Dağılıyorlar! Katar...

AA |  28 Haziran 2018 Perşembe - 14:08 | Son Güncelleme : 28 06 2018 - 14:20

Körfez'de Avrupa Birliği benzeri bir entegrasyon sürecinin taşıyıcı gücü olması beklenen KİK, üye ülkeler arasındaki derin ihtilaflar nedeniyle dağılma emareleri gösteriyor.


Suudi Arabistan ile Birleşik Arap  Emirlikleri'nin başını çektiği ülkeler tarafından geçen yıl Katar'a yönelik  başlatılan ağır abluka ve ambargolar, Körfez'in en önemli teşkilatı olan Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) varlığını da tartışmalı hale getirdi. Körfez'de  Avrupa Birliği benzeri bir entegrasyon sürecinin taşıyıcı gücü olması beklenen  KİK, üye ülkeler arasındaki derin ihtilaflar nedeniyle dağılma emareleri  gösterirken, Riyad ile Abu Dabi'nin ikili konsey kurma çabaları da bu ihtimali güçlendiriyor. 
 
1981’de kurulan KİK, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Umman ve  BAE olmak üzere altı üye ülkeden oluşuyor. Kurulduğu günden itibaren genel  merkezi Riyad’da olan teşkilat, Yüksek Konsey, Bakanlar Konseyi ve Genel  Sekreterlik olmak üzere üç yönetim organı üzerinden çalışmalarını sürdürüyor.  Teşkilatın en yetkili idari kısmını temsil eden Yüksek Konsey’in dönem başkanlığı  her yıl üye ülkeler arasında değişiyor.
 
1980’de başlayan Irak-İran savaşı akabinde Körfez’de başlayan güvenlik  temelli endişeler, tamamı petrol üreticisi olan altı ülkeyi, bu teşkilatı kurmaya  itti. Başlangıçta AB benzeri bir model düşünülerek kurulan konsey, geçen 37  yıllık süre zarfında üye ülkeler arasındaki ekonomik gelir ile siyasi hedef  farklılıkları gibi nedenlerden dolayı arzu edilen hedeflerinin ancak sınırlı bir  kısmını hayata geçirebildi. Sekiz yıl devam eden Irak-İran savaşı, 1990'da  Irak’ın Kuveyt’i işgali, 2003'te ABD’nin Irak’ı işgali, 2011’de başlayan  protestolar, geçen yıldan beri devam eden Katar ablukası konseyin kuruluşundan  bugüne karşı karşıya kaldığı önemli meydan okumalardı.
 
Şüphesiz konsey, üye ülkeler arasında bir garantör işlevi görmüş olsa  da Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bu süreçte, bölgede yaşanan hızlı ve sıcak  gelişmelerde aktif rol oynayan, stratejik kararlarda merci olabilen bir teşkilat  misyonuna ulaşabildiğinden söz etmek pek mümkün görünmüyor. Birden fazla savaş ve  siyasi gerilim ile 37 seneyi geride bırakan KİK, her ne kadar üye ülkelerin ortak  stratejik hedefleri ile kurulmuş olsa da teşkilatın siyasi ve iktisadi olarak en  güçlü ülkesi şüphesiz Suudi Arabistan. Bu güçlü ülke unsuru, Suudi Arabistan’ın  konsey üzerinde etkili bir ülke olmasını kaçınılmaz kılıyor. Nitekim son yaşanan  krizde Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik ablukada başrolde yer alması ve  teşkilatın idari mekanizmalarının işlevsiz kalmasıyla KİK’in 'komaya girdiği'  gibi yorumlar yükselmeye başladı. Yorumları haklı çıkaran en açık örnek, abluka  sonrası Aralık 2017’de Kuveyt’in yoğun diplomasi teşebbüsü ile Kuveyt’te yapılan  teşkilatın yıllık olağan toplantısına, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan’dan  sınırlı düzeyde katılım gerçekleşmesiyle görüldü. Genelde iki gün süren açık ve  kapalı oturum şeklinde devam eden zirve, ablukadan dolayı tarafların zayıf  katılımı nedeniyle tek güne düşürüldü. Zirveden Katar ablukasının sona  erdirilmesine yönelik ciddi bir karar çıkmadı. Bu durum da doğal olarak  teşkilatın kendi içinde güçlü bir idari yapı olmadığı yahut yaşanan krizlerde  konseyin çözüm mercii olamadığı şeklinde yorumlara neden oldu.
 
Katar ablukasının KİK’e yansımaları
 
5 Haziran 2017’de Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ile Körfez dışından  Mısır’ın da katılımı ile Katar, havadan, karadan ve denizden ablukaya alınırken  ilgili ülkeler Katar ile siyasi, diplomatik ve ticari tüm ilişkilerini kestiler.  Abluka uygulayan ülkeler Katar’ı İslami hareketler ve teröre destek vermekle  suçlarken, zamanla ablukanın sıradan bir siyasi gerginlik olmadığı anlaşıldıkça,  hadise Körfez krizi olarak değerlendirilmeye başlandı. Körfez’in sessiz ülkesi  Umman, bu hadisede taraf olmamaya gayret gösterirken, zaman içerisinde özellikle  Kuveyt krizin çözümü için yoğun bir diplomasi trafiği yürütmesi ile KİK ülkeleri  arasında ön plana çıktı. Umman, krizde her iki tarafta yer almamış olsa da siyasi  adımlarından, abluka ülkelerinin bu kararını desteklemediği anlaşıldı. Nitekim  Umman birden fazla limanını Katar’a doğrudan sevkiyat için açtı, ayrıca Dışişleri  Bakanı Yusuf b. Alevi, Kuveyt’in arabuluculuk girişimlerini destekledi. Bu  adımlarla Umman, ablukaya karşı durarak Katar’ın yanında yer aldı. Körfez’in bir  diğer sessiz ülkesi Bahreyn’in abluka ülkeleri arasında en sert açıklamalarda  bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak Bahreyn aslında bu ablukanın  uygulanmasında başı çeken değil, tabi olan ülke durumunda. Nitekim Bahreyn gerek  ekonomik ve askeri olarak Riyad tarafından desteklenen ve siyasi olarak da oradan  gelen işaretleri dikkate alarak hareket eden bir ülke görünümü verdi.
 
Geçtiğimiz günlerde bir senesini dolduran Katar krizinin şüphesiz en  ciddi olumsuz yansıması, Körfez ülkelerini belli alanlarda bile olsa birbiri ile  temasta tutan KİK’e oldu. Öyle ki altı üye ülke arasında konunun çözümü için bir  çıkış yolu bulunamaması, üye ülkelerin, teşkilatın işlevsiz kalması ve bölgesel  güvenlik endişelerinin artması nedeniyle farklı stratejik arayışlar içine  girmesiyle sonuçlandı. Zaten başından beri krizin sona erdirilmesi için uğraşan  Kuveyt, Türkiye ile ciddi bir yakınlaşma içine girmiş gibi görünüyor. Diğer  yandan ablukayı desteklemeyen ancak basında duruşunu Kuveyt kadar açık beyan  etmekten kaçınan Umman da son bir sene içerisinde Türkiye ile daha aktif  ilişkiler geliştirmeye başladı. 2017’de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Kültür ve  Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş farklı aralıklarla Umman’ı ziyaret ettiler.  Çavuşoğlu’nun ziyaretinde, Umman Sultanı Qabus b. Said'in Erdoğan’ı ülkesine  davet ettiğini bildiren mektup bakana iletildi. Ayrıca Umman İstanbul’da  düzenlenen olağanüstü Kudüs zirvesinin her ikisine de yüksek düzeyde katılım  gösterdi. Bu son gelişmeler ışığında Umman’ın aslında mesafe olarak uzak da olsa  Türkiye ile daha yakın ve sıcak ilişkiler kurmak istediği ama bunu gözlerden uzak  ve pragmatik olarak yürütmeye çalıştığı anlaşılıyor.
 
Kuveyt diplomasisinin yükselişi
 
Suudi Arabistan’ın BAE ile aynı eksende hareket etmesi, Katar krizinin  halen ciddiyetini koruması ile bölgede kendini daha da yalnız hissetmeye başlayan  Kuveyt'in daha aktif bir dış politika ve bölgesel krizlerin çözümünde nitelikli  ve güvene dayalı bir diplomasi yürütmeye başladığı söylenebilir. Diğer yandan  Umman ile dirsek temasını güçlendirerek, bu rolünü daha da belirgin hale getiren  Kuveyt, yaşadığı dar coğrafyayı paylaştığı komşularından yeni bir düşman kazanmak  istemiyor. Kurulduğu günden bu yana ağabeyi saydığı Suudi Arabistan’ın sert  politikaları, Kuveyt’i endişeye sevk ederken, yeni bölgesel stratejik ortaklık  arayışları, Kuveyt’in gündemine girmiş görünüyor.
 
Kuveyt’i 2006’dan beri yöneten Sabah el-Ahmed el-Cabir el Sabah bugün  90 yaşında. Halihazırda Körfez’de yaşça en büyük ve devlet tecrübesi en fazla,  bir o kadar da saygı gören bir karakter olan Sabah, 2017’de patlak veren Körfez  krizinde aktif olarak arabulucu rolü üstlendi. Sadece Kuveyt Emiri değil gerçekte  Kuveyt diplomasisi, Arap Baharı ile başlayan gerilimli günlerde, Körfez  emirlikleri arasında meydana gelen ihtilafların diyalog yolu ile çözülmesine  yaptığı katkı ile adından daha fazla söz ettirmeye başladı. Kuveyt, Tunus, Mısır,  Suriye, Libya olmak üzere, devrimlere doğrudan açık bir destek siyaseti  izlemeyerek geride kalmayı tercih etti. Hatta Mısır darbesinde Suudi Arabistan’la  birlikte hareket ederek Sisi darbesine göz yumdu. Kuveyt’i her Körfez ülkesi gibi  endişelendiren ve bu şekilde davranmaya iten ana neden güvenlik endişeleri. Bu  yüzden 2014’te Katar’a yönelik elçilerin çekilmesi ile yaşanan krizde de Kuveyt  sağduyulu davranarak denge olmaya çalışmıştı. Umman ile Kuveyt’in söz konusu  krizde elçilerini çekmedikleri hatırlanmalı. Kuveyt, 2015’te Yemen’de başlayan  siyasi karışıklıkta da tarafları birden fazla kez Kuveyt’te ağırladı, siyasi  çözüm için çaba sarfetti. Yine Şubat 2018’de Irak’ın yeniden imarı için  düzenlenen konferans, Kuveyt’in ev sahipliğinde yapıldı, Körfezden Irak’ın imarı  için en büyük ekonomik desteği veren de yine Kuveyt oldu.
 
Suudi Arabistan- BAE ittifakı nasıl okunmalı?
 
Son zamanlarda Suudi Arabistan ile BAE arasında ikili bir konseyin  kuruluyor olması ile ilgili haberler dünya gündeminde oldukça fazla yer alıyor.  Aslında Körfez ülkelerini bir araya getiren KİK halen faal olan bir kuruluş ancak  son dönemlerde yaşanan gelişmelerde oldukça pasif ve işlevsiz kalması sebebiyle  bölgedeki yeni arayışlara dair haberler özellikle dikkat çekiyor. Bu açıdan  bakıldığında BAE-Suudi ittifakı ya da konseyi yeni bir teşebbüs gibi algılansa da  iki ülke arasında kurulması düşünülen meclis, Katar krizi öncesine dayanıyor. İki  ülke arasında 2016 Mayıs’ta Kral Selman b. Abdülaziz ile BAE Başkanı Halife b.  Zayid el Nahyan arasındaki toplantıda ikili bir konsey kurulması kararı alınmış  ancak bu ikili konseyin çalışma içeriği ile ilgili basına ayrıntı açıklama  yapılmamıştı. Doğal olarak Körfez krizi sonrası bu ittifakın içeriği, kamuoyunda  merak uyandırdı. Nitekim Katar krizi sonrası 2017 Aralık’ta ittifak ile ilgili  ilk açıklamalar gelmeye başladığında bunun genişletişmiş bir ikili ticari konsey  olduğu daha da netlik kazandı. Arkasından 2018 Haziran’da Suudi- BAE konseyi ilk  toplantısını Cidde’de gerçekleştirdiğini ilan etti. Toplantıda 44 proje üzerinde  20 anlaşma imzalandı. Bu ikili ittifak ticari, askeri alanları kapsayan bir  ittifak gibi görünse de KİK'ten ayrı olarak iki ülke arasında gerçekleşmesi  dikkat çekici. Fakat Suudi Arabistan ve BAE açısından değerlendirildiğinde  bölgesel gelişmeler doğrultusunda iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet eden  işlevsel bir konsey olacağı daha makul bir yorum olabilir. Zira KİK’in dağılma  ihtimali üzerine kurulmuş bir konsey olarak düşünülmüş olsaydı o zaman bu konseye  Bahreyn ve belki de Kuveyt de dahil edilebilirdi. BAE-Suud ittifakı iki ülkenin  bölgenin yakın süreçteki geleceğinde daha aktif olabilmek adına ticari ve askeri  sahalarda ilişkilerini kuvvetlendirmek, projeleri hızlandırmak için devreye  sokulmuş gibi görünüyor.
 
İki ülke arasındaki ilişkilere daha yakından bakılacak olursa, BAE,  Suudi Arabistan’a ihracat yapan ilk on ülkeden biri. Suud’un ise BAE’de 10 milyar  dolarlık yatırımı var. Bu yatırımlar şahıs bazlı değil doğrudan devlet  yatırımları. Buna ilave olarak ülkede 2 bin 400 civarında Suudi kökenli şirket  hizmet veriyor. Aynı şekilde BAE’nin de Suudi Arabistan’da farklı sektörlere  dağılmış 9 milyar dolarlık yatırımı bulunuyor. Aslında bu ittifakı önemli kılan  bir diğer husus halihazırda iki ülkeyi bir araya getiren ekonomik çıkarlarla  birlikte bölgede yaşanan siyasi gerginlik ile tehdit algıları. BAE için Katar’ın  siyasi temayülü öncelikli tehdit iken Suudi için ise tehlike İran. Bu iki ülke,  Körfez’de değişim rüzgarlarını ekonomik kalkınma hamleleri ile aşabileceklerini  öngörüyor ve bölgenin yeniden dizaynında İslami eğilimli yönetim şekillerinden  uzak durarak Körfez'in bundan sonraki kaderini çizmek istemekteler. Bu gelişmeler  ışığında, Körfez’in bu yeni ikilisinin dar bölgesel sınırları ticari/iktisadi  başarı hamleleri ile aşmak gibi bir stratejik hedef koydukları söylenebilir. BAE  Körfez’in finans merkezi olmada gösterdiği başarılı tecrübesini, Suudi  Arabistan'da uygulamak istiyor olabilir. Nitekim Kızıldeniz sahillerinde  kurulacak Kral Abdullah finans şehri, ikili ticari ilişkilerin gelişmesine fırsat  tanıyan en önemli projelerden biri. Halen devam eden bu proje için Suudi- BAE  şirketleri arasında ciddi iş birlikleri yapılmıştı. Ayrıca yakın geçmişte iki  ülke arasında havayolu uçuşları artırılmış, haftalık sefer sayısı 86’ya  yükseltilmişti.
 
Körfez'de oluşan yeni dengeler
 
Kuveyt’in mali kriz içindeki Ürdün’e verdiği ekonomik destek başta  olmak üzere, Katar krizinde gösterdiği arabulucu rolü, dahası Birleşmiş Milletler  Güvenlik Konseyi'nde Filistin meselesini tartışmaya açarak Filistinliler ile  ilgili uluslararası destek almaya çalışan Kuveyt’in tüm bu çabaları, artık bazı  meselelerin çözümünde KİK’ten bağımsız olarak hareket ettiği şeklinde  yorumlanabilir. Bu anlamda Filistin meselesindeki çabaları, Ürdün’e ekonomik  yardım, Türkiye ile ilişkiler gibi konularda hemen hemen aynı çizgide olan Kuveyt  ile Katar için, Suudi- BAE ittifakı karşısında, ismi konulmamış bir Katar- Kuveyt  ittifakından söz etmek çok da abartı olmayacak. Hatta bu ittifaka Umman  Sultanlığını eklemek de pekâlâ mümkün görünüyor. Zira bu üç ülkenin dağılması  muhtemel olan KİK’ten sonra orta ve uzun vadede gerek siyasi gerekse stratejik  birçok konuda görüş birliği içinde olduğu herkesçe bilinen bir durum.
 
Katar ablukasından sonra krizin çözümü için Körfez’de ziyaret ettiği  ülkeler haricinde, ABD’yi de ziyaret eden Şeyh Sabah, ABD Başkanı Trump ile  düzenlediği ortak basın toplantısında, ülkesinin arabuluculuk faaliyetinin  yaşanan kriz döneminde son derece önemli olduğunu ve bu diplomatik girişimlerin  Katar’a askeri müdahalenin önüne geçtiğini ifade etmişti. Gerek Ürdün konusunda  attığı adımlar gerekse Güvenlik Konseyi'inde yürüttüğü diplomasi trafiğine  bakıldığında Kuveyt’in işlevsiz kalan KİK’ten ayrı olarak bağımsız bir siyaset  izlemeye başladığını söylemek mümkün.
 
Ayrıca Kuveyt Emiri, Katar krizi sonrasında ABD ziyaretinin akabinde,  Türkiye’yi ziyaret etti ve askeri sahada bazı anlaşmalar imzalandı. Tam burada  belirmek gerekir ki, Kuveyt diğer Körfez ülkeleri gibi ABD ile stratejik ortak  olsa da Suudi Arabistan ve BAE kadar bölgesel birliği rafa kaldıracak seviyede  sert siyasi çıkışlardan özellikle kaçınıyor. Ayrıca Körfez’de yaşanan son  gelişmeler özelinde, bölgenin son beş senesine bakıldığında Kuveyt ile Türkiye  arasında siyasi ve ticari ilişkiler olumlu yönde ivme kazandı. Kuveyt bugün  Türkiye’de yatırımı en yüksek Körfez ülkeleri sıralamasında ilk sıralara  yükselirken, yeni Kuveyt havaalanı inşasının bir Türk firması tarafından  üstlenilmiş olması gelişen ilişkikerin diğer bir göstergesi.
 
Körfez’de bugün gözler Suudi Arabistan’a çevrilmiş durumda. Genç  veliaht Muhammed b. Selman’ın aktif olarak ülke idaresini devraldığı günden  itibaren ülke çok hızlı bir dönüşüme tanıklık ediyor. Veliahdın Katar  ablukasından Yemen savaşına kadar BAE ile aynı çizgide hareket etmesi ve yakın  zamanda bu ilişkiyi ikili bir konseyle tanımlaması Körfez teşkilatının miadını  tamamladığı ve artık bölgede daha küçük çaplı oluşumlara gidildiği şeklinde  yorumlanıyor. BAE- Suudi ittifakı karşısında yeni bir birlik düşüncesi yakın  vadede başarılı bir girişim olmayacak gibi görünse de Körfez’in diğer ülkeleri  Kuveyt, Umman ve Katar kendi aralarında adı konulmamış bir ittifak içinde yer  alıyor. Meselenin belki de en önemli ayrıntısı her üç ülkenin, bölgesel güçlü  müttefikinin Türkiye olması. Türkiye ise teşkilatın bekası için ölçülü bir  siyaset izlerken, tüm Körfez ülkeleriyle ilişkilerini pragmatik olarak sürdürme  arzusunda.