Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Alman Bild'e konuştu

AA |  23 Ocak 2020 Perşembe - 6:07 | Son Güncelleme : 23 01 2020 - 6:07

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu "AB'nin Türkiye'deki mülteciler için vadettiği 6 milyar avronun henüz yarısının dahi tam ödenmediğini" bildirdi.


Mevlüt Çavuşoğlu Alman Bild gazetesine yaptığı açıklamada, AB Türkiye  ilişkileri, Suriye ve Libya konusunda değerlendirmelerde bulundu.
 
Çavuşoğlu AB ile Türkiye arasında imzalanan göç mutabakatında verilen  sözlerin tam olarak yerine getirilmediğini belirterek, ''AB ne yaptı? AB 2016’nın  sonunda ilk 3 milyar avro, 2018’in sonunda bir diğer 3 milyarı ödeyecekti.  2020’ye geldik ve tam olarak ilk 3 milyarı almadık. Kim şimdi sözünde durmadı?''  dedi.
 
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye ile AB arasında imzalanan  anlaşma konusunda önemli rol oynadığının altını çizen Çavuşoğlu, bunun da bazı AB  üyeleri arasında kıskançlığa yol açtığına dikkati çekti.
 
Almanya'nın başından beri mutabakatı en fazla destekleyen ve en fazla  cesaret gösteren ülke olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, şu  ifadeleri kullandı:
 
''Bu mutabakatı başından sonuna kadar okuyun. Bazı gazeteler Türkiye  hakkında olumsuz haber yaymasına rağmen objektif olun ve hangi tarafın sözünü  yerine getirdiğini ve hangisinin getirmediğine bakın. Yunan adalarında düzensiz  göçün geçişi günde 57’ye indirildi. Yaz aylarında kısa bir süre için günde 120  kişiye yükseldiğinde panik yapılarak mülteci sayısının 100 arttığı söylendi.  Doğru ama bu  sadece 57’nin iki katıydı. Mutabakat yapılmadan önce günde 7 bine  kadar mülteci Türkiye’den Yunanistan’a gitmişti. Bu sayılardan dolayı  Yunanistan’ı suçlamak  istemiyorum, ancak geri gönderilmedikleri için kaçakçılar  cesaretlendi. Biz bu mutabakata bağlıyız ve geri gönderilen tüm mültecileri  alıyoruz.''
 
Anlaşmayla ilgili AB'nin vadettiklerini tam olarak yerine getirmediği  için eleştiren Çavuşoğlu, ''Birçok Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkelerin mültecileri  almak istemedikleri için Almanya’nın zor durumda olduğunu biliyorum. Ancak başka  sözler de tutulmadı. Gümrük Birliği’nin genişletilmesi olmadı ve AB katılım  müzakeresinde yeni bir başlık açılmadı. Vize serbestisine ilişkin de burada 6  madde daha açık, size hak veriyorum, burada görevlerimizi yerine getirmemiz  lazım. Her şeye rağmen, Türkiye ile AB arasındaki iyi iş birliğinin bir örneği  olduğu için anlaşmayı sürdürmekten yanayız. Ancak bahsettiğim nedenlerden ötürü  sınırlarımızı açabilirdik. Bunu yapma hakkımız vardı, ama yapmadık." dedi.
 
Suriye’nin kuzeyine yapılan operasyon sonrasında Türkiye karşıtı  propaganda yapıldığına işaret eden Mevlüt Çavuşoğlu, ''Suriyeli sığınmacıları  ülkelerine gönderdiğimizde, biz demografik yapıyı değiştiriyormuşuz. Siz bizim  yerimizde olsanız ne yaparsınız? Destek almıyoruz ve bütçemizden 40 milyar avro  mülteciler için veriyoruz. Bu her ekonomi için ciddi bir meblağdır. Mülteci  sorunu sadece güvenlik sorunu değildir, özellikle insani sorundur. Bunun siyasi  malzeme yapılmaması lazım. Bu insanlar çok acı çekti, şimdi onlara birlikte  yardım etmemiz lazım.'' değerlendirmesinde bulundu.
 
Türk Alman ilişkileri
 
Çavuşoğlu, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde son yıllarda  iniş ve çıkışlar olduğunu ancak durumu iyileştirmek için çaba harcadıklarını  belirterek, ''Özellikle Sigmar Gabriel ile samimi bir şekilde birlikte çalıştık.   Sadece resmi buluşmalarda değil, onun dışında da. Bunun sonucu da iyi  ilişkilerimiz 'çaydanlık diplomasisi' olarak nitelendirildi. Sigmar Gabriel  şansölye tarafından desteklendi, ben de Cumhurbaşkanımız tarafından. Böylelikle  durumu sakinleştirdik ve iyileştirdik. Bugün de tüm konularda hemfikir değiliz,  ancak görüş ayrılıkları başka dost ülkelerle de bulunuyor.'' dedi.
 
Çavuşoğlu Türkiye'de sebepsiz bir şekilde Alman ve Türk vatandaşlığına  sahip çifte vatandaşların tutuklanmadığını bunun siyasetle değil aksine yargıyla  ilgili bir konu olduğunu vurguladı.
 
Almanya’da 3,5 milyon Türk yaşadığına dikkati çeken Çavuşoğlu,  ''Buradaki vatandaşlarımızı Türkiye’ye bir köprü olarak görüyoruz. Onların  entegrasyonuna destek veriyoruz.'' ifadelerini kullandı.
 
Almanya'da yaşayan Türklerin ülke dilini öğrenmelerinin önemli  olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Türklerin Almanya'da ekonomiye, kültüre, spora çok  önemli katkı sunduğunu, bundan dolayı Almanya’nın çifte vatandaşlık hakkını biraz  daha özgür hale getireceğine inandığını belirtti.
 
Türkiye'nin vatandaşları arasında farklı etnikten ve inançtan gelen  insanlar olduğunu ve onlar arasında fark gözetilmediğine işaret eden Çavuşoğlu,  şunları kaydetti:
 
''Türkiye’de olduğu gibi burada da hepsi vatandaşımızdır.  Ancak çok  sayıda PKK destekçisi var. Alman güvenlik birimlerine sorun Almanya’da PKK ne  kadar para topluyor. Bu terörün finansmanıdır. Teröre desteği tespit edersek,  yargımız Almanya'da olduğu gibi harekete geçer. Almanya'da PKK üyelerine yönelik  bir dizi soruşturma var, bu bir sorun değil, ancak Türkiye'de böyle bir işlem  olursa neden sorun oluyor? Türkiye Dışişleri Bakanı olsaydınız buna ne derdiniz?  Diplomatik bir ifade kullanmak istiyorum, bu çifte standarttır. Sadece PKK değil,  Almanya'da sığınma başvurusunda bulunan üst düzey FETÖ kadroları da var.  Almanya'da darbe yapmak isteyen insanlara ev sahipliği yaparsak Almanya nasıl  tepki verirdi?''
 
Bakan Çavuşoğlu, Almanya'da AK Parti'ye oy verenler özellikle de  Erdoğan'ı destekleyen insanların baskı altında olduğunu ifade ederek, herkesin  ırkçılık ve "İslamofobia"dan etkilendiğini, medyanın da bu konuda olumsuz bir  rolü bulunduğuna dikkati çekti.
 
Berlin'deki Libya Konferansı
 
Almanya'nın başkentinde gerçekleştirilen Libya Konferansı'nın  sonuçlarını da değerlendiren Çavuşoğlu, konferans için Almanya’nın inisiyatifini  değerli bulduklarını hatta Dışişleri Bakanı olarak göreve geldikten sonra,  Almanya’nın ilk kez böyle bir uluslararası zirve düzenlediğini gördüğünü  bildirdi.
 
Çavuşoğlu, Libya Konferansı'nın 55 maddelik sonuç bildirgesinin, "tüm  katılımcıların bu bildirgeyi desteklemeleri  iyi bir başlangıç olduğunu ancak  sonuçta yerinde ihtilafta olanların ateşkesi sürdürmesi gerektiğini" kaydetti.
 
UMH Başkanı Fayiz es-Serrac'ın özellikle ortak bildirgeyi ve daha  sonra ateşkes devam ettiği sürece Libya’ya asker gönderilmeyeceğine ilişkin  herkesin kabul ettiği ek anlaşmayı desteklediğini aktaran Çavuşoğlu, konferansın  bitimine kadar ülkenin doğusundaki gayri meşru silahlı güçlerin lideri Halife  Hafter'den ise ne olumlu ne de olumsuz bir açıklama gelmediğine dikkati çekti.
 
Türkiye ile Rusya inisiyatifiyle varılan ateşkesin çok önemli olduğunu  vurgulayan Çavuşoğlu, "Türklerin Libya'daki çıkarı nedir?" sorusuna ise şu  karşılığı verdi:
 
"'Bizim en büyük çıkarımız Libya’da istikrar ve barışın olması. Çünkü  orada savaş devam ederse bölgedeki istikrar tehlikeye girer. Serrac'ı desteklemek  ve diğer taraflarla ilişkileri koparmaya ilişkin BM Güvenlik Konseyi'nin 2259  sayılı kararını takip ettik. Ayrıca Libya ile güvenlik iş birliği anlaşması  imzaladık. Askeri danışmanları Trablus’a gönderdik. Sizin söylediğiniz gibi  yüzlerce birliği değil, sadece sınırlı sayıda.''
 
İdlib sorunu
 
Suriye'nin İdlib kentindeki durumdan herkesin büyük endişe duyduğunu  vurgulayan Çavuşoğlu, 400 bin kişinin yerinden olduğunu bazılarının Türkiye  sınırına geldiğini bildirdi.
 
Çavuşoğlu, bu insanlarla Suriye’de ilgilenmeye hazırlandıklarını ifade  ederek, kışın ortasında geceyi çadırlarda geçirmelerinin insani olarak doğru  olmadığını bu nedenle sağlam kamplar kurduklarını belirtti.
 
İdlib'deki gözlem noktalarının ateşkes ihlallerini izlemek için Soçi  anlaşmasından sonra kurulduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
 
''Bu izleme yerlerinden biri şu anda rejimin aldığı bir alanda  bulunuyor. Şu anda askeri konumumuz için bir tehdit görmüyoruz, ancak bir tehdit  olursa kendimizi korumak için gerekeni yapacağız. Asıl endişemiz rejimin  sivilleri bombardıman altında tutan saldırısı. Esed rejimi siyasi bir çözüme  inanmıyor, askeri bir çözüm istiyor. Ateşkese geri dönmenin ve siyasi müzakerede  bulunmanın  önemli olduğuna inanıyoruz. Bu, örneğin Suriye Anayasa Komisyonunun  bir araya geldiği Cenevre'de olabilir. Uluslararası toplum  İdlib’deki sivil  halkla yeniden kapıya dayandığında değil, şimdi ilgilenmesi lazım. Somut olarak,  Esed rejimine ve destekçilerine daha fazla baskı yapılması lazım.''
 
Suriye'de güvenli bölge
 
Çavuşoğlu, Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı ve  Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in Suriye'de uluslararası güvenli bölge  teklifine de değinerek, Türkiye'nin bu teklifi reddetmediğini sadece  uygulanmasının zorluğunu vurguladıklarını bildirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önceki yıllarda sıkça uluslararası  topluma yönelik bir güvenli bölgeye ilişkin çağrıda bulunduğuna dikkati çeken  Çavuşoğlu, ''Bunun için BM Güvenlik Konseyi’nde bir karar alınması gerekir. Ancak  Rusya buna onay verir mi? Diğer daimi üyeler, daimi üye olmayanlar? Almanya   Savunma Bakanı'nın önerisinden sonra Almanya’da bile uzlaşma yoktu. İdlib’de  uluslararası güvenli bölge konusunda da anlaşmazlık büyük olurdu.''  değerlendirmesinde bulundu.
 
Tel Abyad ve Rasulayn arasındaki bölgeye Suriye içinde yerlerinden  olan 200 bin kişinin geri döndüğünü ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye’deki Suriyeli  mültecilerin de bu bölgeye geri dönmeye başladığını belirtti.
 
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarının yapıldığı bölgelere 372  bin insanın geri döndüğünü belirten Çavuşoğlu, "Barış Pınarı Harekatı bölgesine  de 20 bin olmak üzere toplamda yaklaşık 400 bin Suriyeli Türkiye'den ülkelerine  döndü." bilgisini verdi.
 
Türkiye’de 3,6 milyon Suriyeli bulunduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, şu  değerlendirmelerde bulundu:
 
''350 bin Suriyeli Kürt Türkiye’ye kaçtı. Bu Kürtlerin neden terör  örgütü YPG’nin kontrol ettiği bölgeye geri dönmek istemediğini kendinize sordunuz  mu? Batı burada çifte standartta bakıyor. Operasyon yaptığımız bölgenin yüzde  80’inde Arap ve diğer etkin gruplar yaşıyordu. Demografik değişim tarafımızdan  değil, YPG/PKK tarafından yapıldı. Biz sadece bizim için tehdit olan ve Suriye’yi  de bölmeye çalışan terör örgütüne karşı mücadele ediyoruz. Orada yaşayan halkları  fark gözetmeksizin kardeşimiz olarak görüyoruz.  Hristiyan azınlıklar  operasyonumuzdan dolayı mutlular. DEAŞ püskürtüldükten sonra  YPG baskı yaptı,  çocukları zorla götürdü, okullarını kapattı ve varlığına el koydu. Bunu ben  söylemiyorum, onlar kendileri söylüyor.''
 
Rusya ile ilişkiler
 
Çavuşoğlu, NATO ile ilişkileri değerlendirirken S-400 tartışmalarına  dikkati çekerek, ''Gerilimler doğrudan NATO ile ilgili değil. NATO  müttefiklerimizden alamadığımız için hava savunma sistemini Rusya’dan aldık. Bu  bir seçenek değil, aksine zaruretti.'' dedi.
 
Türkiye'nin NATO’yu zayıflatacak herhangi bir şey yapmayacağını da  vurgulayan Çavuşoğlu, ''Biz NATO'yu güçlü kılacağız. Rusya ile ilişkilerimiz Batı  için ne bir alternatif ne de Batı ile ilişkilerimiz için bir tehdittir.''  ifadelerini kullandı.
 
Bakan Çavuşoğlu, NATO’nun Rusya politikasına destek verdiklerini ifade  ederek, "Birçok NATO ülkesinin Kırım’ı unuttuğu" eleştirisini yineledi.
 
Kırım konusunda Rusya ile hemfikir olmadıklarını Kırım'ın Ukrayna’ya  ait olduğunu belirten Çavuşoğlu, ''Almanya ve Fransa, Rusya'yı üzmemek için  Gürcistan'ı NATO'ya kabul etmekten çekiniyor. Ancak biz her zaman Gürcistan'ın  NATO üyeliğini gündeme getiriyoruz.'' hatırlatmasında bulundu.