Gazetevatan.com » Yazarlar » 48 saatte Lizbon

48 saatte Lizbon

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Lizbon güvenli, çok neşeli bir şehir...


Kongre için gittiğim Portekiz’in Lizbon kentine hayran kaldım. Lizbon güvenli, çok neşeli bir şehir ama bende hepimizin geçici olduğu hissini uyandırdı. Eski binalara, sokaklara, mozaik kaplı yollara baktıkça hep buralarda kimlerin yaşadığını, aşk acısı çektiğini, benim gibi okyanusu seyrettiğini düşündüm.

Lizbon, kalabalık, insana fenalık getiren bir şehir hiç değil. Toplu taşıma araçları çok uygun. 3 Euro’ya trenle yarım saat uzaklıktaki bir sayfiye kasabasına bile gidebiliyorsunuz. Alışveriş için ise en doğru yer ünlü El Corte Ingles... Portekizliler neşeli, esprili insanlar. Yeme içme ise İstanbul’dan çok daha ucuz!

Christo Rei Anıtı ve 25 Nisan Köprüsü (sağda) birbirine bakıyor. Anıt bir adak aslında. Katolik kilise, Portekiz’in 2. Dünya Savaşı’na katılmamasını dilemiş. Dilek gerçekleşince de adak yerine getirilmiş, anıt 1959’da tamamlanmış. Köprüye gelince... İnşa eden firma San Francisco’daki ünlü Golden Gate Köprüsü’nü de yapmış. Üstü açık turist otobüsleriyle gezmenizi öneririm. Her gittiğim şehirde bir kez bu obüslerle şehri turluyorum. Bilet fiyatı sadece 15 Euro idi. 2 gün istediğiniz kadar inip-binip kullanıyorsunuz. Lizbon Kilisesi...

Şehrin en güzel görülebileceği yere Santa Justa asansörüyle çıkılıyor. Ancak benim gibi yükseklik korkunuz varsa dikkat! Asansör kolay da, sonrasında merdiven var. Mel Brooks’un ünlü “Yükseklik Korkusu” filmini çevirdim. Ama bu kez başrolde ben vardım!

Binalara, mimarilerine bayıldım. Paraları yok, binalar bakımsız... Ama böyle olmalarını daha çok seviyorum. Eski binalar aşırı bakım görüp boyanınca, botokslu, aşırı plastik cerrahili kadınlara dönüyorlar. Ne yaşadığını, neler görüp geçirdiğini hissedemiyorsunuz. Oscar Wilde’ın dediği gibi ‘Geçmişi olan kadınları seviyorum!’

Şehrin en ünlü caddesi Rua Augusta’ya aşık oldum, okyanusa açılan caddede her gün yürüdüm. Portekizliler gibi kıyıda oturup Atlantik Okyanusu’nu seyrettim.

Rua Augusta’daki Casa Brasilieria’da yerel tatları denemeden dönmeyin. Etli, tavuklu-balıklı hamur işlerine bayıldım. Ünlü tartları pasteis di nata’nın ise tiryakisi oldum. İçi krem- karamelli küçük tartlar... Hmmm!

Cabo da Rocha’ya; Avrupa’nın en batı noktasına ayak bastım. Hipnotize edici bir manzaraya sahip, mutlaka gidin. Şehre çok yakın, arabayla yarım saatlik mesafede.

Yüzyıllar önce bilinmeyene doğru yola çıkan denizcilerin ülkelerinden ayrılırken son gördükleri Belem Kulesi imiş. 1500’lerin başında inşa edilen bu kule Portekiz’in amblemi.

Fotoğraftaki satıcının önerdiği en güzel Amalia Rodrigues CD’sini aldım. Portekizlilerin arabeski... 1820’lerde yayılan daha çok deniz, fakirlik ve acı konulu bir müzik türü. Acılı bir müzik diye bilinse de beni neşelendiriyor. Alışveriş yapan kıza sokaktakiler dönüp dönüp baktı!

Milli Tiyatro’nun arka sokakları geceleri bizim Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki eski meyhanelerin havasına giriyor. Son gecemde bu sokaklarda dolaştım. Evsiz bir punk kıza rastladım. Sohbet ettik; annesini kaybettiği için Hollanda’dan yeni gelmiş. Son Euro’larımı her tarafı piercing içinde, saçları kazınmış bu kıza verdim...

Praça da Rossio’da tarihi Cafe Nikola’da Portekiz usulü bol sarmısaklı-soğanlı balıkla bir ziyafet çektim kendime... Parmaklarımı da yiyecektim! Deniz ürünlerini pişirmede çok ustalar.

Seramik işçiliği çok gelişmiş. Kendilerine özgü desenleri çok hoş.
Lizbon entelektüellerinin buluşma yeri Cafe A Brasileria Kafe, Chidao yöresinde... Yanımdaki boyfrend’im değil! Fernanda Pessoa; en ünlü şairleri...

Lizbon seyahat notları

* İstanbul- Lizbon uçuşu 5 saate yakın sürüyor. Yanınıza mutlaka sürükleyici bir roman alın.
* Bizden 2 saat gerideler.
* Hava 25-26 derecelerde... İstanbul kadar sıcak ve nemli değil.
* Lizbon diğer Avrupa şehirleri gibi steril değil; rahat bir yer. Camdan duvarlar hissetmiyorsunuz.
* Portekizliler kadın-erkek minyon, ince insanlar. Perifere doğru daha fakir bölgelerde şişmanlığın arttığını gözlemledim.
* Lizbon’a ayak bastığınızda bir Avrupa şehrine gelmişsiniz hissi uyandırmıyor. Krallığını devretmiş bir yaşlı aslan gibi...