Gazetevatan.com » Yazarlar » Altın Kelebek etkisi: Fazlasıyla sıkıcılık!

Altın Kelebek etkisi: Fazlasıyla sıkıcılık!

12 Aralık 2017 Salı


Yazımın başlığından da anlaşılacağı üzere bugün size bir miktar Altın Kelebek Ödül Töreni yergisiyle geldim. Gönül isterdi ki törenin ilk dakikalarından itibaren  sık sık duyduğumuz “mucize dolu gece”, “süpriz dolu gece” iddialarını doğrular şekilde, “Ne muhteşem geceydi ama!” diyebileyim. Amma velakin diyemiyorum.

Bu yıl 44’üncüsü düzenlenen bu töreni itiraf etmeliyim ki ilk kez izledim. İzlediğim her dakika da ben bunu  neden yapıyorum diye sorgularken buldum kendimi. Sık sık soluklanmalık küçük aralar verdim bu yayın süresince. Zira reklam araları bu yavanlığın üzerimizde bıraktığı sıkıntıyı atmak  için yetersizdi. Bana kalırsa böylesine lezzetsiz bir organizasyonu sıkılmadan izleyebilmek de ödüllük bir beceri.

 

Mucize neydi?

Oldukça kişisel bir yazı olacağının altını çizerek, Kırmızı Halı röportajlarına adım atıyorum. Yayın Teve2 ekranlarında Cengiz Semercioğlu, Onur Baştürk ve Özge Ulusoy’un ünlülerle minik söyleşisiyle başladı. Ancak dakika bir gol bir, açılışta teknik bir sorun sebebiyle Semercioğlu’nun sözlerini duyamadık. Sonrasında birbirlerine şöyle şahanesin, böyle yakışıklısın iltifatları geldi. Üçlünün konuklarla sohbetlerinde  heyecan ve mucize kelimeleri havada uçuştu.  Heyecanı anlıyorum da, peki mucize? Gecede vaat edilen mucize neydi? İşte o büyük muamma!

Kırmızı Halı klişeleri!

Tören öncesindeki bu bölümden aklımda kalanlar arasında Gökçe’nin törene gelişini “Hem konserim yok, işim yok, ev de yakın geldim ben de.” şeklinde izah edişi, “Seni kim hazırladı?” sorusuna karşılık Can Bonomo’nun şaşkın bir ifadeyle “Ben kendim hazırlandım,  evde.” demesi, Eşref Kolçak’ın 71 yıllık sanat hayatında bu törene ilk kez geldiğini ve onun da oğlu sayesinde olduğunu belirtmesi, Şeyma Subaşı’nın sürekli salladığı kafası, Ömür Gedik’in bir yaz gecesi havuz başında giyilebilecek elbisesi var. Elbise demişken gecede Miray Daner için üzüldüm. Ne modeli, ne rengi, yaşına ve fiziğine uymayan bir elbiseyle ödül almaya gelmiş olması büyük talihsizlik. Kendisiyle aynı ödüle layık görülen Melisa Şenolsun ve özellikle de Hazal Filiz Küçükköse son derece klas seçimler yapmışken üstelik.

Sunucu Meryem’di!

Ödül Töreni’ne geçtiğimizde ise sunuculuğu Cem Davran ve Ayça Ayşin Turan’ın yapacağını beklerken, karşımıza Meryem çıktı.  Ayça Ayşin Turan oynadığı diziye de ismini vermiş Meryem karakteri olarak gelmiş gibiydi. Beyaz gelinliğini giymiş duvaksız bir Meryem vardı Davran’ın yanında. Üstelik dilini de yutmuş. Gerçi Cem Davran da pek fırsat vermedi konuşmasına. Samimi ve komik olmaya çalışırken yine sıkıcı ve itici oldu Davran. Tutuk olmasından iyidir bu çaba diye düşünürken Ajda Pekkan çıktı sahneye ve mekanik bir sesle Tarkan’ın Kış Güneşi şarkısını söyledi. Playback elbette... Kıyafetinin uygunsuzluğunu Bahar Candan dansı gölgede bıraktı. Hangisini daha çok garipseyeceğimi şaşırdım. Pekkan’ın tarzını severim ancak üzerindekiler asla geceye uygun değildi bu bir. Dansçılarla da bir bütünlük yoktu bu iki. Koreografi son derece acemiceydi bu üç. Sahnede Ajda Pekkan değil de onu abartılı bir şekilde taklit eden bir başkası var gibiydi bu dört. Daha sayacak o kadar çok olumsuzluk var ki... Sunucusundan, konuklarına, ödül alanından, ödül verenine, sahnede performans sergileyinine kadar törende had safhada bir ruhsuzluk hakimdi. Başladığı gibi yavan, renksiz ve sıkıntıdan öldürecek şekilde sürüyordu... Ne Tarkan’ın sahne alması, ne Cem Yılmaz’ın yaptığı şirinlikler geceyi şenlendiremedi derken, izleyicileri Teve2’ye yönlendirerek, Kanal D’de yayın sona erdi. Törenle ilgili en saçma bulduğum olaylardan biri tam da bu oldu. Hem böyle iddialı bir organizasyon yapıyorsunuz,  hem de Çocuklar Duymasın yayınlamak için törenin yayınını yarıda kesip diğer kanala yönlendiriyorsunuz. Anlaşılır gibi değil...

Ödüller yerini bulmadı!

Peki sonra ne oldu? Ödül vermek için sahneye çıkanların çoğu hiçbir girizgaha gerek duymadan pat diye ödül alan isimleri sayıverdi. Koray Avcı ödülünü alırken “Hep birlikte!” diyerek türkü söylemeye başladı ancak tüm gece zoraki orada tutuluyormuş izlenimi veren ve alkışlamaktan bile geri duran konuklar  onu hiç tınlamadı. Kendilerine oy gönderen sevenlerine teşekkür eden neredeyse olmadı. Öykü Serter dururken Evrim Akın En İyi Kadın Sunucu seçildi. Dram diyebileceğimiz bir diziyle En İyi Komedi & Romantik Komedi Dizisi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Hande Erçel aldı. Düşünün ki aynı dalın En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü Güldür Güldür Show ile Çağlar Çorumlu alıyorken. Bu nasıl bir kategorilemedir anlamadım gitti...

İyi bir şey oldu!

Peki hiç mi güzel bir şey olmadı bu törende? Oldu! Keyifle izlediğim belki de tek program Kelime Oyunu’nun yaratıcısı Ali İhsan Varol, En İyi Sunucu Ödülü’ne layık görüldü. Tam iyi bir şey oldu derken ikinci bir süperstar vakasına daha şahit olduk. Ama bu sefer ki küçük star Aleyna Tilki. Şarkılarını canlı söylemeyi tercih eden Aleyna kıyafet seçimi ve yapay enerjisiyle detonelerinin üstünü kapatmayı başardı. Ama bu kapama işi gözleri kanatan cinstendi. Belli ki küçük Aleyna dünya starlarına özenip rüküşlükte cazibeyi yakalayacağına inanıyor ancak olmayınca olmuyor. Aynı tarifle farklı kişiler tarafından yapılan kek gibi. A yapıyor lezzet şahane. B yapıyor, bir ısırıktan fazlası yenmiyor. Tam da o hesap...  Hele bir de ceketin tek omzu düşsün diye şarkı söylerken gösterilen özel çaba yok mu? Keke şeker diye tuz katmak gibi bir şey... Bu badireyi de atlattıktan sonra daha kötü ne olabilir diye düşünürken. Bir rahatlama hissetmişken, kelebeğin bu gece ruhumuzu kemirmek için ant içmiş olduğunu kimse bilmiyordu.  Buna ne gerek vardı denilebilecek yine kötü bir playback performansıyla bizleri sınadı. Yılların büyük sesi Muazzez Abacı ve Manga grubunun solisti Ferman Akgül bir düetle sahne aldı. Şarkı sahnede olmayan kalabalık bir vokal sesiyle başladı, Ferman Akgül  bir beden büyük ceketiyle her an “Yüz gram da leblebi vereyim mi abla?” diyecek esnaf gibiydi. Ödüller arasında “Azerbaycan’ın En Parlak Yıldızı Ödülü”  kategorisi vardı ki, buna da bir anlam veremedim.

Ses ve ışık kötüydü!

Ses, özellikle de ışık çok kötüydü. Asla sahne şovuna uygun bir görsellik sunmuyordu. Bunun yanı sıra ödül için sahneye çıkan herkes de bu kötü ışıktan payını aldı. Bütün ünlüler ekrana dağılmış makyaj ve yorgun bir yüzle yansıdı.  Gecenin sonunda ödül alanlar sahneye davet edildiğinde sadece bir avuç insan kalmıştı ki gidenlere hak vermemek mümkün değil. Sözün özü organizasyon teoride iyi ancak pratikte tam bir fiyaskoydu. Sıfır enerji, sıfır doğallık... Anlayacağınız Altın Kelebek’in etkisi kötü oldu. Ben daha da gelmem!