Gazetevatan.com » Yazarlar » Kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı

Kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı

10 Haziran 2018 Pazar


Taciz kadınların günlük hayatının içinde çok büyük bir yer kaplıyor. Peki, kadınlar olarak neden tacize sessiz kalıyoruz? Üç beş sebep etrafında dönüyor sorunun cevabı. Daha küçük yaşlarda  kimse bunun kabul edilemez büyük bir yanlış olduğunu bize anlatmadığından, yapılanın normalliğine inancımız sebebiyle tepkisiz kalıyor olabiliriz... Bu daha okul çağında başlıyor. Erkek öğrenciler tarafından maruz kalınan sözlü veya fiziksel tacizlere tepkimizin “Off... O salağın teki...” deyip geçmemiz bekleniyor bizden... Yüzümüze karşı kıyafetimizle ilgili yakışıksız imalarda bulunan iş arkadaşımıza en büyük tepkimiz yanından ayrılmak oluyor... Üniversitede bir öğretmen, iş yerinde bir üstümüz veya herhangi bir tanıdık konuşurken elini bacağımıza mı koydu? Kafamızdan geçen binbir düşünce: “Belki farkında değil, belki kötü bir niyeti yok, belki sadece arkadaşça, babacan ya da samimi bir yaklaşım... Belki de herkese karşı böyledir... Bunu taciz olarak görmeli miyim, görmemeli miyim? Fakat her ne olursa olsun bundan aşırı rahatsızım...” Koca bir ikilem...  
 
Suçluyu haklı çıkarmak!
 
Daha üst boyutta tacizlere dahi sessiz kalındığı oluyor. Bazen olay büyümesin, bazen sevdiklerinin başı belaya girmesin, hele bir de karşısındaki erkek, statü olarak güçlü bir noktadaysa zaten baştan kaybettiği düşüncesi oluşuyor kadında. Kimi kime şikayet edeceksin? Nasıl kanıtlayacaksın? Özellikle de çevremiz hala bu kelimenin tam olarak ne anlama geldigini bilmeyen, çok daha önemlisi tacizin bir insan üzerindeki etkisini tahayyül edemeyen bir toplumla kuşanmışken. Kadın erkek fark etmeksizin sözle, bakışla, imayla, daha da ileri gidip fiziksel temasla… Bir insanla, kendisiyle kurulmasını istemediği bir şekilde iletişim kuruyorsan, onu rahatsiz  ve tedirgin ediyorsan bu çok net olarak tacizdir. Fakat gel de bunu anlamak istemeyene anlat… Çoğu, iltifatla tacizin arasındaki farkı bile anlayamayacak kadar sığ bu konuda… Tanık olup, bilip de susanların, kendi gemisini batırmamak için vicdanlarını uluşamayacakları en üst rafa kaldıranların varlığının çokluğu… Sadece erkekler değil hemcinslerimizin de içinde bulunduğu “o saatte orada ne işi varmış, o da oraya gitmeseymiş, etek giymeseymiş, neden üç gün sonra açıklamış da aynı gün ses çıkarmamış, kesin pas vermiştir adama canım”  gibi saçma gerekçelerle mağduru suçlu ilan eden büyük bir güruh... Tümden bir umutsuzluk... 
 
Sen de mi Talat Bulut? 
 
Oysa ki Harvey Weinstein olayında olduğu gibi, her ne olursa olsun Pandora’nın Kutusu’ndan en son çıkan umuda sarılarak maruz kaldığı çirkinleğe sessiz kalmayan kadınların, susmayı tercih edenleri de bu konuda konuşmaları için cesaretlendirdiği şüphesiz. Hollywood’da bu skandalın patlak vermesiyle birlikte güçlerini birleştiren kadınlar sayesinde gördük ki, beyefendi görünümlerinin ardında ilkel dürtülerinin esiri olan ne çok aktör varmış meğer... Bizde ise geçen hafta Talat Bulut taciz iddiasıyla gündeme oturdu... 19 yaşındaki kostüm asistanın bu iddiasının ardından Talat Bulut’un talihsiz savunmasının ben ve birçok insanda oluşturduğu kanı kesinlikle iddianın doğru olduğu yönünde... Zaten tacizle suçlanması da ilk değil… Genç kızın cesurca hakkını savunması şöyle dursun beni en çok mutlu eden şey ise yapımcı Fatih Aksoy’un kıza desteği ve bu konudaki ahlaki tutumu oldu. Belki de böyle böyle, korkma sırası zihniyeti bozuk olanlara gelir ve nerede durmaları gerektiğini de yaşayacakları tecrübelerle yerle bir olan itibarlarıyla öğrenirler…