Gazetevatan.com » Yazarlar » Azıcık kirden zarar gelmez

Azıcık kirden zarar gelmez


Birçok insan tüm bakterilerin yok edilmesi gerektiğine inanıyor. Bu yüzden hummalı temizlik faaliyetinde.

Vücudunuz ağzınızda, burnunuzda, bağırsaklarınızda, cildinizde, solunum sisteminizde kısaca pek çok yerde bakteri ve virüslere ev sahipliği yapıyor. Bunun karşılığında bağırsaklarınızda yaşayan iyi bakteriler vücudunuz için çok önemli işler yapıyor. Bir nevi kazan-kazan ilişkisi. Bazı hesaplamalara göre vücutta yer alan bu yabancı mikrorganizmalar kendi hücrelerinizden tam 10 kat fazla! Bir başka deyişle “siz sadece siz değilsiniz.”

Birçok insan tüm bakterilerin yok edilmesi gerektiğine inanıyor. Bu yüzden hummalı temizlik faaliyetinde bulunuyor.

Evlerini, giyeceklerini, yiyeceklerini, vücutlarını, ağızlarını bakteri öldürücü sabunlar, çamaşır suları, antiseptik gibi “ağır temizleyicilerle” temizlediğini düşünüyor. Oysa bulunduğumuz ortamlarda da vücudumuzda da bakteriler, virüsler, mantarlar ve diğer mikroganizmalar denge halinde yaşıyor. Biz bu denge haline “flora” diyoruz. Floranın bozulması bizleri başka birçok akut ve kronik hastalıkla karşı karşıya bırakıyor.

Doğayı anlamalıyız

200 bin yıldır varlığını sürdüren ve dördüncü buzul çağını geçiren atalarımız hayatlarını aşırı temizliğe bağlı sürdürmediler, onları aşırı soğuktan ve vahşi hayvanlardan koruyan mağara bulduklarında çamaşır suyuyla temizliğe kalkışmadılar! Bu gün insanoğlunun varlığını sürdürmesi doğayı anlamasına bağlıdır.

Belli bir oranda kirliliğin bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişimi için normal ve gerekli olması fikrine hijyen hipotezi denir. Bu hipotez bazı bağırsak hastalıklarından otoimmun hastalıklara, kanserden otizme, bazı astım türlerinden alerjilere kadar pek çok hastalığa karşı bakış açımızı değiştirdi.

Alerjiler bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan polen, ev tozları, yün, yer fıstığı gibi maddelere aşırı tepki vermesiyle oluşan tepkilerdir. Alerjilerin çoğu yaşamı tehdit etmiyor ama yaşam kalitesini çok önemli oranda düşürüyor. Endişeyle gözlemlenen şu ki yüksek gelirli ülkelerde bulaşıcı hastalık oranları düşerken astım ve diğer bağışıklık sistemi hastalıkları çok ciddi artış gösteriyor (1960’lardan bu yana 3 kat fazla).

Hayat kabus olmasın

Nasıl kemiklerimizin büyümesi ve sağlam olması için baskı gerekliyse, bağışıklık sistemimizin de mikroplara ihtiyacı vardır. Aşılar da bu mantıktan yola çıkarak üretiliyorlar.

Dünyaya geldiğinizde herkes gibi pek çok patojenle karşılaştınız ve bunlar bağışıklık sisteminizde stres yarattı. Ama aynı zamanda beyaz kan hücreleriniz de zararlı bakteri ve virüsleri tanımayı ve yok etmeyi öğrendi. Eğer anne sütü aldıysanız bağışıklık sistemi elemanlarınız ve koruyucu faktörler size bir tür bağışıklık şemsiyesi oluşturdu. Ancak sizi pek çok patojenden koruyan bu bağışıklık sistemi elemanları yaygın ve zararsız maddeleri hedef aldığında alerjiye sebep olup hayatınızı kabusa çevirebilir.

Son birkaç nesildir fiziksel konfora ve keyfe düşkünlüğümüz pek çok buluşa ilham verdi. Şöyle bir etrafınıza bakarsanız sadece kendiniz için değil ev hayvanlarınızın bile konforunu yükseltecek birçok ürün göreceksiniz. İnsanoğlu konforunu artırma konusunda çok arzulu. Oysa fazlasıyla yumuşak bir yatak bel sorunlarını artırabilir, etrafımızı fazlaca aydınlatan ampuller bizi gün ışığı ve D vitamininden uzak tutabilir, antibakteriyel sabunlar hepimizi daha da hasta edecek yeni bakterilerin gelişimine zemin hazırlayabilir.

Konforunuzu gereksiz yere artıran ve emek tasarrufu sağlayan bu gelişimler aslında bedenimizi etkin kullanmamızı önlüyor ve etkin kullanılmayan bedenlerde de eninde sonunda gerçek bir maluliyet gelişiyor.