Bakan Çavuşoğlu'ndan S-400 açıklaması

AA |  14 Haziran 2019 Cuma - 10:11 | Son Güncelleme : 14 06 2019 - 14:28

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400 füze savunma sisteminden vazgeçmeyeceğini bir kez daha yineledi. Çavuşoğlu, " Her şey bitti, teslim süreci bekliyor. Hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Sonuçları ne olursa olsun bundan vazgeçmemiz mümkün değil" dedi.


Çavuşoğlu, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin  açıklamalar da bulundu ve soruları yanıtladı.
 
Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımına ilişkin ve  "Türkiye'nin çabalarına ve güvencelerine rağmen ABD'nin şu ana kadar ikna  olmamasının başka nedenleri mi var? Washington yönetiminin, F35 programındaki  ortaklığımızın bitirilmesi yönündeki adımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?”  şeklindeki soruya Çavuşoğlu, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemine ihtiyacı  olduğu yanıtını verdi.
 
Bu konuda Türkiye'nin, Suriye krizinden sonra müttefiklerinden yardım  istediğini belirten Çavuşoğlu, bazı müttefiklerin Patriot bataryalarını,  İtalya'nın da Samp-T bataryalarını gönderdiğini hatırlattı.
 
Türkiye'nin hava savunma sistemi alma çabalarını sürdürdüğünü ancak  müttefiklerinden alamadığını belirten Çavuşoğlu, "Patriotları da alamadık.  Dolayısıyla biz, başka arayışlara girdik ve en iyi teklifi, en iyi teknolojiyi  Rusya'dan aldık." dedi.
 
Türkiye'nin S-400'leri almaya kara verdiğini, imzaları attığını,  parasının bir kısmını ödediğini, bir kısımının da krediye bağlandığını belirten  Çavuşoğlu, "Her şey bitti, şimdi tamamen teslim süresiyle ilgili çalışmalar devam  ediyor. Türkiye'ye bunlar gelecek." diye konuştu.
 
ABD'nin Türkiye'nin kararlığını gördüğünü ve Türkiye'yi ABD'nin  Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşılık Koyma Yasası (CAATSA) yaptırımlarına dahil  etmeye çalıştığını söyleyen Çavuşoğlu, "Yalnız F-35'ler CAATSA yaptırımı içinde  değil. CAATSA'ya baktığımız zaman, çıkan yasaya, F-35'ler yok." dedi.
 
F-35 pilotlarının eğitimin durdurulmaya çalışıldığını, ABD Savunma  Bakan Vekili Patrick Shanahan'ın, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a mektup  gönderdiğini hatırlatan Çavuşoğlu, "Biz onlara şunu söylüyoruz, 'Bu çabalarınız  beyhude. Biz S-400'ü aldık'." şeklinde konuştu.
 
Türkiye'nin, konuya ilişkin içinde NATO'nun da yer aldığı bir çalışma  grubu kurulması teklifini hatırlatan Çavuşoğlu, "Ortaya attıkları iddiaların  doğru olmadığını zaten teknik bilgisi olmayan insanlar da biliyor. Neymiş  efendim, S-400'ler F35'in sistemine girebiliyormuş. Eğer bu iddialar doğruysa  zaten, Suriye'de S-400'ler var ve yüzde 100 Rusya'nın kontrolünde. Bize  gelecekler yüzde 100 bizim kontrolümüzde olacak ve NATO'ya tehdit olmaması için  biz zaten ön şartlarımızı en başından koyduk." ifadelerini kullandı.
 
Norveç sınırında da S-400'ler olduğuna ancak Norveç'in F-35'lerinin  uçtuğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, "Suriye'de İsrail ve ABD'nin F-35'leri  S-400'lere çok yakın uçtu. Eğer bu iddia doğruysa zaten çoktan S-400 girdi. Sanki  biz bir yere taarruz füzesi almışız gibi, bunu da alabiliriz bu da ihtiyacımız,  sanki bir nükleer silah üretmişiz gibi bir savunma sistemi alırken bir  müttefikimiz neden bu kadar problem çıkarıyor?" değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye'nin bu konuda kararlı olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, "Hiçbir  şekilde bu konuda geri adım atmayacağız." dedi.
 
Türkiye'nin ABD'ye Patriotlar konusunda niyet mektubunu gönderdiğini  hatırlatan Çavuşoğlu, "Bir konuda ABD garanti veremiyor. Fiyatta ve teslim  süresinde anlaşsak bile Kongreden geçme garantisi verebiliyor musunuz? Hayır  veremiyoruz. Veremiyorsanız, yarın Patriot alamazsak, yine başka sistemler  alacağız." ifadelerini kullandı.
 
Fransa'nın Samp-T bataryasını Türkiye'ye konuşlandırma önerisinde  bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, Fransa'ya teşekkürlerini iletti ve EUROSAM ile  Samp-T'lerin alınması için mutabakat zaptı imzalandığını vurguladı.
 
Türkiye'nin acil olarak savunma sistemine ihtiyacı olduğunu ve bu  ihtiyacı Rusya'dan karşıladığını dile getiren Çavuşoğlu, bunun iptal edilmesinin  mümkün olmadığının altını çizdi.
 
Çavuşoğlu, Türkiye'nin kimseyle bir husumeti olmadığına ve bölgesel  tehditlere dikkati çekerek, "Ya başkalarına bağımlı bir ülke olacağız ya da tam  bağımsız özgür bir ülke olmak için zorluklar da olsa, bunları göğüsleyerek  milletimizle beraber, kendi yolumuza devam edeceğiz. Bu yoldan bizi kimse geri  çeviremez." diye konuştu.
 
Türkiye'nin, CAATSA yaptırımıyla karşılaşması durumunda nasıl bir  tutum alacağına ilişkin soruya ise Çavuşoğlu, bir ülkenin tek başına bir başka  ülkeye savunma sistemine ilişkin bir kararı al ya da alma demesini reddettikleri  yanıtını verdi. ABD'nin bu anlayıştan vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan  Çavuşoğlu, bu tutumdan AB'nin de rahatsız olduğunu belirtti.
 
Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
 
"Bir ülkeye yönelik bir hamlede bulunursanız, olumsuz bir adım  atarsanız o ülkenin de size vereceği karşılığı vardır. Biz bunu tercih etmeyiz  ama ABD bize yönelik olumsuz adımlar atarsa CAATSA ile ilgili, bizim de buna  karşı atacağımız adımlar vardır. Zaten bunun çalışmalarını Cumhurbaşkanımız  liderliğinde yapıyoruz. Yeri geldiği zaman bunları da açıklarız, bunları da  yaparız. Yani ABD bu kararları aldı, biz sessiz sedasız oturalım, ağzımızı  kapatalım, ABD ne derse olur gibi bir anlayış yok artık. Bunu bizim kabul etmemiz  mümkün değil. Ne olursa olsun biz de bize yönelik bir olumsuz davranış veya bir  adım olursa bunun karşılığını mutlaka vereceğiz."
 
NATO'nun Türkiye'nin hava sahasının sadece yüzde 30'unu  koruyabildiğini vurgulayan Çavuşoğlu, "Elbette bu bir milli mesele." dedi.
 
Çavuşoğlu, muhalefetin bu yönde talebi olması halinde topluca bir  bilgilendirme yapacaklarını ifade ederek, "Muhalefete bilgi verme konusunda  hiçbir tereddüdümüz olmaz. Veririz. Yeter ki onlar arzu etsinler ama bu bilgileri  almadan da 'Türkiye S-400'ü almasın, iptal etsin' gibi açıklamaları da doğru  bulmuyoruz. Birilerine hizmet etmesinler. Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türk  milletine hizmet etsinler." diye konuştu.
 
İDLİB'DEKİ SON GELİŞMELER
 
Bakan Çavuşoğlu, İdlib'de rejim güçlerinin dün Türk Silahlı  Kuvvetlerine ait ateşkes gözlem noktasını hedef almasıyla ilgili soruyu şöyle  yanıtladı:
 
"(Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir O.) Pedersen geldi.  Astana süreci ile ilgili fikrimizi de sordu. Astana sürecinin devam etmesinde  fayda var. Bugüne kadar Suriye'de sahada ve masada herhangi bir gelişme olduysa,  Cenevre süreci orada hiçbir şey olmamasına rağmen canlı kaldıysa, bunun sebebi  Astana'da, yer yer Soçi'de bizlerin muhalefetle, rejimle üç garantör ülke olarak,  gözlemci ülkeler olarak, şimdi Irak ve Lübnan'ı da oraya davet erme kararı aldık,  birlikte attığımız adımlar sayesinde olmuştur."
 
Çavuşoğlu, anayasa süreci, rejim ve muhalifler arasında zorla  alıkonulanların takası ve diğer güven artırıcı adımların da Astana süreci  sayesinde olduğuna işaret etti.
 
Rejimin İdlib ve Suriye genelinde garantörünün Rusya ve İran olduğunu  anımsatan Çavuşoğlu, "Dolayısıyla 'biz rejime söz geçiremiyoruz' mazeretini biz  kabul etmeyiz." ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, İdlib'deki radikal grupları oraya Halep'ten, Doğu Guta'dan,  Humus'tan, Hama'dan silahlarıyla gönderenin Esed rejimi olduğuna ve rejimin  radikal grupların burada bulunmasını bahane ederek saldırmayı amaçladığına  dikkati çekti.
 
"Bu tacizler oldu. Rusya ile ateşkes için beraber çalışıyoruz.  Rusya'nın burada sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor." diyen Çavuşoğlu,  şöyle devam etti:
 
"Dünkü tacizlerden 3 askerimiz hafif şekilde etkilendi ama ne olursa  olsun, hiç etkilenmese bile bu atışların, tam 10. gözlem noktasını hedef almasa  bile, oraya yönelik atışların kasıtlı olduğunu düşünüyoruz. Rusya'ya ve diğer  ülkelere gerekli mesajları verdik."
 
Çavuşoğlu, Suriye'nin geleceği için ve siyasi çözüm için İdlib  mutabakatının uygulanması, ateşkesin devam etmesi gerektiğinin altını çizerek,  "Güven artırıcı adımlarla beraber kalıcı bir siyasi çözüme odaklanmamız lazım."  dedi.
 
Anayasa komitesi konusundaki tıkanıklığa da değinen Çavuşoğlu, "Sivil  toplum listesinde 6 kişide problem var. Bunlar sivil toplumu temsil etmiyor."  şeklinde konuştu.
 
Bakan Çavuşoğlu, bu kişilerin içinde rejimin eski merkez bankası  başkanı, siyasi parti başkanı, savcı olduğunu vurgulayarak, hem BM hem  Türkiye'nin itiraz ettiğini aktardı.
 
Rusya'nın 3 artı 3, 4 artı 2 şeklinde formüller sunduğunu kaydeden  Çavuşoğlu, 4 kişinin kaldığı ve iki kişinin değişeceği formülü kabul ettiklerini,  Rusya'dan yanıt beklediklerini bildirdi.
 
Çavuşoğlu, bir an önce Rusya, Türkiye ve İran olarak Cenevre'de bir  araya gelip komitenin kurulduğuna yönelik açıklamanın yapılması gerektiğini  belirterek, "Eğer sözlerinde dururlarsa, normal şartlarda çok yakınız." dedi.
 
 
Bakan Çavuşoğlu, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Kral  Selman arasında kısa süre önce bir telefon görüşmesi yapıldı. Ayrıca Türkiye,  Suudi topraklarına yönelik son füze saldırısını kınadı. İki ülke arasında bir  normalleşme mi başlıyor?" sorusu üzerine, Türkiye'nin kime yapılırsa yapılsın  terör saldırılarını her zaman kınadığının altını çizdi.
 
Türkiye'nin Suudi Arabistan ile ikili bir meselesinin olmadığını  vurgulayan Çavuşoğlu, "Geçmişte Mısır sebebiyle biraz vardı. Dışişleri bakanı  olarak ilk göreve başladığım günlerde bunu gördüm ve kendilerine dedim ki 'Bizim  sizinle ikili bir problemimiz var mı?' Hayır, yok. Mısır dolayısıyla siz bize  niye bu şekilde yaklaşıyorsunuz?" dedi.
 
Çavuşoğlu, Türkiye ile Suudi Arabistan'ın arasının iyi olması  durumunda diğer birçok konuda birlikte adım atılabileceğine dikkati çekerek, iki  ülke arasındaki ilişkilerin, Kral Selman göreve geldikten sonra çok daha iyi bir  noktaya geldiğini belirtti.
 
Bakan Çavuşoğlu, Kaşıkçı olayını ikili ilişkilerden bağımsız  tuttuklarını dile getirerek, burada bir cinayetin olduğunu,  cinayetin  İstanbul'daki başkonsoloslukta işlendiğini ve cinayeti işleyenlerin de Suudi  Arabistan'dan gelen kişiler olduğunu anımsattı.
 
Bu kişilerin isimlerinin belli olduğunu ve Kaşıkçı'yı öldürdüklerini  itiraf ettiklerini kaydeden Çavuşoğlu, "Bu gelişmelerden sonra Suudi Arabistan'ın  bize yönelik yaklaşımı değişmeye başladı. Cinayetin aydınlatılması ve cinayeti  işleyenlerin yargı önünde hesap vermesi konusundaki talebimizi ilettik." dedi.
 
Çavuşoğlu, Suudi Arabistan'ın bu konuda ortak komisyon kurulması  talebinde bulunduğunu hatırlatarak, "Bu süreç de çalışmadığı gibi başkonsolosluğa  girme noktasında bunu geciktirerek suistimal ettiler. Bunu söylememiz lazım."  ifadelerini kullandı.
 
"KAŞIKÇI, ULUSLARARASI BİR PROBLEM"
 
Cemal Kaşıkçı cinayetinin uluslararası bir problem olduğunu vurgulayan  Çavuşoğlu, Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü  Agnes Callamard'ın konuya ilişkin taslak raporunu hazırladığını, nihai hale  gelmesinin ardından yakın zamanda açıklanabileceğini söyledi.
 
Bakan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu, bir cinayet meselesi. Eğer bu cinayete göz yummamızı, kapatmamızı  veya hiçbir şey söylemememizi istiyorlarsa bu, doğru bir yaklaşım değil çünkü bu  bir cinayet. Bunun sorumluluğu var. Yerel işbirlikçinin kim olduğunu  söylemediler. Şimdi 'Hepimiz Müslümanız' diyoruz. İslam Zirvesi de Mekke'de oldu,  o da tamam. Öldürdüğünüz kişinin cesedi nerede, bunu bile söylemediniz? Müslüman  ölür, öldürülür, şehit düşer, başka türlü ölür ama en azından Müslüman olmasa  bile herkes defnetmek ister.
 
Cenaze nerede? Ceset nerede? Bu konularda hiçbir bilgi verilmedi.  Bizden kaynaklanan sorunlar değil."
 
Kaşıkçı olayını ikili ilişkilerden bağımsız tuttuklarının altını çizen  Çavuşoğlu, "Ama onlar gördüğümüz kadarıyla tam bağımsız tutmuyorlar.  İlişkilerimizi de buna bağlamaya çalışıyorlar." dedi.
 
Çavuşoğlu, "Cumhurbaşkanımızın Kral Selman'ı bayramda araması, bizim  (açımızdan) Suudi Arabistan'la ikili düzeyde hiçbir problemimiz olmadığının  göstergesidir." şeklinde konuştu.
 
Türkiye'nin, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dönem başkanlığını Suudi  Arabistan'a devretmesinin de rotasyon kaynaklı olduğunu söyleyen Çavuşoğlu,  "Suudi Arabistan'ın 3 yıllık dönem başkanlığında ümmet için, Filistin için ve  İslam dünyası için yapacakları tüm çalışmalarda yanlarında olacağımızı söyledik."  diye konuştu.
 
KÖRFEZ'DEKİ GERİLİM
 
Çavuşoğlu, Körfez'de tankerlere yönelik saldırıların son derece endişe  verici olduğunu belirterek, "Ama alelacele bir ülkeye yıkmaya çalışmanın da bir  faydasının olmadığını düşünüyoruz. Biz burada 'Kimse temizdir, kimse suçludur.'  demiyoruz ama bunun ciddi bir şekilde soruşturulması lazım." ifadelerini  kullandı.
 
Benzeri saldırıların daha önce de olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu,  arkasında ne olduğuna iyi bakmak gerektiğini dile getirdi.
 
Çavuşoğlu, yaşananların bölgede tırmanmaya yol açtığına işaret ederek,  İran'ın bu konuda bir sorumluluğunun olmadığı yönündeki açıklamasını anımsattı.
 
Bunları dikkate alarak ciddi bir soruşturma ve incelemenin yapılması  gerektiğini vurgulayan Çavuşoğlu, "Bunun sebebini bulmak lazım. Aksi taktirde bu  bölgedeki buna benzer adımlar gerilimi daha da arttırabilir." diye konuştu.
 
İRAN'A YÖNELİK YAPTIRIMLAR
 
Bakan Çavuşoğlu, İran'a yönelik yaptırımları doğru bulmadıklarını  belirterek, AB ve Avrupa ülkelerinin de bu yaptırımları doğru bulmadığına işaret  etti.
 
Avrupa'da bazı ülkelerin İran'a yönelik yaptırımlara ilişkin INSTEX  mekanizmasını kurduklarını ancak henüz uygulamaya geçmediğini anımsatan  Çavuşoğlu, "Biz de İran'la buna benzer bir mekanizma mı kuracağız, INSTEX'e mi  dahil olacağız, onu da değerlendiriyoruz. Hem İran'la görüşüyoruz hem  Avrupalılarla görüşüyoruz." ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, yaptırım yöntemiyle soruna çözüm bulunamayacağına dikkati  çekerek, İran'la ancak angajmana girerek ve müzakere edilerek soruna çözüm  bulunabileceğini kaydetti.
 
İran'la Türkiye'nin asırlardır komşu olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu,  Türkiye'nin özel sektörde bazı çekinceler yaşansa da devlet olarak İran'la  ticaretin devam ettirildiğini belirtti.
 
ABD'nin Kudüs meselesine ilişkin tavrına değinen Çavuşoğlu, "ABD'nin  Kudüs konusunda, Filistin ve de Orta Doğu konusunda tek taraflı attığı adımların  bugüne kadar bir faydasını görmedik. Esasen bir konuda bir ülkenin ya da bir  kurumun inisiyatif alabilmesi, arabuluculuk yapabilmesi için tarafsız olması,  objektif olması lazım. ABD taraf tutuyor. Bunu da tüm dünya görüyor." diye  konuştu.
 
ABD'nin tavrının dünyada da destek görmediğini anımsatan Çavuşoğlu,  "Orta Doğu sorununu çözmenin parametreleri belli. İki devletli çözüm." dedi.
 
Çavuşoğlu, bunun dışındaki bir alternatifin sorunu çözmeyeceğini ifade  ederek, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Kudüs'ü, Filistin'i paraya değişen bir çözümü bizim kabul etmemiz  mümkün değildir. Bizim kriterimiz de şudur. Filistinlilerin kabul etmeyeceği  hiçbir çözümü Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti olarak bizim de kabul etmemiz  mümkün değildir. Dolayısıyla burada parayla her şeyi satın alma planı görüyoruz.  Bahreyn'deki konferansın da buna yönelik olduğunu düşünüyoruz. Filistinlilerin  yaptığı çağrıda da bunu görüyoruz. Bu tür çabaların, 'parayla her şeyi  hallederiz' düşüncesinin Kudüs meselesinde işlemeyeceğini, ABD ve İsrail'in  anlaması gerekiyor."
 
Türkiye'nin, Filistin ve Kudüs davasını asla bırakmayacağını  vurgulayan Çavuşoğlu, BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansının (UNRWA) maddi  sıkıntılarını gidermek için de çalıştıklarını belirtti.
 
DOĞU AKDENİZ MESELESİ
 
Doğu Akdeniz'deki gelişmelere de değinen Çavuşoğlu, "Akdeniz'deki tüm  ülkelere mesajımız şudur, 'Türkiye'yi dışlayan, Türkiye'nin içinde olmadığı  hiçbir anlaşma geçerli değildir.' Akdeniz’de biz de varız, bizim de kıta  sahanlığımız var. Kıta sahanlığımızın sınırları bellidir. Bunu da BM'ye  kaydettik. İkincisi biz, kendi kıta sahanlığımız içerisinde, Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti'nin (KKTC), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) ruhsat  verdiği alanlarda sismik araştırma ve sondaj yapıyoruz . Eskiden sadece sismik  araştırma yapardık çünkü bizim sondaj gemimiz yoktu. Şimdi FATİH1 gemimiz hemen  Kıbrıs'ın batısında sondaja başladı." ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, bölgeye ikinci sondaj gemisinin de geleceğini dile  getirerek, şunları kaydetti:
 
"İkinci gemimiz Karadeniz'e gidecekti, o bölgeye kaydırdık. Bunun  sebebi, yıllardır tüm uyarılarımıza rağmen Rum kesiminin tek taraflı bir şekilde  Kıbrıs etrafında arama, sismik arama ve şimdi de sondaj çalışmalarına  başlamasıdır. Neden tek taraflı diyoruz, çünkü burada KKTC’nin ve Kıbrıs Türk  halkının da hakkı var. Bunu da Rum kesimi ve AB kabul ediyor. Biz onlara 'Kıbrıs  Türk halkının haklarını garanti altına aldıktan sonra bu tür adımları atın'  dedik. 'Efendim yaparsak tanımış oluruz.' diyorlar. Hayır, bugün Tayvan’ı herkes  tanımıyor ama herkes Tayvan ile ticarette yapıyor, anlaşma da. Özel şirket  üzerinden olsun, AB üzerinden olsun, her türlü esnekliği gösterdik. 'Efendim  şimdi değil de satarken garanti altına alacağız.' diyorlar. Şimdi yapamıyorsan  satarken de yapamazsın. Yapmazsın ve garanti altına almazsın. Biz güvenmiyoruz."
 
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile yapılan müzakerelerde, Rumların  mutabakata varılan konularda bile geri adım attığını belirten Çavuşoğlu, söz  konusu tarafın, müzakerelerde verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadığını dile  getirdi.
 
 
Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
 
"O yüzden biz de kendi adımımızı kendimiz atıyoruz. Burada Türkiye  Cumhuriyeti, KKTC ve Kıbrıs Türk halkının menfaatlerini korumak için bölgeye  sondaj gemilerimizi gönderdik. Eskiden Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma  yapıyordu. Onlar da 'Türkler yine böyle yapacak bir şey olmaz.' dediler ama  gemileri gönderince şimdi paniklediler. Önce bazı tepkiler oldu. Bu tepkilere biz  de cevabımızı verdik. Onun dışında herkesi bilgilendirdik. Mesela İngiltere'yi  bilgilendirdikten sonra bu bölgeleri tartışmalı bölge olarak açıkladık.  Amerika'nın açıklamasına baktığımız zaman AB'nin açıklamalarına göre dengeli bir  açıklama olduğunu görüyoruz. Biz, tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)  Daimi üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarına ve de AB üyesi ülkelerin dışişleri  bakanlarına ve (AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi) Federica  Mogherini'ye mektup gönderdik. Hukuki gerekçeleriyle beraber oradaki Türkiye,  KKTC ve Kıbrıs Türk halkının haklarını açıklayan bir mektup gönderdik. Ayrıca  Bakanlıktaki arkadaşlarımızla Ankara'daki tüm büyükelçileri davet ederek aynı  kapsamda bilgilendirmelerde bulunduk ve çok etkilendiler."
 
"AB'Yİ DEFALARCA UYARDIK"
 
AB’ye birçok kez uyarıda bulunulduğunu anımsatan Çavuşoğlu, "Biz AB'ye  bu işi siz çözün, aksi takdirde biz adımlarımızı atarız ve gerginlik olur  uyarısını defalarca AB’ye ilettik. Aynı bilgilendirmeyi Brüksel’de de  arkadaşlarımız yaptı. Bizim burada uluslararası hukuk bakımından da haklılığımız  ortadadır ve bu konuda da kararlıyız. Kararlılığımızı da herkes gördü."  ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, Rusya'dan şu ana kadar Doğu Akdeniz konusunda bir açıklama  göremediklerini vurgulayarak, "Rusları da buradaki haklarımız ve Kıbrıs Türk  halkının hakları konusunda bilgilendirdik. Ruslar, Kıbrıs sürecinde kalıcı bir  çözüm olması konusunda görüşlerini söylediler. Hatta müzakerelere P5 ülkeleri  katılsın diye de taleplerini iletiyorlar ama biz, BM ve AB gözlemci konumunda.  Çünkü herhangi bir çözüm olduğu zaman AB ve AB hukukunu da ilgilendiren konular  olduğu için onlar gözlemci olarak duruyorlar ve garantör ülkeler olarak bu  müzakereleri sürdürdük. Sondaj konusunda Rusya'nın bir taraf tutan bir  açıklamasını ya da tutumunu görmedik." şeklinde konuştu.
 
Bakan Çavuşoğlu, "Kıbrıs Rum kesimi bizim vatandaşlarımızı  tutuklayacak, biz de buna müsaade edeceğiz, bu mümkün değil." dedi.
 
"Hak hukuk çerçevesinde herkesin menfaati garanti altına alındığı  zaman ve paylaşmayı da bildiği zaman sorun yok." ifadelerini kullanan Çavuşoğlu,  Türkiye'nin tek taraflı adımlara itiraz ettiğini vurguladı.
 
Çavuşoğlu, "Bu noktaya mecbur gelecekler. Rum Kesimi de gelecek,  Yunanistan da gelecek, Avrupa Birliği de gelecek, Akdeniz'deki ülkeler de  gelecek. Bunun başka çıkar yolu yok. Ama tabii Suriye'den dolayı, Rusya'nın  oradaki mevcudiyeti, ABD'nin, Batılıların oradaki mevcudiyeti gibi konulardan  dolayı şu an herkesin gözü Doğu Akdeniz bölgesinde." tespitini yaptı.
 
Bakan Çavuşoğlu, bölgedeki doğal gazın Avrupa ve dünya piyasalarına  ulaşması için tek alternatifin Türkiye olduğunun altını çizdi.
 
Türkiye ile İsrail ilişkilerinin normalleşme şartlarının olgunlaşıp  olgunlaşmadığına ilişkin soruya Çavuşoğlu, "Şu anda bu gündemde olan bir konu  değil. Maalesef İsrail'in Filistin ve Gazze'ye yönelik agresif politikaları,  özellikle Trump'ın aldığı kararlar ve Amerika'nın attığı adımlar yüzünden en son  Golan Tepeleri kararı dahil, Netanyahu yönetimindeki İsrail'in saldırgan tutumu  ve vahşice insanları öldürmesinden dolayı bizim de ilişkilerimiz gerildi."  ifadelerini kullandı.
 
Çavuşoğlu, Filistin meselesinin Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğinin  altını çizerek, geçmişte Mavi Marmara sürecinde yaşanan gerginliğin ardından  yapılan anlaşmalarla normalleşme sürecine girildiğini hatırlattı.
 
Bu normalleşme sürecinden sonra Türkiye'nin İsrail'e yönelik herhangi  bir olumsuz tutumu olmadığını kaydeden Çavuşoğlu, "Fakat Filistin'e ve Gazze'ye  yönelik bu vahşice saldırıları da görmezden gelemeyiz." dedi.
 
Çavuşoğlu, İsrail vatandaşlarıyla veya Yahudilerle hiçbir problemleri  olmadığının altını çizerek, Türkiye'de de toplumun ve devletin, Musevi toplumunun  yanı sıra diğer azınlıklar konusunda hoşgörülü olduğuna işaret etti.
 
"ESAS SIKINTI, ABD VE FRANSA'NIN SURİYE'DE YPG İLE BUGÜNE KADAR GİRDİĞİ ANGAJMANDIR"
 
ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararını açıklamasının  ardından bu işin koordinasyonu için Türkiye ve ABD'nin bir görev gücü kurduğunu  hatırlatan Çavuşoğlu, "Bu görev gücü birkaç defa bir araya geldi. Önce ABD'den  bize bir kağıt geldi. Biz, cevabımızı verdik. Şimdi bizim verdiğimiz cevaba  yönelik ABD, kendi düşüncelerini bizimle bu hafta içinde paylaşacaklarını  söylediler. Güvenli bölgenin oluşturulması, güvenli bölgenin derinliği ve güvenli  bölge içinde kimlerin güvenliği sağlayacağı ana konular." diye konuştu.
 
Güvenli bölgenin derinliği konusunda çok büyük sıkıntının olacağını  düşünmediklerini belirten Çavuşoğlu, içeride kimlerin olacağı konusunda henüz bir  netlik olmadığını söyledi.
 
Çavuşoğlu, "ABD ve koalisyonun içindeki bazı ülkeler Fransa dahil, bu  YPG terör örgütüyle çok iç içe oldular. İş birliği yaptılar ve bu terör örgütüne  hep destek verdiler, angajmana girdiler. Şimdi bu güvenli bölgenin içinden onları  çıkarma konusunda zorlukların olduğunu görüyoruz." dedi.
 
Aynı şeyin Münbiç'te de görüldüğüne dikkati çeken Çavuşoğlu, 90 günde  uygulanması planlanan Münbiç yol haritasının üzerinden bir yılın geçtiğini  hatırlattı.
 
Fransa'nın, Fransa içindeki PKK'lılara yönelik adımlar attığını, şu  anda ülkede cezaevinde bulunan PKK'lılar olduğunu ve belli sayıda PKK'lının mal  varlığının dondurulduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, "Fransa PKK'ya yönelik bu  adımları atarken, PKK'dan hiçbir farkı olmayan YPG ile niye iş birliği içinde?  İki seçenek var ya çok bağımlılar, bunu reddediyorlar ya da PKK ve YPG ile  birlikte Suriye'ye yönelik hedefleri var." diye konuştu.
 
Türkiye'nin, Suriye konusunda Fransa ile bu konunun dışında bir görüş  ayrılığı olmadığını söyleyen Çavuşoğlu, "Ama bu görüş ayrılığı da basit bir görüş  ayrılığı değil yani, bir terör örgütüne verdikleri destekten bahsediyoruz.  Buradaki esas sıkıntı hem ABD'nin hem de Fransa'nın sahada Suriye'de YPG ile  bugüne kadar girdiği angajmandır." dedi.
 
SUDAN'DAKİ DURUM
 
"Her şeyden önce Sudanlılar onurlu bir millettir." diyen Çavuşoğlu,  Sudan halkının taleplerinin son derece meşru olduğunu vurguladı.
 
Çavuşoğlu, Sudan halkının bir an önce sivil bir yönetimin başa  gelmesini istediğine işaret ederek, Sudanlıların artık istikrar, barış ve güçlü  bir ekonomiye sahip olmak istediklerini söyledi.
 
Bu kapsamda ülkenin potansiyeli de bulunduğunu kaydeden Çavuşoğlu,  "Biz eskiden beri Sudan ve Sudan halkının yanında olduk. Bu kritik süreçte de her  zaman, açıklamalarımıza da baktığınız zaman, hiç taraf tutmadan Sudan halkı ve  Sudan halkının beklentilerine vurgu yaptık." şeklinde konuştu.
 
Çavuşoğlu, Sudan'da bir an önce sivil bir yönetime geçilmesi  çağrısında bulunduklarını belirterek, taraflar arasında temaslarını  sürdürdüklerini bildirdi. Türkiye'nin temsilcilerinin Sudan'da taraflarla  görüştüklerini ancak bunu içişlerine müdahale etmeden yaptıklarını vurgulayan  Çavuşoğlu, "Hiçbir şekilde taraf tutmadan bunu yapıyoruz." dedi.
 
Bakan Çavuşoğlu, Sudan halkının da dışarıdan müdahalelere tepki  gösterdiklerine işaret ederek, "Biz kardeş Sudan halkının barışını, huzurunu,  istikrarını istiyoruz." ifadesini kullandı.
 
"(LİBYA'DA) HAFTER GÜCÜ PAYLAŞMAK İSTEMİYOR"
 
Çavuşoğlu, "Libya'da Hafter güçleri, bölgesel destekçileri ve bazı  Batılı müttefikleri ile süreci oldu bittiye getirme çabasında. Libya ve bölgesel  istikrar için bunun ne gibi sonuçları olur?" sorusuna Libya'da Hafter'in, ikinci  bir (ulusal diyalog) konferansın toplanması aşamasında saldırdığını  hatırlattı.
 
Şu anda ulusal mutabakat hükümetinin, yapılan konferansların ardından  Libyalıların kabul ettiği ve Birleşmiş Milletlerin (BM) de meşru olarak tanıdığı  bir hükümet olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, "Tüm Libya'nın birleştirilmesi  çabalarına BM'nin önceki özel temsilcilerinin ve şimdiki BM Libya Özel Temsilcisi  Gassan Selame'nin çabalarına biz çok güçlü destek verdik." dedi.
 
Çavuşoğlu, öte yandan Türk firmalarını teşvik ederek, Libya'nın enerji  ve elektrik gibi ihtiyaçlarını karşılama konusunda destek verdiklerinin altını  çizerek, İtalya ile Türkiye'nin, buradaki büyükelçiliğini tekrar açan iki Avrupa  ülkesi olduğuna işaret etti.
 
Bakan Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Herkesi birleştirme amacıyla düzenlenecek bir konferans öncesinde  Hafter niye saldırdı? Çünkü Hafter gücü paylaşmak istemiyor. (Libya Başkanlık  Konseyi Başkanı Fayiz) Es-Serrac ve şu andaki ulusal mutabakat hükümeti gücü,  Hafter dahil tüm Libyalılarla paylaşmak istiyor ama Hafter ise bazı komşu  ülkelerin desteğiyle Libya'yı ele geçirmek istiyor. O yüzden bu konferansı  engellemek için saldırıya geçti. Onların hedefleri vardı. Kısa süre içinde o  ülkelerin de desteğiyle Trablus'u da ele geçirerek tüm Libya'ya hakim olmak ama  sahada öyle olmadıklarını gördüler. Ne oldu? İnsanlar yerinden edildi, öldü. Ne  gerek vardı buna?"
 
Halihazırda bir konferansın düzenlenmesi konusunda umut ışığının  görüldüğünü dile getiren Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Serrac  ile telefonda görüştüğünü ve Erdoğan'ın ikinci konferansın düzenlenmesinden önce  verdiği tavsiyeleri yine Serrac'a ilettiğini aktardı.
 
Çavuşoğlu, "Burada taraf tutma yerine, Libya'nın birliği ve  beraberliği yönünde ülkelerin de adım atması gerekiyor. Biz burada temel kriter  olarak BM'nin çabalarını destekliyoruz ki Libya'yı birleştirmenin tek yolu da  budur. Aksi taktirde Libya Allah korusun Yemen'e, Suriye'ye dönüşebilir."  dedi.
 
Bu durumun, Avrupa'ya yansımasının da çok daha şiddetli olabileceğini  ve Avrupalıların da bundan haberdar olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, "Avrupa  ülkelerinin içinde de daha önce değişik tutum sergileyenler oldu ama şimdi herkes  daha dengeli olmaya başladı. Bunu da memnuniyetle karşılıyoruz." ifadelerini  kullandı.