'Türkiye itiraz etti Rusya o toplantıyı erteledi'

AA |  05 Kasım 2017 Pazar - 11:23 | Son Güncelleme : 05 11 2017 - 14:27

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Rusya'nın Suriye Halkları Kongresi adı altında düzenlemeyi planladığı toplantıya ilişkin, "Kremlin bizimle temas etti, bu toplantıyı ertelediklerini açıkladılar. Yani şu an itibariyle, eğer tekrar bir karar değişikliğine gitmezlerse 18'inde değil daha ileri bir tarihte bu toplantının yapılması planlanıyor." dedi.


Kalın, NTV'de canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.  Türkiye'nin terörle mücadele stratejisinde "Terör ülke sınırları içindeyse gereği  ülke sınırları içinde, terör ülke sınırları dışındaysa gereği ülke sınırları  dışında yapılır." politikasının izlendiğini ifade eden Kalın, "Örnek olarak  bakarsanız Kandil'e. Kandil dışında PKK'nın öbeklendiği diğer noktalara zaman  zaman zaten biz sınır ötesi operasyon yapıyoruz. Bunu Irak makamlarıyla koordine  ediyoruz, diğer ülkelerle koordine ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği  gibi, Türkiye'nin milli çıkarları söz konusu olduğunda biz kimseden izin almak  zorunda değiliz. Çünkü bu uluslararası anlaşmalardan doğan temel hakkımızdır.  Kandil  meselesi zaten yeni bir konu değil. Öteden beri PKK'nın oradaki  örgütlenmesi biliniyor. Biz bunu aslında Iraklı yetkililerle, Erbil'le, Bağdat'la  çok konuştuk. İranlılarla çok konuştuk. Bu konuyu çözmek ve 'o toprakları  Türkiye'ye karşı kullanılan bir terör yuvası olmaktan çıkarmak için neler  yapabiliriz' diye." değerlendirmesinde bulundu.
 
 
Erbil'de yapılan referandumdan sonra, DEAŞ'la mücadelede gelinen  noktalar dikkate alındığı zaman Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat olduğunu  vurgulayan Kalın, Iraklı yetkililere, "Nasıl Irak toprakları DEAŞ'tan tamamen  temizlendiyse, şu anda PKK'dan da tamamen temizlenmesi için önümüzde iyi bir  fırsat var." dediklerini aktardı.
 
Kalın, DEAŞ'ın terör örgütü olduğu gibi PKK'nın da bir terör örgütü  olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
 
"Özellikle Batılı ülkeler nezdinde şöyle bir çifte standartla karşı  karşıya kalıyoruz, 'eğer terör örgütleri direkt onları hedef alıyorsa bu acil ve  küresel bir terör meselesi haline geliyor. Onları değil de bir başka ülkeyi hedef  alıyorsa bu o ülkenin meselesi oluyor.' DEAŞ, Batılı hedefleri de vuruyor,  Müslüman ülkeleri de vuruyor. Dahasına baktığınız zaman DEAŞ son 3 yılda Müslüman  ülkelere çok daha fazla zarar verdi. Gittiği ülkelere, işgal ettiği şehirlere,  esir aldığı insanlara baktığınız zaman sayısal olarak da 'terör saldırısında  sayının zikredilmesi çok doğru olmayabilir ama' istatistiki olarak baktığınızda  DEAŞ bugüne kadar çok daha fazla Müslüman insanı öldürdü. Bu tabi başka sorular  ya da soru işaretlerine neden oluyor insanların zihninde. Ama DEAŞ ne zaman ki  Batılı hedefleri vurmaya başladı, işte Paris'te, İspanya'da, Amerika'da başka  yerlerde eylemler yapmaya başladı, İngiltere'de o zaman DEAŞ terörü, küresel ve  acil bir konu haline geldi. PKK terörüne baktığınız zaman, Avrupa'nın terör  örgütleri listesinde var, Amerika'nın terör örgütleri listesinde var. Ama bu  Türkiye'nin bir meselesi olarak görülüyor. Dolayısıyla PKK, Batılı hedefleri  vurmadığı müddetçe Batılı ülkeler hiçbir zaman  aynı aciliyetle, aynı  hassasiyetle bu konunun üzerine gitmediler, gitmeyecekler. Biz bunu gördük.  Dolayısıyla biz  burada kendi ulusal çıkarlarımız ve önceliklerimiz çerçevesinde  bu mücadeleyi yürütüyoruz. Burada önceliğimiz kendi sınırlarımızın, kendi  güvenliğimizin sağlanması. "
 
Terörle mücadelenin kapsamlı bir stratejide ele alınması gerektiğini  vurgulayan Kalın, Kandil'e, Sincar'a, Suriye'ye ya da PKK'nın başka yerlerdeki  örgütlenmelerine yönelik operasyon olabileceğini söyledi.
 
Kalın, ABD'nin DEAŞ'la mücadele başlığı altında PKK'nın Suriye kolu  olan PYD ve YPG'ye askeri ve siyasal alan açıldığını dile getirerek, "PKK orada  hem kendi elemanlarını eğitiyor hem propagandasını yapıyor hem Amerika'dan silah  yardımı alıyor. Bunun somut örneğini de Rakka'da gördük. Rakka'da kimlerin  nelerle, hangi flamalarla, hangi paçavralarla kutlama yaptığını açık bir şekilde  gördük. Amerikalılar da bunu izahta çok zorlandılar, hala da zorlanıyorlar. Hatta  bu soruları cevaplamaktan kaçındılar. Beyaz Saray'da basın toplantılarında  krizler oldu. Tabi ki bize izah etmekte de zorlanıyorlar. Yani biz baştan beri  diyorduk, 'bakın bu sizin destek verdiğiniz terör örgütünün tezahürleri,  yansımalarıdır.' Ama yok onlar, 'Suriyeli, onlar DEAŞ'a karşı mücadele ediyor,  onlara verdiğimiz silahları biz kontrol ediyoruz' dediler. Ama netice itibariyle  onların yaptıkları izahların yeterli olmadığını bir kez daha gördük. Dolayısıyla  Suriye sahasında da bu konu bizim için önem arz ediyor. Bizim güvenliğimize  yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda Türkiye bu konuda adım atmaktan hiçbir  zaman çekinmez." ifadelerini kullandı.
 
Kalın, İran Genelkurmay Başkanı ve Türkiye Genelkurmay Başkanı'nın  karşılıklı ziyaretlerini hatırlatarak, bu trafiğin memnuniyet verici olduğunu  dile getirdi.
 
İran'ın bölgenin önemli bir ülkesi olduğunu vurgulayan Kalın, "Önemli  bir ticaret ortağımız, sınır komşumuz ama aynı zamanda güvenlik konularında  beraber çalıştığımız ve çalışmak durumunda olduğumuz bir ülke. Diğer yandan  PKK'nın İran uzantısı olan PJAK onlar için de büyük bir sorun. Aynı problemle  aslında uğraşıyoruz. İran'la güvelik işbirliğini arttırmamız bizim ulusal  çıkarlarımız açısından önem arz ediyor. Dolayısıyla bu trafik bundan sonra da  devam edecek. Hem sınırdaş olan hem bu kadar yakın ilişkileri olan iki ülkenin  askeri konularda, güvenlik konularında da işbirliği yapması gayet doğaldır. Bu  tür yakınlaşmalar olduğunda, belli çevrelerden hemen 'Türkiye Batı'dan  uzaklaşıyor, NATO ittifakından uzaklaşıyor' gibi eleştiriler gündeme getiriliyor.  Biz bunu böyle görmüyoruz. Dış politika sıfır toplamlı bir oyun değil. Dış  politikada 360 derece bir perspektif ve bakış açısına sahip olmak zorundasınız.  Sınırdaş olduğumuz bir ülkeyle, bizim Batı ittifakında yer aldığımız için  ilişkilerimizi minimize etmemiz düşünülemez zaten." dedi.
 
Rusya, Suriye Halkları Kongresini erteledi
 
Kalın, Rusya'nın Suriye Halkları Kongresi talebi ile ilgili olarak,  "Bu konuyu Sayın Putin'in Suriye Özel Temsilcisi geldiğinde zannediyorum bir 15  gün oluyor, biz görüştük. Bu konuyu bize açtılar. 'Böyle bir Suriye Halkları  Kongresi toplamayı planlıyoruz, siyasi geçiş sürecine katkı vereceğini  düşünüyoruz' dediler. -Bu Astana toplantısından hemen önceydi, 30-31 Ekim'de  yapılan, 7. Astana toplantısından yaklaşık 1 hafta önceydi- Biz de dedik ki  onlara, bununla ilgili bize daha fazla bilgi verin. Bir bakalım, tam nedir, hemen  kabul ya da ret etmiyoruz, faydası nedir, katkısı ne olabilir. Bunları bir  değerlendirelim, ondan sonra hareket edelim. Onlar da tamam dediler, biz size bir  kağıt göndereceğiz, modalitesi ne olacak, katılımda kimleri düşünüyoruz, ne tür  sonuçlar hedefleniyor vesaire. Tabii o arada bir tür emrivaki ile bir anda bunun  ilan edildiğini duyduk biz. Hemen itiraz ettik. Ben de geçen hafta yaptığım basın  toplantısında onu söyledim zaten. Bunun üzerine Kremlin bizimle temas etti, bu  toplantıyı ertelediklerini açıkladılar. Yani şu an itibariyle, eğer tekrar bir  karar değişikliğine gitmezlerse 18'inde değil daha ileri bir tarihte bu  toplantının yapılması planlanıyor." diye konuştu.
 
Yeni toplantıya PYD davet edilmeyecek
 
Rusya ile temaslarının devam ettiğini kaydeden Kalın, "Sayın  Cumhurbaşkanımızın da birtakım temasları olabilir, önümüzdeki birkaç hafta  içerisinde. Sadece bu konu değil ama bu konuyu da içeren başlıklar çerçevesinde  bir temas trafiğimiz olacak." diye konuştu.
 
PYD'nin Suriye Halkları Kongresine davet edilmiş olmasının Türkiye  açısından kabul edilemez olduğunu vurgulayan Kalın, "Biz baştan beri bunu Amerika  Birleşik Devletlerine de söyledik, Rusya'ya da İran'a da diğer ülkelere de. Bizim  için bir kırmızı çizgidir. Neden? Çünkü PYD bir terör örgütüdür. PKK'nın  Suriye'deki uzantısıdır. PYD'li olmayan Kürtlerle bizim bir sorunumuz yok.  Onların asıl masada olması gerekir. Aslında PYD'li olmayan yani PKK'ya biat  etmemiş  birçok Suriyeli Kürt var fakat bunlar o kadar sindirildiler, o kadar   bastırıldılar ki geçtiğimiz 2-3 yıl içerisinde şu anda kimse onların sesini  duymuyor." ifadelerini kullandı.
 
Araplardan, Türkmenlerden nasıl temsilciler varsa aynı şekilde -PYD'li  olmayan- Suriye Kürtlerinden de temsilcilerin orada bulunması gerektiğine işaret  eden Kalın, "Ama PYD ve YPG'nin masada olması bizim açımızdan kabul edilemez. O  toplantı ertelendi, bize verilen bilgi bu. Biz katılmıyoruz. Suriyeli gruplar  katılacaklar ama büyük ihtimalle biz oraya gözlemci gönderebiliriz. Şu anda tam  kesinleşmedi. Ama Rusya'nın bize söylediği toplantının şu anda ertelendiği  şeklinde ve oraya PYD'nin davet edilmeyeceği şeklinde. Biz de bu şekilde bir  değerlendirme yapıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Irak'ın  toprak bütünlüğünü feda etmek demek bölgede yeni bir kaosun ortaya çıkması demek.  İşte bakın İspanya'da Katalonya bölgesinde de bir bağımsızlık referandumu yoluna  gittiler. Avrupa'nın tavrını gördük, dünyanın tavrını gördük, İspanya hükümetinin  tavrını da gördük orada. Şimdi o referandumu tertip eden, buna öncülük eden  kişiler hakkında da tutuklama kararı çıkardılar." dedi. 
 
Kalın, NTV canlı yayınında gündemdeki konulara ilişkin yaptığı  açıklamada, referandum sürecinde Erbil yönetimine çok uyarılarda bulunduklarını,  "Bakın bunu yapmayın, bu tarihi bir hata olur, elde ettiğiniz kazanımları  kaybetmek anlamına gelir." diye haftalarca, aylarca süren uyarıları ve  tavsiyeleri olduğunu belirtti.
 
Bu uyarıları Erbil yönetiminin dinlemediğini, sadece kendilerini değil  Bağdat'ı, İran'ı ve diğer ülkeleri dinlemediklerini ve bu referanduma gidildiğini  ve bunun sonuçlarının herkes tarafından görüldüğünü dile getiren Kalın, şöyle  konuştu:
 
"Aynen tahmin ettiğimiz gibi elde ettikleri birçok kazanımı kaybetme  riskiyle karşı karşıya kaldılar, bir kısmını da kaybettiler. Belki bu Irak'taki  yapının normalleşmesi açısından bir hayra bile vesile olabilir. Mesela Kerkük  meselesi tartışmalı bir bölge olmasına rağmen biraz da fiilen cebren orayı Kürt  Bölgesel Yönetimine bağlama gibi bir yola gitmişlerdi ve bu Kerkük'te sürekli bir  huzursuzluk kaynağıydı. Bizim için de bir huzursuzluk kaynağıydı. Çünkü Kerkük  her şeyden önce bir Türkmen şehridir. Tabii ki orada Kürtler de var Araplar var  ama orada eşit bir yönetim modeli maalesef inşa edilemedi bu şartlar içerisinde.  Irak'ın da biraz da o kaotik yapısından dolayı. Orada bizim söylediğimiz sadece  referandumun sonuçları dondurmak yeterli olmaz, bunların iptal edilmesi gerek.  Referandum öncesi statüye aynen geri gidilmesi gerekir."
 
Kalın, Erbil'in kendilerine, "Fiillen hiçbir şey değişmedi. Kürt  devleti ilan etmedik, sınırları değiştirmedik vesaire" dediğini ama bunu bir koz  olarak kullanmalarının, "Yarın öbür gün biz bunu tekrar çıkartırız, önünüze  koyarız" demelerinin Irak'ın toprak bütünlüğü açısından gelecekte de sıkıntı  yaratacak bir durum olduğunu vurguladı.
 
Beklentilerinin ve çağrılarının, diğer bütün uluslararası aktörlerin  de çağrısının referandum sonuçlarının iptal edilmesi yönünde olduğunu belirten  Kalın, "Erbil bunu nasıl yapar, kendi kamuoyuna nasıl izah eder, o onların  takdirinde olan bir konudur." ifadelerini kullandı.
 
"Biraz kaotik bir ortam var onu da anlıyoruz"
 
Referandum yapılınca bir dizi yaptırımı hayata geçirdiklerini, hava  sahasını kapattıklarını, temasların dondurulduğunu dile getiren Kalın, şöyle  devam etti:
 
"Dedik ki orada sokaktaki vatandaşın zarar görmesine yola açacak bir  eylemin içine biz girmek istemiyoruz. Yani onların temel ihtiyaçlarının  karşılanması noktasında Türkiye'den devam eden bir akış var Habur Sınır  Kapısı'ndan. Biz burada insani kaygılarla, mülahazalarla hareket etmek istiyoruz.  Dolayısıyla şöyle bir teklif getirdik, bunu da tabii Bağdat ile müzakere ederek,  Habur Sınır Kapısı'nın karşı tarafı İbrahim Halil Kapısı bunu Bağdat'a devredin  ya Bağdat'la ortak yönetin ya da bir şekilde bir yönetim modeli geliştirin kendi  aramızda, o bizim değil sizin meseleniz, biz kapıyı kapatmayalım. Birkaç gündür  de bunun süreci devam ediyor. Orada da farklı rivayetler geliyor, bir gerilim  var, verdi, vermedi, devretti, devretmedi diye. Ama eğer Bağdat yönetiminin de  kabul edeceği bir formülde anlaşırlarsa Habur Sınır Kapısı kapatılmaz, şu anda da  açık zaten. Oradan ihtiyaçlar, ticari mallar akmaya devam eder.
 
Petrol konusunda da bizim söylediğimiz petrol boru hattını kapatma  gibi yola şu anda gitmedik çünkü onun gelirleri Bağdat yönetimine de gidiyor. Ve  Bağdat yönetimi yüzde 17 payı Erbil'e veriyor. O mekanizmayı da işletin dedik.  Geldiğimiz noktada Erbil'le Bağdat arasında inişli çıkışlı bir ilişki var şu  anda. Bir gün görüşmeler oluyor deniyor, ertesi gün kopuyor. Bir gün müzakereler  başladı deniyor, ertesi gün yok olmadı deniyor.  Biraz kaotik bir ortam var onu  da anlıyoruz."
 
İbrahim Kalın, Erbil'in içinde de birtakım sıkıntılar olduğunu, Mesut  Barzani'nin görev süresinin uzatılmadığını, yetkilerinin bir kısmını Başbakan  olarak Neçirvan Barzani'ye bir kısmını da meclise verdiğini, bundan sonra sürecin  nasıl işleyeceğini görmeleri gerektiğini dile getirdi.
 
"Yapılan hataya bigane kalmamız düşünülemez"
 
Irak Kürtleriyle her zaman iyi ilişkiler içinde olduğunu, bu  tutumlarının değişmediğini ancak orada yapılan bir hataya bigane kalmalarının da  düşünülemeyeceğini aktaran Kalın, şunları anlattı:
 
"Çünkü Irak'ın toprak bütünlüğünü feda etmek demek bölgede yeni bir  kaosun ortaya çıkması demek. İşte bakın İspanya'da Katalonya bölgesinde de bir  bağımsızlık referandumu yoluna gittiler. Avrupa'nın tavrını gördük, dünyanın  tavrını gördük, İspanya hükümetinin tavrını da gördük orada. Şimdi o referandumu  tertip eden, buna öncülük eden kişiler hakkında da tutuklama kararı çıkardılar.  Yani ben hep şunu söylüyorum. Şu anda içinde bulunduğumuz mevcut sistem  içerisinde siz her bir etnik grubun bir devleti olsun mantığıyla hareket  ederseniz, ki maalesef Irak Kürtlerine bazı Batılı aydınlar yazarlar belki  siyasiler, geri plandaki lobi, PR şirketleri bu telkinlerde bulundular. Dünyada  şu anda 193, 194 tane devlet var. Bu sayı bir anda 300'e, 500'e rahatlıkla  çıkabilir.  Avrupa'dan bir 30 tane devlet çıkartırsınız, Amerika'dan 20 tane  devlet çıkartırsınız, Asya'dan 20-25 tane devlet... Bunun sonu yok. Ortadoğu  coğrafyasına baktığınız zaman da Irak'ın toprak bütünlüğünü feda ettiğiniz zaman,  bunun Lübnan'a, Suriye'ye ve Ürdün'e sıçramayacağının hiçbir garantisi yok.  Burada biz ve diğer ülkeler doğru bir duruş sergiledik."
 
Kalın, Irak'ta toprak bütünlüğünün en azından anayasal çerçevede  korunmasının ardından yapılması gerekenin, ülkenin siyasi birliğini güçlendirecek  adımlar atmak, özellikle Sünnilerin siyasi sürece dahil edilmesini sağlayacak  adımların atılması olduğunu söyledi.
 
Özellikle 1. ve 2. Maliki hükümetleri döneminde çok büyük hatalar  yapıldığını, Sünni Arap kesimlerin, Kürtler ve Türkmenler de dahil olmak üzere  sistemin dışına itildiğini vurgulayan Kalın, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"DEAŞ'ın Musul gibi yerlerde, Telafer gibi yerlerde bu kadar kısa  sürede mevzi kazanmasının temel sebeplerinden bir tanesi de buydu. Sünniler  kendilerini o kadar dışlanmış, o kadar yabancılaşmış, o kadar güçsüzleştirilmiş  hissettiler ki DEAŞ gibi bir şeytanla bile iş tutmayı Bağdat yönetimiyle yani  mezhepçi bir dayatmayla iş birliği yapmaya tercih ettiler. Şimdi yapılması  gereken bu şartları ortadan kaldıracak doğru adımların atılmasıdır. Sünnilerin de  siyasi sürece tekrar katılmasıdır, Türkmenlerin, Kürtlerin ve diğerlerinin.  Bağdat'ın rasyonel, işleyen, hesap verebilir bir siyasi yapı olarak icraatlarda  bulunması ve herkesi kucaklamasıdır. Bu sağlanırsa sadece Irak'ın toprak  bütünlüğü değil siyasi birliği de sağlanmış olur ki yani biz Irak gibi bir  ülkenin, terör meseleleri, etnik mezhebi ayrımlar, gerilimler, altyapı  çalışmaları, bütün bu sorunlarını en kısa sürede çözüp tekrar hakikaten bölgenin  önde gelen güçlü bir ülkesi olarak görmek isteriz.
 
İslam medeniyet tarihinin düşünce tarihinin en parlak dönemlerine  katkı sunmuş coğrafyaların başında Irak coğrafyası gelir. Bağdat dediğinizde,  Kerkük dediğinizde, Musul dediğinizde yani yüzlerce yıl bu şehirler bu coğrafya  Mezopotamya coğrafyasının merkezindedir burası. İlmin, fikrin, düşüncenin,  sanatın, müziğin, estetiğin, ticaretin, siyasetin, şehir hayatının, çok kültürlü  hayatın, çok dinli hayatın emsali olmuş, onlara örnek teşkil etmiş  coğrafyalardır. Yüzlerce yıl buralardan dünyanın en önde gelen ilim adamları,  düşünce adamları, şairleri, sanatçıları yetişmiştir. Ya da en iyileri oralara  gelmiştir başka yerlerden. Bugün de olmaması için hiçbir neden yok. İnşallah en  kısa sürede Irak halkı da birlik, bütünlük içerisinde, bütün o güzel etnik,  mezhebi, dini çeşitliliğiyle, renkliliğiyle bu sorunlarını aşarak o parlak  günlerine geri döner."
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Türkiye'nin temasları olacak,  bu konunun da konuşulacağı (Suriye Halkları Kongresinin ertelenmesi) temaslar  dediniz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Moskova'ya mı gidecek." sorusu  üzerine, "Yakında bir temasımız olacak bir temas trafiğimiz olacak. Detayları  kesinleşince duyururuz." yanıtını verdi.
 
"Teröristlerin ne ülkemize gelmesine ne de ülkemize herhangi bir  zarar vermesine izin vermeyiz"
 
"Suriye ve Irak'ta DEAŞ'la ilgili operasyonlar artık nihayete erdi,  ermek üzere. Oradan kaçan militanların pasaportu oldukları ülkelere döndükleri  söyleniyor. Türkiye'ye de dönenlerin olduğu, onların bir takım eylemlilikler  içerisinde olduğu ifade edildi. Hatta hafta başında güvenlik güçleri İstanbul'da  çok önemli bir operasyona imza atarak bir alışveriş merkezinde gerçek bir  katliamı önlediler. Bölgeden Türkiye'ye gelen DEAŞ'li sayısını biliyor muyuz,  nasıl bir önlem içerisindeyiz, bu konuda bir önlem aldık mı, bir eylemlilik  bekliyor muyuz DEAŞ'tan?" sorusu üzerine Kalın, şu bilgileri verdi:
 
"Güvenlik güçlerimiz, başta İçişleri Bakanlığımız, Sayın Bakanımız,  büyük bir özveriyle ve detaylı çok profesyonelce bir çalışma yürütüyorlar. Bu tür  olaylar tabi önlendiği zaman çok büyük haber olmaz, gerçekleştiği zaman  neticeleri itibarıyla haber olur. Ama orada Milli İstihbarat Teşkilatımız,  Emniyet Genel Müdürlüğümüz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ilgili tüm birimlerimiz  çok yoğun bir çalışmayla, önceki yıllara, dönemlere kıyaslanmayacak derecede iyi  bir noktaya getirdi güvenlik meselesini. Bölgede yaşanan kaosu düşündüğünüz zaman  bu kolay bir şey değil. Bizim Suriye ile Irak ile sınırımız var. Bütün bunları  dikkate aldığınız zaman ortada gerçekten çok muazzam bir gayret var, çaba var,  başarı var hamdolsun. Şu ana kadar Avrupa'dan yaklaşık 5 bin kişinin DEAŞ terör  örgütüne katıldığı tahmin ediliyor, çeşitli Avrupa ülkelerinden. Sadece  Fransa'dan 2 bin kişinin katıldığını Fransız yetkililer söylüyorlar. 5 bin kadar  da Orta Asya'dan DEAŞ'a katılımın olduğu, bir o kadar da Arap dünyasından, belki  biraz daha fazla 8-10 bin civarında da Arap dünyasından, Tunus'tan, Suud'tan,  Libya'dan başka yerlerden katılımın olduğu tahmin ediliyor. DEAŞ'ın bir ara  sayısı 30-35 binlere kadar çıkmıştı biliyorsunuz, oradaki demografik yapıya  baktığınız zaman böyle rakamlar var. Şimdi Avrupa'dan 7-8 bin kişinin toplamda  DEAŞ terör örgütüne katılmış olması ciddi bir sorundur. Bu azımsanacak bir rakam  değil."
 
İbrahim Kalın, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye'den DEAŞ'a  katılımın çok daha az sayıda olduğunu dile getirdi. Bunun çeşitli sebepleri  olduğunu aktaran Kalın, şunları anlattı:
 
"Bizim bir kere bu konuda aldığımız güvenlik tedbirleri, DEAŞ  ideolojisinin Türkiye topraklarına yabancı olması. Yani o ideolojinin Türkiye'de  müşterisi hiç yoktur diyemem ama diğer ülkelerle, diğer coğrafyalarla  kıyaslandığında rağbet bulmamıştır hamdolsun ve çok daha az sayıda kalmıştır o  katılımlar. Biz de bunu önlemek için, engellemek için her türlü tedbiri aldık,  almaya da devam ediyoruz. Bir geri dönüş meselesi var. Bunlar Irak'ta Suriye'de  mevzi kaybettiler ne oldu? Bir kısmı o savaşlarda, çatışmalarda öldü. Kaçanlar  nereye kaçıyorlar, yer altına girenler, kimliklerini gizleyenler, bunlar  olabilir. Zaten tedbir almamızın temel sebebi de bu. Bunlar bizim ülkemize gelip  terör eylemleri, son geçen hafta ortaya çıkartılan ve önlenen hadiseler gibi,  yapmasınlar diye aldığımız tedbirler var. O noktada istihbarat paylaşımı çok  büyük önem arz ediyor.
 
Ayrıca biz sınır güvenliğini de çok üst düzeye çıkardık, Türkiye'ye  girişler çıkışlar, kim ne ne şekilde, ne yapıyor diye. Bu konuda çok ciddi bir  hafıza oluştu. Geçmişe doğru da baktığınızda o hareketliliği anında görüp  müdahale edebilecek imkan ve kabiliyetlere  de şu anda sahibiz. Avrupa açısından  da çok gözardı edilemeyecek bir risktir bu. Bu kişiler Avrupa'ya gittiklerinde ne  yapacaklar, ne edecekler diye? Orada da o yüzden biz Avrupalı muhattaplarımızla  bu istihbarat iş birliğinin ne kadar önemli olduğunu her seferinde  hatırlatıyoruz. Biliyorsunuz geçmişte Fransa'yla, Belçika'yla birtakım hadiseler  yaşadık. Biz burada tutuklayıp iade ettiğimiz kişiler gidip orada serbest  bırakıldı, ondan sonra onlar gittiler, Paris'teki eylemlere katıldılar,  Brüksel'deki eylemlere katıldılar. Oradaki güvenlik zaaflarının boyutları endişe  vericiydi. Ama zannediyorum kendileri de bu konuda daha dikkatli hareket  edecekler, bu konudaki iş birliğimiz devam edecek. Güvenlik noktasında bütün  güvenlik birimlerimiz full kapasite çalışmaya devam ediyorlar. İnşallah bu tür  hadiselerin ülkemizde yaşanmaması için her birimiz elinden gelen çabayı  gösteriyor."
 
İbrahim Kalın, "Geri dönüşlerle ilgili bir sayı biliyor muyuz?" sorusu  üzerine, "Şimdi bir rapor var biliyorsunuz, geçenlerde yayınlandı, 800-900 gibi  bir rakamdan bahsediliyor. Bunlar teyide muhtaç rakamlar tabii. Bunlar tam böyle  mi değil mi, neye göre belirlediler? Tabii bazen bakıyorsunuz ben de okuyorum o  tür raporları. Bilimsel verilere dayanmıyor, bir kısmı kulaktan dolma şeyler,  genel geçer tahminlere vesairelere dayanıyor. Rakam ne olursa olsun biz bu konuda  en üst düzeyde güvenlik tedbirlerini alıp bu teröristlerin ne ülkemize gelmesine  ne de ülkemize herhangi bir zarar vermesine izin vermeyiz." diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Zannediyorum  8 Kasım'da Beyaz Saray'da Başkan Yardımcısı Pence ile Sayın Başbakanımızın  görüşmesi olacak. Orada tabii bu vize meselesinden önce kararlaştırıldı bu.  Dolayısıyla vize meselesi de konuşulacak ama sadece buna indirgemek bu ziyareti  doğru olmaz. İkili ilişkiler, ticari ilişkiler, bölgesel konular bütün bunlar ele  alınacak. Tabii vize meselesi de ele alınacaktır." dedi. 
 
Kalın, NTV'de yayımlanan canlı yayında, Başbakan Binali Yıldırım'ın  ABD'ye yapacağı belirtilen ziyarete ilişkin soruyu yanıtladı. Başbakan  Yıldırım'ın ziyaretinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'na  gitmeden önce konuşulmaya başlandığını aktaran Kalın, "Şimdi bir tarih  belirlediler, zannediyorum 8 Kasım'da Beyaz Saray'da Başkan Yardımcısı Pence ile  Sayın Başbakanımızın görüşmesi olacak. Orada tabii bu vize meselesinden önce  kararlaştırıldı bu. Dolayısıyla vize meselesi de konuşulacak ama sadece buna  indirgemek bu ziyareti doğru olmaz. İkili ilişkiler, ticari ilişkiler, bölgesel  konular bütün bunlar ele alınacak. Tabii vize meselesi de ele alınacaktır."  ifadelerini kullandı.
 
Başbakan Yıldırım'ın ziyaretinin de ikili ilişkilere katkı  sağlayacağını ümit ettiklerini dile getiren Kalın, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Biz bu konuda hiçbir zaman bir ön yargılı tutum içerisinde olmadık.  Amerika Birleşik Devletleri bizim önemli bir müttefikimiz. NATO'da birlikteyiz.  Uzun bir tarihi geçmişimiz var. Bütün bunların ışığında tabii bizim iki tane  temel beklentimiz ya da sorun alanımız var Obama döneminden beri. Bir tanesi  PYD'ye verilen destek ikincisi de FETÖ meselesi. Bakın bu iki konuyu parantez  içine alın bizim Amerika Birleşik Devletleriyle büyük bir sorunumuz yok. Irak'ta  referandum konusunda benzer tavırlar sergiledik, Suriye'de ilk dönemde tabii bu  PYD meselesi gündeme gelmeden Suriye muhalefetinin desteklenmesi, bölgesel  istikrar vesaire..."
 
"PYD'lilerin, YPG'lilerin PKK'lı olduğunu onlar da gayet iyi  biliyorlar"
 
Kalın, "Trump'tan sonra İran konusunda ayrışmış olabiliriz" şeklinde  araya girilmesi üzerine, sözlerine şöyle devam etti:
 
"Evet, orada bir söylem yükselmesi, kabarması var ama pratikte bu neye  tekabül edecek onu bilmiyorum. Onu göreceğiz. Fakat şu iki temel konu şu anda  Türk-Amerikan ilişkilerini maalesef gölgeleyen bir etkiye sahip. PYD konusunda  demin de konuştuk. Bizim tavrımız net. Bütün dünya bunu görüyor. Amerikan  yönetimi de bunu görüyor. Orada destek verdikleri, işbirliği yaptıkları  PYD'lilerin, YPG'lilerin PKK'lı olduğunu onlar da gayet iyi biliyorlar. Daha bir  yıl öncesine kadar kendi raporlarında, web sitelerinde PYD'nin, PKK'nın Suriye  uzantısı olduğunu ifade eden raporlar var. Onları tabii mahcup olmamak için  sayfalarından filan kaldırdılar, geriye doğru bir temizlik yapıyorlar. Bize  diyorlar ki 'PYD'ye verdiğimiz silahların hepsinin seri numaralarını aldık,  kontrol ediyoruz'. Bakın Irak'ta bunu yapamadılar. Daha önce de söylediler,  Irak'ta falan falan milis gruplara verdiğimiz silahların takibini biz  yapabiliriz. Bunu yapamadılar. Verdikleri silahların nereye gittiğini tespit  edemediler. Kimlere karşı kullanıldığını kontrol edemediler. Burada da şimdi  gördük. En son işte PYD'ye verilen silahlar PKK operasyonunda ortaya çıktı. Biz  bunları hep söylüyoruz. Dolayısıyla burada çok haklı ve meşru bir talebimiz ve  çağrımız var. Bu madem şu anda da Suriye'de Rakka, Deyrezor DEAŞ'tan tamamen  temizlendi o zaman bu ilişkiyi artık sonlandırın."
 
PYD'ye destek verilmesinin gerekçesi olarak "DEAŞ'a karşı en etkili  bunlar mücadele ediyor" söyleminin olduğunu aktaran Kalın, "Bana göre bu inşa  edilmiş bir efsaneydi, başka gruplara destek verilseydi o gruplar DEAŞ'a karşı  çok daha etkili mücadele verebilirdi, Hür Suriye Ordusu yapabilirdi, Suriye  muhalefetinin diğer unsurları yapabilirdi, Araplar yapabilirdi, Türkmenler  yapabilirdi. PYD'nin DEAŞ'a karşı en etkili mücadele eden bir güç haline  gelmesinin sebebi PYD'nin kendinden kaynaklanmıyor. PYD'nin seçilip bu desteğin  ona verilmiş olmasından kaynaklanıyor. Madem şimdi DEAŞ'la mücadelede bir noktaya  gelindi ve DEAŞ'ın bu kapasiteleri ortadan kaldırıldı, o zaman buyurun, PYD ile  YPG ile ilişkinizi kesin, bize daha önce söyledikleri gibi. Bize dedikleri bu bir  dönemsel ilişki, sadece bu konuyla ilgili, 'bu işi bitirince biz ilişkimizi  keseceğiz.' O zaman bunun sonuçlarını görelim, bunun adımlarını biz görmek  istiyoruz. ABD'den beklentimiz bu." diye konuştu.
 
Bir diğer konunun da FETÖ meselesi olduğunu aktaran Kalın, şunları  söyledi:
 
"15 Temmuz darbe girişimini yapmış bir terör örgütünün hala Amerika  Birleşik Devletleri'nde ele başından operative düzeydeki diğer elemanlarına kadar  bu kadar rahat edebilmesi orada bir melce bulması kabul edilebilir bir şey değil.  Bu tersinden olsaydı, Amerika'da böyle girişim yapmış, Amerikan devletine karşı  bir darbe girişiminde bulunmuş bir örgüt ve onun temsilcileri, liderleri  operativeleri Türkiye'ye gelip şu veya bu gerekçeyle Türkiye'de yaşasalardı ve  biz de ne yapalım, ifade özgürlüğü var, sığınma özgürlüğü var bunları size  veremeyiz, bunları tutuklayamayız, bunları gözaltı yapamayız vesaire deseydik  Amerika Birleşik Devletleri'nin bize tavrı ne olurdu? Elbette bunu kabul edilemez  bulurlardı. Biz de gene burada son derece haklı ve meşru taleple bunları ifade  ediyoruz. Beklentimiz, tabii ki FETÖ'nün ele başından diğer elemanlarına kadar  hepsiyle ilgili Türkiye'nin hukuk çerçevesinde yaptığı taleplerinin  karşılanması."
 
Türkiye-Almanya ilişkileri
 
"Ankara ile Berlin arasında bir yumuşama mı var?" şeklindeki soruya  ilişkin Kalın, "Umarız o yönde evrilir bu süreç." yanıtını verdi.
 
Kalın, Almanya'nın Düsseldorf kentinde PKK yandaşlarına polisin  müdahalesine değinerek, şunları söyledi:
 
"Dün Düsseldorf'ta polisin bu PKK paçavralarına müdahalesi olumlu bir  değerlendirme. Biz bununla yetinmiyoruz, onu söyleyeyim. Çünkü yani o paçavrayı  orada açana kadar müdahale etmeyip sadece orada kameraların önünde bir müdahale  yapılması akla başka sorular getiriyor. Bu kadar PKK'nın paravan örgütlerine siz  alan açacaksınız, orada örgütlenmesine, para toplamasına, propaganda yapmasına  izin vereceksiniz, bunu yapıyorlar maalesef şu anda. Alman devleti, Alman  istihbaratı bu örgütlerin, bu derneklerin vakıfların, kültür merkezlerinin  PKK'nın uzantıları olduğunu bilmiyor mu? Mümkün mü bilmemesi? Elbette biliyor.  Bunlara izin veriyorsunuz ama bir yürüyüşte, bir gösteride o da kaç aydır ilk  defa, bizim bu kadar telkinimizden, tazyikimizden, çağrılarımızdan sonra ilk defa  böyle bir müdahale yaptılar ki kendileri böyle bir kanun çıkarmışlardı, terör  örgütlerinin yasak flamaları, paçavraları gösterilemez vesaire diye, şimdi  müdahale ettiler, olumlu karşılıyoruz ama bunu yeterli bulmuyoruz. Terörle  mücadele noktasında Alman hükümetinin daha fazla adım atması gerekiyor. Sayın  Gabriel'in Sayın Dışişleri Bakanımızla Antalya'da buluşması güzel bir gelişme.  Biraz informal bir ortamda, zaten eski dostlukları da var onların, bu konuları  daha sakin kafayla ve soğukkanlı bir şekilde bir gelecek perspektifiyle ele almış  olmaları elbette memnuniyet verici."
 
Almanya'nın Avrupa'nın en önemli ülkelerinden biri olduğunu belirten  Kalın, bu ülkenin Avrupa Birliği'nin adeta lokomotif gücü olduğunu kaydederek,  "Biz Almanya ile iyi ilişkiler içinde olmak isteriz her zaman, 3 milyona yakın  vatandaşımız var orada bizim." dedi.
 
  
"Türkiye karşıtlığı üzerinden yürütülen popülizm şu anda Avrupa  siyasetini zehirliyor"
 
Almanya ile problemleri Türkiye'nin başlatmadığını belirten Kalın,  şöyle devam etti:
 
"Bu süreci onlar başlattı. Bizim Bakanlarımıza, vekillerimize bu  yasakları onlar getirdiler. Hiçbir şekilde meşruiyyeti olmayan yaklaşımlarla,  gerekçelerle bunları yaptılar. Çünkü geçmişte bunun örnekleri var, başka  ülkelerden gelip orada siyasi propaganda yapanlar var, 'hayır' diyenlere alan  açılırken, 'evet' diyenlere neden alan açılmadı? Bu soruların cevabı yok  maalesef. Çok açık bir tavır aldılar orada ama referandum geçti, mayıs ayında  Sayın Cumhurbaşkanımız NATO zirvesi marjında biliyorsunuz Sayın Merkel ile  görüştü ve biz orada dedik ki yeni bir sayfa açalım, bunları geride bırakalım.  Fakat Alman seçimleri Eylül'de olduğu için onlar o sayfayı açamadılar. İç  siyasette bir Türkiye karşıtlığı, bir Erdoğan obsesyonu üzerinden siyaset yapıp  oy toplamaya çalıştılar. Bence temelde Avrupa siyasetinin ki Almanya siyaseti de  buna dahil temel problemi bu. Türkiye karşıtlığı üzerinden yürütülen popülizm şu  anda Avrupa siyasetini zehirliyor. Umarım bunun farkına varırlar. Bu tür popülist  politikalarla aşırı sağ akımları, ırkçı akımları merkeze taşımaktan vazgeçerler.  Bu, inanın Türkiye-Almanya ilişkileri, Türkiye-Avrupa ilişkilerinden çok daha  hayati bir konudur. Avrupa'nın geleceği açısından çok endişe verici bir durumdur.  Ben Avrupa'da aklı başında, aklı selim sahibi siyasilerin, kanaat önderlerinin,  liderlerin bu konuyu böyle gördüğünü biliyorum. Konuşmalarımızda bunu ifade  ediyorlar. Burada Türkiye karşıtlığı, Erdoğan karşıtlığı yapmak yerine daha  global bir bakış açısıyla Türkiye'nin Avrupa açısından neden vazgeçilmez bir  partner olduğunu kavramaları, sadece bölge siyaseti açısından değil Avrupa'nın  geleceği açısından da büyük hayati önemdedir."
 
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suudi  Arabistan'daki son gelişmelere ilişkin, "Umarız Suudi Arabistan'ın istikrarına,  barışına, refahına katkı sağlayacak bir süreç yaşanır." dedi. 
 
İbrahim Kalın, NTV'de canlı yayında yaptığı konuşmada Suudi  Arabistan'daki son gelişmeleri değerlendirdi.
 
Suudi Arabistan yönetiminin yeni kararlarının kendi tasarrufları,  kendi iç işleri meselesi olduğunu kaydeden Kalın, "Kralın bir fermanıyla bu  değişiklikler yapıldı. Tabii eski bazı bakanların ve prenslerin tutuklandığı  haberleri de geldi, bu yolsuzlukla mücadele vesaire kapsamında. Herhalde  önümüzdeki günlerde detaylar biraz daha netleştikçe biz de tabloyla ilgili daha  net şeyler söyleyebiliriz." ifadelerini kullandı.
 
Suudi Arabistan'ın bir dönüşüm sürecinden geçmeye çalıştığını kaydeden  Kalın, şöyle devam etti:
 
"Büyük fotoğrafa baktığımız zaman, kısa vadede bu tür hadiseler hemen  sıcak gündem başlığı oluşturuyor ama şimdi mesela aslında bir tür sosyal devrimin  yapı taşlarını mı acaba oluşturmaya çalışıyorlar diye ben öyle okumaya  çalışıyorum olup biteni. Kadınlara araba kullanma hakkı verilmesi meselesi daha  önce de gündem olup hayata geçirilememiş bir konuydu mesela. Şimdi bununla ilgili  bir karar alındı ama 2018'de uygulamaya geçecek. Şimdi tepkiler ne durumda, ona  bir bakmak lazım. Tabii bir dünyaya açık bir İslam anlayışı esas alınmaya  çalışılıyor. Bu tabii Suudi Arabistan'ın bu Vehhabilikle, Selefi hareketlerle  olan uzun geçmişi dikkate alındığında o toplum açısından da önemli bir sorun.  Üzerine gitmek istedikleri bir mesele olduğunu biliyorum. Çünkü şu algıdan  rahatsızlar; dünyadaki bütün bu radikal Selefi, Vehhabi hareketler bir şekilde  Suudi Arabistan'dan besleniyor, destekleniyor, bunlar doğru da olabilir ama o  zihniyet yapısı nasıl değişecek, bununla ilgili birtakım adımlar atmaya  çalışıyorlar. Bir tarafta tabii yeni bir Kral ve sonrasıyla ilgili birtakım  siyasi düzenlemeler yapılıyor. Bir 2030 vizyonu var, ekonomik olarak bir vizyon  ortaya koymaya çalışıyorlar. Yani petrole bağımlı olmayan bir ekonomik model  üzerinden Suudi Arabistan'ı geleceğe taşımaya çalışıyorlar. Böyle bir sürü  konuları var."
 
Bütün bu gelişmeler içinde Suudi Arabistan'daki olayların  değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Kalın, "Umarız Suudi Arabistan'ın  istikrarına, barışına, refahına katkı sağlayacak bir süreç yaşanır burada. Bizim  için bölgedeki önemli ülkelerden birisi Suudi Arabistan." dedi.
 
"Türkiye, dünyada en hızlı büyüyen üçüncü ülke"
 
Soru üzerine enflasyon rakamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan  Kalın, şöyle dedi:
 
"İlk çeyrek ve ikinci çeyrekte yüzde 5'in üzerinde bir büyüme oranı  yakaladık. Yıl sonuna doğru üçüncü ve dördüncü çeyrekte de beklenti bunun biraz  daha yüksek, 6, 7'lere doğru çıkacağı şeklinde. Bu baktığımız zaman Avrupa'daki  büyüme oranları yüzde 2-2,5 civarında ortalaması. Şu anda Türkiye, dünyada en  hızlı büyüyen üçüncü ülke, Çin ve Hindistan'dan sonra. Büyüme oranları açısından  aslında iyi bir noktadayız. Tekrar o ivmeyi yakaladığımızı gösteriyoruz bütün  çevremizde yaşanan sıkıntılara, finansal piyasalardaki hareketliliğe rağmen.  Enflasyon oranı beklenin biraz üstünde çıktı. Bunun düşürülmesi için ilgili  birimlerimiz, Merkez Bankası, ekonomi birimlerimiz hepsi el birliği içinde bir  gayretin, çalışmanın içerisindeler. İşsizlik oranları beklenenin biraz üstünde  çıktı. Bunun tekrar tek hanelere çekilmesi için bildiğiniz gibi yoğun bir  istihdam kampanyası başlatıldı. Fakat buna rağmen geçtiğimiz bir buçuk yıl,  temmuzdan bugüne bir buçuk milyondan fazla istihdam yaratıldı Türkiye'de. Bu çok  ciddi bir rakamdır. Tabii istihdama katılım oranı da yüksek Türkiye'nin genç bir  nüfusu var, nüfusumuz artıyor. Bu ihtiyaçları karşılayacak adımlar da atılıyor.  Zaman zaman şunu özellikle söylemek istiyorum; bir tür finansal operasyonların  yapıldığını, birtakım asılsız haberler üzerinden piyasaların dalgalandırılmaya  çalışıldığını görüyoruz. Mesela geçtiğimiz hafta bizzat o kurumlar tarafından  yalanlanan birtakım haberler servis edildi Türkiye'yle ilgili. Yaptırım geliyor,  şu olacak bu olacak gibi. Bunlar saman alevi gibi gelip geçiyor ama kendilerince  deniyorlar, buradan bir darbe, darbe derken bir zarar verebilir miyiz anlamında.  Bunlara karşı tabii hamdolsun bizim piyasalarımız, ekonomi birimlerimiz  dayanıklılığını birçok defa test etti. Bunu daha da güçlendireceğiz."
 
Dolayısıyla ekonomiyle ilgili küresel hareketlerden etkilenmemenin  mümkün olmadığını kaydeden Kalın, mukayeseli olarak bakıldığında şu anda Türk  ekonomisinin çok daha iyi bir noktada olduğunu vurguladı.
 
"Gündemimizde bir erken seçim yok"
 
Kalın, erken seçim konusunun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu  tarafından zaman zaman gündeme getirildiğini hatırlatarak, şöyle dedi:
 
"Erken seçim meselesini falan ana muhalefet lideri zaman zaman gündeme  getirip işte 'hodri meydan' vesaire diyor. Bunlar da piyasaları olumsuz yönde  etkileyen şeyler. Biz defalarca söyledik. Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız  ifade ettiler. Gündemimizde bir erken seçim yok. Önümüzdeki 2019 yılında  yapılacak seçimlerin tarihleri bellidir. Buradan böyle hadi erken seçim, hadi  buyurun, hodri meydan vesaire deyip bir, biz kimseyi sunni gündemle yormak  istemiyoruz, vatandaşı. Piyasaları böyle bir belirsizliğin içine sokmayı asla  istemiyoruz ama şunu da söyleyeyim sayın ana muhalefet lideri 16 Nisan  Referandumu da dahil olmak üzere katıldığı 8 tane seçimi kaybetmiş bir siyasi.  Şimdi hodri meydan, hadi buyurun erken seçime gidelim diyerek ne kazanacak 9.  seçimde? Açıkçası ben merak ediyorum. Milletin bu konudaki beklentisi neyse,  tabii ki nihai karar Meclis'indir bu konuda. Bize sorulduğu zaman ne Hükümetin  gündeminde böyle bir şey var ne de milletin gündeminde böyle bir şey var.  Dolayısıyla bunu kayda geçirmek açısından onu ifade etmek isterim."