Yeşilçam klişelerine karşı yeni diziler...

Haberin Devamı

Geçenlerde Demet, eski Yeşilçam klişelerini hatırlayıp yazmış.

Öyle, çalakalem...

Adı üstünde, ‘klişe’...

Okuyunca yine güldüm.

Sonra da aklıma

şimdikiler geldi.

Alın size küçük bir kıyas. Önce eskiler...

l Ağlayan kadının bi koşu illa odasında yatağa abanması... (Sanki salonda

ağlanmıyor!)

- Ağlayan kadının, yakın çekimde Küçük Emrah modunda hafif boynunu kırarak bakışı ve dudaklarını

titretmesi...

- Tam öpüşüceklerken, kameranın vazodaki güle odaklanması...

- Babaların, habersiz olduğu çocuğunu mutlaka 6 yaşındayken tanıması!

- Çocuğun sokakta top oynarken, o topun bir gün illa ordan geçen gerçek babasına çarpması!.

- Baba ile oğulun arasında topun çarpma şiddetiyle o anda mutlaka elektriklenme olması ve çocuğun “Size baba diyebilir miyim” meşhur sözü ile adamın içinin kıyılması!

- Açlıktan ölen annenin, çocuğunun zengin babasına karşı mutlaka gururlu durarak kuyruğu illa dik tutması!

- Boğaz’a bakan o çınar ağacının, başrol oyuncuları kadar her filmde emeği olması ve karakter rolü canlandırması!

- Çınar ağacı ardında salak salak körebe ve yakalamaca oynaması bu eşşek kadar tiplerin!

- O da yetmezmiş gibi, erkeğin illa kadınına ağaca salıncak kurması..:)

- Tüm başrol oyuncularının, kameranın yakın planda sağdan sola dönüşlerinde hep aynı olması..

***


Biz bunlarla büyüdük...

Hâlâ ilaçlı gazoz ihtimali aklımıza gelir. Tırsarız!

Şimdikiler dizilerle

büyüyorlar.

Neleri görerek?

Ben birkaç tane çıkardım.

- Zenginlerin terlik giymemesi...

- Evlerin Ikea örnek evi olması...

- Fakirlerin beyaz gömlek ve çoraplarının kar gibi olması...

- Hepsinin çok kötü öpüşmesi...

- Hulusi Kentmen’in AKP’li olması...

- Her tecavüzden hamile kalınması...

- Senaryo ya da oyunculukla anlatamadıkları için duygu veya düşüncelerin iç seslerle verilmesi..

- Zenginlerin sonradan görme olmaları...

- Misafir evden giderken ona salondan “Güle güle” denmesi... Kapıya kadar geçirilmemesi...

- Zenginlerin kalkar kalkmaz evde adeta kokteyl kıyafeti ve yüksek topuklu ayakkabılarıyla oturmaları...

- Kadınların kafadan “namussuz”

olmaları...

Ve tabii namus cinayetleri, bitmeyen dertler, kompleksler, sabit fikirler, kötülükler, kötülükler, kötülükler...

Onlar da böyle büyüyor...

DİĞER YENİ YAZILAR