Gazetevatan.com » Yazarlar » Avrupa’da yeni moda Goji berry!

Avrupa’da yeni moda Goji berry!

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Ben de modaya uydum! Bu satırları hazırlarken bir yandan da yulaf sütünün içine karıştırdığım goji berry tanelerini çiğnemekteyim...


Uluslararası çocuk obezitesi konferansı için Portekiz’in başkenti Lizbon’daydım. Gittiğim ülkelerde mutlaka süpermarketleri dolaşırım. Konferansa katılan Portekizli diyetisyenlerden öğrendiğime göre burada yeni moda goji berry yemekmiş! En ünlü alışveriş merkezi El Corte Ingles’te raflar goji berry çayları, meyve suları, goji berry’li çikolatalarla doluydu. Kısacası her şeyin içine sokmuşlar.

Gelin şu gojiye bir göz atalım. Baş ucu kitabı yaptığım Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın ‘Doğadan Gelen Sağlık: Bitki Çayları’ adlı kitabından aktarıyorum:

"Etkisi:

Çeşitli organlarda yaşlanmaya bağlı olarak oluşan hasarların geciktirlmesinde yararlı olabileceği öne sürülmektedir. Göz (maküler dejenerasyon, glokom) beyin (bunama, Alzheimer hastalığı), karaciğer ve böbrekler ( hücre hasarı) özellikle etkili olabileceği organlar olarak bildirilmektedir. Ayrıca çeşitli kanserlerin önlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir.

Yaşlanmanın geciktirilmesinde goiji meyveleri yararlı mı?

Batı ülkelerinde de giderek artan bir şeklide tüketilen goji; turuncu-kırmızı meyveleri yenerek, meyve suyu içilerek, kurutulmuş meyveleri ise çay halinde ya da müsli/tahıl karışımları içerisini ilave edilerek kullanılmaktadır. Doğrudan İnglizce adının tercümesi ‘wolfberry’, Türkçe olarak ‘kurt üzümü’ olarak adlandırılmıştır. Ülkemizde yetişmeyen gojinin, yetiştirmek isteyenler için fideleri satılmaktadır.

3 bin yıllık geleneksel Çin tıbbi dökümanlarında goji meyvelerinin uzun süreli tüketilmesiyle yaşlanmayı geciktireceği ve ömrü uzatacağı kayıtlıdır. Bu nedenle özellikle yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan kronik hastalıkların önlenmesinde etkili olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla günümüzün yaşlanma geciktirici ‘antiaging’ kavramına uygun bir bitkidir.

Uzak Doğu"da meyvelerin yüzlerce yıldır kullanılmasına karşın bilimsel kriterlere uygun klinik çalışma sayısı son derce azdır. Çin haricinde bir ülkede (ABD) yürütülmüş tek çalışma vardır; o da 2008 yılında yayımlanmıştır. İki gruba ayrılan 35 gönüllüye 14 gün boyunca her gün 1 bardak (120ml) goji meyve suyu ya da renk ve lezzet olarak benzeyen etkisiz bir içecek verilmiştir. İlk gün ve süre sonunda yapılan değerlendirmelerde goji içenlerin kendilerini daha enerjik hissettikleri, stresten etkilenmedikleri ve mide bağırsak işlevlerinin daha düzenli olduğu tespit edilmiştir.

Çin’de 50 gönüllüde (55-72 yaşları arası) 30 gün goji uygulaması ile beden antioksidan kapasitesinin belirgin bir şekilde artış gösterdiği bildirilmişir.

Sonuç olarak deneysel bulgular goji meyvelerinin yaşlanmaya bağlı gelişen krıopik sorunların geciktirilmesinde yararlı olabileceğini gösteriyor. Ancak bu bulgular izole hücreler ya da deney hayvanları üzerinde yürütülen deneylere aittir. İnsanlarda ne derece etkili olabileceğini gösterecek klinik deney sayısı azdır.

Risk var mı?

Gojiyle ilgili bilinen herhangi bir risk bulunmamaktadır. Ancak bitki Solanaceae alesinden olduğu için içinde bu bitkilere özel alkanoitler bulunmaktadır. Örneğin; patlıcan bulunan nikotin gibi... Goji meyvelerinde de eser miktarda zehirli bir alkaloit olan atropin bulunmuştur. Ancak yine de miktarı normal koşullarda insan sağlığı için bir tehlike teşkil etmemektedir."

YULAFIN SÜTÜ BİLE ÇIKARILDI!

Yulaf ezmeli kahvaltıyla yıllar önce İngiltere’deki eğitimim sırasında tanıştım, bir daha da vazgeçemedim. Bizim tipik Türk kahvaltısını daha çok kışın yaparım. Yazın tipik bir günümde kahvaltım 2-3 kaşık yulaf ezmesi süt veya yoğurt ve taze meyve şeklinde... Bu kahvaltıyla kendimi yenilenmiş, taze hissediyorum.

Yulaf sütünü ise bu yıl ilk kez İsveç’te Goteborg’da tattım ve çok beğendim. Her Avrupa gezimden yulaf sütüyle dönüyorum artık. Tahıl sütler iyice yaygınlaşmaya başladı. Tahılların veya unun fermente edilmesiyle elde ediliyorlar. Yulaf, pirinç, çavdar, quinoa (kinoa diye okunuyor) gibi tahılların sütü çıkartılabiliyor.

Yulaf sütü nedir?

- Yulaf ve suyla yapılıyor.

- Görüntü olarak inek sütüne benziyor.

- Hafif , içimi kolay, yumuşak bir aroması var.

- Protein içeriği inek sütüne göre daha düşük, karbonhidrat içeriği daha fazla.

- Liften zengin; kabızlığı önlemeye yardımcı olabilir.

- İçinde inek sütünde buluna laktoz yok; bu yüzden laktoz alerjisi olanlar rahatlıkla içebilir.

- Doymuş yağdan fakir.

- Kolesterol içermiyor.

- Folik asit var. B grubu vitaminlerden olan folik asit hücrelerimizin onarımı ve sentezi için gerekli.

- Anemiyi önlemeye de yardımcı.

- Bitkisel kimyasallar içeriyor.

- 100 ml"sinde 45 cal. var.

- 1 bardak yulaf sütü yaklaşık 200 mg kalsiyum içeriyor.Süte iyi bir alternatif.

Neden mi orijinal sözcüğünü kullandım? Çünkü tüm dünya ülkeleri etnik tipolojilerinden çoktan uzaklaştı... Hepimizin bildiği nedenler; fast food, hareketsizlik, işlenmiş yiyecek bolluğu vs Portekizliler minyon ve ince insanlar. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ve ABD’de olduğu gibi sokaklarda fazla atıştıran, elinde sandviçle veya içecekle yürüyen birine rastlamıyorsunuz.

BOL BALIK, SOĞAN, SARIMSAK YİYORLAR

İnce kalmalarının önemi bir nedeni bu olmalı! Çünkü balık içerdiği Omega-3 yağ asitleriyle hafiflemeye yardımcı güçlü bir protein. Kalorisi de diğer etlere göre daha düşük. Lizbon’da her şey sokak lambalarından heykellerine kadar denizi ve denizciliği hatırlatıyor. Ataları bir dönemin en ünlü denizcileri olan Portekizliler sudan çıkan her şeyi özellikle balığı çok lezzetli pişiriyorlar.

Bol soğanlı-sarmısaklı. Öyle lezzetli ki hiç bıkmıyorsunuz balık yemekten. ‘Demek ki biz iyi balık pişirmeyi bilmiyoruz’ diye düşündüm yerken. Balığı bu kadar lezzetli hale getirirsek daha çok yeriz.

Mutfakları yağlı değil. Aşırı şerbetli tatlıları da yok.