Gazetevatan.com » Yazarlar » Aşkta yalnız ve cesur olmak

Aşkta yalnız ve cesur olmak

19 Ocak 2018 Cuma


Aşkın tanımını yapabilmek zor. Öyle çok hali var ki... Güzellik gibi göreceli biraz. “Sana göre aşk laftan ibaret, bana göre hayatın anlamı.” gibi... Kimi o şekil, kimi bu şekil gibi... Bu şekiller arasında bir tanesi var ki, o da “surete aşık olmak”... Aslında bütün aşkların temelinde vardır biraz bu. Herkes önce kendi suretinden başlar yolculuğa ve karışısındakini kendi zihninde yaratır. Kendi yarattığı güzelliği atfeder karşısındakine ve o yarattığına tutulur. Aşk bir kurmaca. Bizim inşa ettiğimiz, kurup yıktığımız, yeniden yükselttiğimiz bir tür delilik hali...

 

Surete aşık olmak, daha çok Doğu edebiyatında karşımıza çıkar. Bir aşık vardır bir de maşuk. Kavuşmanın söz konusu olmadığı bu tabloda aşık, resmine bakarak, ya da çeşitli objelerle bağdaştırdığı maşukun aşkıyla yaşar. İmgelerle dolu bir dünyadır onunkisi... Leyla ile Mecnun, Hüsn ile Aşk, Kerem ile Aslı, Ferhad ile Şirin gibi hikayelerde görülür ki, yaşanan aşk acısı seveni daima bir surete veya sevdiğiyle bağdaştıracağı bir objeye yönlendirir. Surete aşık olmanın mitolojide de örneklerine rastlarız. Narsisizm böyle bir aşkla doğar örneğin... 

Bir fotoğrafa aşık olmak!

Bizim edebiyatımızda ise Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yayınlanan ünlü eseri “Kürk Mantolu Madonna”da bir aşkın başlangıcı olarak gösterir bu tür kendini. Roman kahramanı Raif Efendi bir resim galerisinde gördüğü tabloda kendi iç dünyasında aradığı kadını bulmuştur. Onun sözleriyle, o soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar manalar vermiş, onda hakikatte asla olmayan vasıflar yüklemiştir. Bıkmadan usanmadan tabloyu izlerken, galeride karşılaştığı kadının tablodaki kadın olduğunu fark etmeyecek, tanımayacak -Mecnun’un Leyla’yı çölde görüp tanımaması gibi-  kadar derindir resme karşı hisleri...

Bezner bir aşkı Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” filminde görmek mümkün. Film zaten aşkın bu türlüsünü işleyen ilk yerli film olma özelliği taşıyor. -başkası varsa da hatırlamıyorum- 1965 yapımı  filmin çıkış noktası olarak “Kürk Mantolu Madonna”dan etkilendiği söylenebilir. Ancak hikayenin ilerleyişi ve varılan nokta birbirinden tamamen ayrılıyor. Siyah beyaz ve yağmuru bol filmde, ustası olan Derviş Mustafa ile birlikte Bozcaada’da boyacılık yapan Halil, çalışmak üzere girdiği bir evde asılı bir kadın fotoğrafına aşık olur. Bir yıl süreyle her gün o eve giderek saatlerce fotoğrafın içinde kaybolur. Ne zaman ki fotoğraftaki kadın Meral ete kemiğe bürünüp Halil’in karşısına çıkar, Halil için korkuların açığa çıktığı bir süreçte başlamış olur. Halil kendi yarattığı aşk imgesiyle arasına fotoğrafın  sahibinin bile girmesini kabul etmez. Filmde de sıkça tekrarladığı gibi o sadece resme aşık olmuştur, Meral’e değil. Halil’in aşkından etkilenen ve ona karşı sevgi beslemeye başlayan Meral’in aşkını reddeden Halil’e bu davranışlarının bir korkudan ileri geldiğini söylediğinde aldığı cevap, “Evet bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor. İyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.” oluyor. Bununla da kalmayıp, sanki kendisi Meral’in dünyasına girip de, Meral’in yönünü değiştirmemiş gibi “Benim dünyama girmeye kalkma. Merhametsizce yıkarsın onu. Resmin benim kendimden bir parça. Bırak ben onu seveyim. Sen sevmek isteme beni senin ellerini tutmak istemiyorum. Sonra çekersin o ellerini benden.” diyor. Görüyoruz ki Halil büyük korkak!

Yenilenmiş kopyasının bu yıl 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde seyirciyle buluşacağını öğrendiğimde yıllar önce izlediğim “Sevmek Zamanı”nı dün tekrar izledim. Bu yazının asıl çıkış noktası da bu aslına bakarsanız. Döneminde Erksan’ın Yeşilçam’a aykırı sinema anlayışı sebebiyle gösterilecek sinema bile bulamayan fakat yıllar içerisinde kült’e dönüşen film, “Tüm Zamanların En iyi Türkiye Filmleri” soruşturmalarında ilk sıralarda yer almaya devam ediyor.

Bütün derinlik detaylarda gizli

Filmde anlatılmak istenen duygular tam olarak yerlerini buluyor mu derseniz, bana kalırsa hayır. Tek tek her detayı incelediğimizde ulaştığımız derinliğin filmin akışı esnasında izleyiciye doğrudan yansıdığını düşünmüyorum. Yetersiz ve zaman zaman komik olarak tanımlabilecek diyaloglar, gereksiz sahneler, filmin fazla müziğe boğulmuş olması, sonuna doğru bir Yeşilçam klişesine doğru evrilmesi ve sayabileceğim pek çok olumsuzluğun yanı sıra takdire şayan birçok özelliği de barındırıyor film. Öncelikle Müşfik Kenter’in etkileyici performansı, kamera açıları, mekan seçimleri, süreklilik gösteren yağmura karşın büyük bir kasvet taşımaması, fotoğrafik kareler, Ovidius’in Sevişme Yolu kitabının bir sahnede göze çalınması, siyah beyaz oluşu bir Fransız filmi izlenimi veriyor izleyiciye...  Detaylar doğru okunduğunda “Sevmek Zamanı” dolu dolu bir film.

Peki Halil? Bana göre bencil, gerçek aşk Meral’in... Hatta, Meral’in başka bir adamı sevdiğini bilmesine rağmen hala Meral’i isteyen Başar’ın... Ve merak ediyorum Meral’in odaya girdiğinde “Renkleri çok güzel seçmişsiniz.” dediği renkler hangileriydi?