıyla bu ara şarkı düşünemiyorum. Ama başka koşullar da var. Bir şarkı yapmayı istemek aslında dünyayı değiştirmeyi istemekle eş değer. Artık fazla değiştirmek istemiyorum… Dünyayı daha azıyla kabulleniyorum çünkü yaşlanıyorum. Bir de insan yaşlandıkça çevre, koşullar, yaptığımız müziğin artık ne derece algılandığı gibi soruları daha fazla sormaya başlıyor. O nedenle ciddi bir otosansürüm var ve onu aşamıyorum. Herhalde bunları aştığım zaman bir şeyler yaparım. Ama daha musluklarımdan su geliyor.

Büyük ihtimalle o sizin beğenmediğiniz parçalarınızı başkaları çok beğenecektir…

Ama mesele o değil ki... Şimdiye kadar yaptığım albümlerin içerisinde beğenmediğim hiçbir şey yok. Bu, kariyer iç huzuru için önemli bir unsur. Albümlerime dair keşkelerim yok. Şu an yaptığım bir şarkıyla bir çuval inciri de berbat etmem. Şimdiye kadar arkamdaki külliyatı sıfırlayacak bir iş yapmam. Zaten o sansür de ona engel olur.

Ayrıntıları keşfederken beni buluyorlar

Müzik ile yakın bağlar kurmaya başlayan her genç sizin şarkılarınızı asla es geçmiyor...

Hep öyle oluyor. Çünkü müzik dinleme alışkanlıklarımız başkaları tarafından yönlendiriliyor. Medyadan, çevreden… Dolayısıyla önce kitlesel olanı dinliyorsun, sonra ayrıntılara erişmeye başlıyorsun. Müziğin dili ile uğraşmak da önemli. Benim şarkılarımda şiirsel ögeler var. Bu şarkıları beğenmek için şiire yatkınlık duymanız gerek ki o sözlerin estetiğini kavrayın. Benim şarkılarımda bir gitar işi de var. Yeni gitar çalmaya başlayanlar da buna dikkat ediyor. Bir de Batı’ya yönelik bir armoni sistemi şarkılarımda var. Benim sabit bir dinleyici kitlem yok. Konserlerime bana annelerinden selam söyleyen gençler geliyor. Benim yaşımdaki insanlar genellikle müzik bile dinlemiyor. Onların dertleri var, torunlarını falan seviyorlar. Genç insanlar şimdi müzikle uğraşıyor ve bir şekilde bana rastlıyor. Ben her zaman televizyonda görülmediğim için eleştiri almışımdır. Aslında insanın gözü gözüne vurulan şarkıcıların hayatları daha kısa oluyor. Ama biri seni arayıp bulunca onun için daha kıymetli oluyorsun. Çünkü seni zırt pırt görmüyor.

Rüyamın arkasından koştum

Yeni nesil müzisyenlerin iz bırakacağını düşünüyor musunuz?

Bilmem. Önlerinde ciddi bir rakipleri var zaman. O zamanı aşarlarsa bırakacaklar. Genel ya da sadece güncel değil, derinliği olan, müzikal anlamda estetiği olan işler yapmaları lazım. Çünkü popüler müzik dünyasında işin karakteri “sen git başkası gelsin” gibi değişken… Bizim konumumuz da büyük bir ayrıcalık değil. Bazı müzikal düşüncelerim vardı; onların arkasından fazla taviz vermeden, rüyamın arkasından koştum ve oldu.

Siz proje yapmayı seven müzisyenlerdensiniz. Birçok sanatçı ile ortak konserler verdiniz, Senfonik Ortaçgil projesi gibi... Tek başınıza sahneye çıkmak yerine neden bu birliktelikleri tercih ettiniz?

Bu iş öyle büyük bir ego gösterisi değil. Ortak bir iş yaptığınız zaman yani egonuzu bir anlamda bastırabildiğiniz zaman iş birliği doğmaya başlar. Sadece çıkar ilişkisine göre  birliktelikler yapmadık, beğenilen işler ortaya çıkarmaya çalıştık. Çalışması kolay bir adamımdır. Hoşuma da gidiyor başkaları ile ortak işler yapmak. Belki de bu değişkenlik, çeşitlilik beni taze tutuyordur. İnsan kendinden sıkılıyor, hep aynı şeyi yapıyormuş duygusuna kapılmak istemem.