Gazetevatan.com » Yazarlar » Bülent Ersoy’dan Cemal Süreya’ya

Bülent Ersoy’dan Cemal Süreya’ya

11 Temmuz 2017 Salı


TV editörü olmama rağmen televizyonla ilişkim mesafeli mesafeli olmasına da, kendisi gelmeden rüzgarı gürül gürül gelen program “Dünya Güzelleri”ne göz atmadan geçemezdim elbette. Bölümleri baştan sona izledim dersem yalan söylemiş olurum fakat parça buçuk gördüklerim fikir sahibi olmama yetti de arttı bile.

Reyting uğruna ya Rab ne maymunluklar dönüyor!

Kadro zaten müthiş! Memeleriyle göbeğinin sıkı fıkılığına kör, “ben ben ben” diye bin cilve bin eda gezen Afrodit Banu Alkan. Camianın saf görünümlü yanında cin fikirli Faik’ini eksik etmeyen kadını Safiye Soyman. Yıllardır her boşluğa adapte edilebilen ama hiçbirinde de bir iddiasını göremediğimiz joker Burcu Esmersoy. Ve ve ve haşmetiyle dağları mı deviriyor, yoksa gözlerimize minik sürprizler mi yapıyor tartışılır, Türkiye’nin divası Bülent Ersoy. Hindistan’a gitseniz yanınıza asla almayacağınız dört şey nedir desek, buyrun cevabı bu programda.

 

Bülent Ersoy aldı beni Süreya’ya götürdü!

İzlediyseniz zaten üzerine bir yorum yapmaya  gerek yok her şey ortada. İzlemediyseniz de izlemenize gerek yok. Sonuç olarak programa dair sözler kıfayetsiz kalıyor. Sinirler bozuluyor, gülelim mi ağlayalım mı, duygu durum bozukluğu yaşıyoruz adeta. Başta söylediğim gibi televizyonla arası açık biri olarak programı izlerken doğal olarak aklım bambaşka yerlere gitti. Bülent Ersoy aldı beni Cemal Süreya’ya götürdü. İkinci Yeni’nin üç atlısından biri Süreya, şahane şiirlerin, bizim iki kelimeyi bir araya getirip de anlatamadığımız hislerimizin tercümanı, tadından yenmez şair. Ancak diğer taraftan da insan portresi yazmanın da üstadı.

“Sanatçı Olmayarak Bülent Ersoy”

1987’de başlayıp 1990’a kadar “2000’e Doğru” dergisinde sanatçısından politikacısına, sözünü etmeğe değer gördüğü 126 portre yazdı. Daha sonraki yıllarda bu yazıları “99 Yüz” isimli kitapla okuyucuyla buluştu. Bir şairin kaleminden çıkan bu portler elbette basit bir düz yazıdan çok ötede ve okunası... “Kendi yaptıklarım arasında şiirimden sonra ikinci doruğa ‘izdüşümler’de ulaştım” diyen Süreya’nın  portreleri arasında Bülent Ersoy da yer alıyor.  “Sanatçı Olmayarak Bülent Ersoy” başlıklı yazısında Ersoy’un cinsiyet değiştirmesinin ardından onun gözünden durumu değerlendirip, onu anlamaya çalışıp, kötü ve ağır tepkilerde bulunan hukukçular ve doktorlar üzerinden, topluma üstü kapalı sitemde bulunuyor. Zeki Müren’le Ersoy arasındaki farka da değindiği yazıda, Müren’in eşcinsellikle ilgili soruları geçiştirdiğini, hiçbir zaman kendisini tam olarak ortaya koymadığını, Ersoy’un ise bu konuda cesur olduğunu edebi bir dille anlatıyor.

Bugün olsa nasıl bir portre yazısı yazardı?

“Lirik bir olay Bülent Ersoy olayı. Hatta, kendi bağlamında destansı bir yanı da yok değil. Alaturkanın dehası tartışılabilir Rimbaud’suna, cinsiyet değiştirme girişiminden sonra soluk aldırmadılar. Bir kez bile insan gözüyle bakılmadı ona. Hukukçular, nedense, kendilerini hekim yerine koydular; hekimler deseniz, hukukçu kesildiler.”  diye başladığı yazısını  “Bir “cinsellik vatansızı” Bülent Ersoy bugün.  Bunun da bazı ayrıcalıkları var mıdır, bilemem.” diye bitiriyor.

Programda Bülent Ersoy filin üzerinde tüm şaşaasıyla etrafı öpücüklerle selamlarken, merak ettim. Şair yaşasaydı, LGBT yürüyüşleri yasaklanırken, insanlar sırf cinsel kimlikleri yüzünden tartaklanıp, aşağılanırken, cumhurbaşkanı ile aynı masada yemek yiyebilen Bülent Ersoy bugün onun için ne olurdu?