Gazetevatan.com » Yazarlar » Vicdanlar kör kalpler kara!

Vicdanlar kör kalpler kara!

17 Ekim 2017 Salı


Geçici olduğu aşikar bir deliliğin içinde, yani hayatta, üstüne üstlük her şeyin anlamsızlaşıp, kolayca buharlaşıp uçup gittiği bir dönemde yaşıyoruz. Yaşamaya çalışıyoruz. Hiçbir şeyin o eski damakta kalır tadı yok artık. Sanattan, toplumsal değer yargılarından, insan ilişkilerinden, aşklardan, evliliklere kadar, her şeyi içine alan bir değişimin ortasında buluverdik kendimizi. Klişeleşmiş tabiriyle ‘tüketim toplumu’nun içinde numaralanmış insanlarız ve 7’den 70’e ruhen tarumar olmuş gibiyiz.

30’larının sonunda biri olarak belli bir çizginin öncesi ve sonrasının eksisi ve artısına dair ucundan da olsa bir değerlendirme yapabilecek kadar hayatı koklamış olmalıyım. Aksi halde bir değer sahibi olmanın kıymetli olduğu zamanlara özlem duymazdım.Şimdilerde maalesef dünya herkesin birbiriyle yarıştığı bir yer haline geldi. Ruhu boş bir insan yığınının içinde karakteri ve yüreği kaliteli kadına/erkeğe hasretiz. Sevgi ve insanlık anlamını yitirdi ve bu vasıflara sahipler kuytuda kaldı. Devir ambalaj devri oldu. Bir işi kitabına uydurmaktır gidiyor. Uysun da ne kadar iğrençleştiğimizin önemi yok kafasını yaşıyor büyük çoğunluk. Daha da kötüsü öylesine kanıtsanmış ki bu, vicdani bir körlüğe varılmış. Ünlüsü, ünsüzü yolu nasıl aldığına değil, vardığı noktaya odaklı. Yolda onurlarıyla yürümeyi tercih edenlerin esamesi okunmazken, yan yollara sapıp, peşine şakşakçı sığ bir sürüyü katıp, yolun sonunda kralı/kraliçeyi oynayan sözde insancıklardan geçilmiyor ortalık. Bizim ‘toplum nazarı’ dediğimiz şeyin görüş açısı öyle dar ki, bir insanı önemli kılanın, değer ölçütünün ne olduğuna dair doğru çıkarımlar yapmalarını beklemek aptallık olur.

“Prim için” prim!

Her gün bir şekilde magazine malzeme olan insanlara bakıyorum da, bana korkunç geliyor bazı şeyler. Örneğin, Demet Akalın 33 bin TL bir çizmeye veriyor da, öz kuzeninin beyin kanseri olan oğluna yardım etmeyi çok görüp, çocuğun görme yetisini kaybetmesine göz yumabiliyor. Anneannesinin cenazesine gelmemiş olmasının cezasını kesiyor kuzenine. Küçük bir çocuğun hayatını değiştirme imkanı varken, buna sırtını dönebiliyor. Çok yazık... Aynı Demet Akalın şampiyon olan Ampute Milli Takımı’na tam da gereken ameliyat parası kadar kendi söylemiyle ‘prim’ veriyor.  Ne denebilir ki? Mide bulandırıcı bir sahtelik.

Öte yandan, ‘her şeyden önce ben bir anneyim’ tayfasından Gülben Ergen’in eşini aldatmış olduğu haberleri gündemi meşgul ederken, Hülya Avşar programında her zaman yaptığı gibi konuğuna doğru düzgün konuşma fırsatı vermeden “Erkekler eğer arada bir eşlerine çaktırmadan bir şeyler yaparlarsa o evlilikler yürür ve bir yastıkta yaşlanabilirler. Bir erkek arada bir karısına çaktırmadan yapmak zorunda” diyebiliyor. Sonuçta hayatta her şey ortam ve koşullarla gelişiyor. Avşar’ın evliliğinde yıllarca aldatılmaya göz yummuş olması ve boşanmayı ancak bu durumun kıvrılamayacak bir şekilde basına malzeme olmasının ardından mecburen gerçekleştirmiş olmasından kaynaklı olsa gerek, her fırsatta erkeğin aldatışını ve kadının bunu görmezden geliyor oluşunu olağanlaştırma ihtiyacı hissediyor. Neden? Çünkü o zamanında buna göz yumdu. Bir nevi kendini kendi içinde aklamaya çalışırken ve bu kabullenişini bir kılıfa sığdırma ihtiyacı duyarken, buna öylesine inanmış ki, erkektir yapar, insan tek eşli değildir gibi klişe argümanlarla haklılık iddiasında olması ekstra vahim.

Son derece üzücü!

Aldatmak doğru bir davranış şekli değilse ki değil, bu yanlış kendi yolunda ilerlerken, onun karşısında durmamak, pasif kalmak, o yanlışın gelişmesinde rol oynamaktır. Bunun da iyi bir eş, zeki kadın, fedakar anne gibi sıfatlarla taçlandırılacak bir yanı yok. Acziyet içeren, belli çıkarlar nedeniyle, baştan boyun eğmiş, inisiyatif kullanmak istemeyen ve hatta doğruyu düşünme sorumluluğundan dahi kaçınan bir kadın profilinden başka bir şey değil. İlişkilerde erkeği/ kadını aldatmaya doğru eviren ve ona zemin hazırlayan tam da bu tutum. Hande Bermek için de bu sınıfa giren kadınlardan diyebiliriz. Kendisini öz yeğeniyle aldatan Murat Başoğlu’nun boşandığı eşi Bermek’in geçtiğimiz gün yaptığı açıklamalar gerçekten insanın ağzını açık bırakacak cinsten. Gerçekleri inkar eden ve tırnak içinde ‘çocuğum için’ mesajı veren açıklamaları bir yanıyla insana pes dedirtse de, daha çok üzüntü verici. Ben eminim ki hiçbir çocuk annesinin veya babasının sadece onu düşündüğü için böylesine onur kırıcı bir durumu, hele ki toplum önünde acınası şekilde göğüslemesini istemez. İstediği kadar pişmanım desin. Bir erkeği karısının veya sevgilisinin nezdinde gözden düşürebilecek sebeplerden biri de, öncesinde değil, yakalandığı ve baskı altında olduğunda geri adım atmasından başka nedir ki?  “Hiçbir ilişki mükemmel değildir. Sadece birlikte olduğunuz insanın ne olursa olsun savaşmaya değer olduğunu içten içe bilmeniz yeterlidir.”  diye bir söz var. Kesinlikle katılıyorum.  Ancak merak ediyorum, aldatıldığını bildiği halde, parası ve gücü olmasına rağmen ilişkisinin devamı için savaşan kadınların motivasyonu nedir?  Kimse sevgi demesin, zira gülünç oluyor!