Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: 14 Aralık'taki görüşme seyri değiştirdi!

AA |  24 Aralık 2018 Pazartesi - 18:40 | Son Güncelleme : 25 12 2018 - 1:48

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD'nin Suriye'den çekilme kararıyla ilgili açıklama yaptı. Kalın, "Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump'ın 14 Aralık'taki konuşması seyri değiştirdi" dedi.

İbrahim Kalın: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daveti üzerine ABD Başkanı Trump'ın, 2019 yılı içerisinde Türkiye'yi ziyaret edeceğini bildirdi.


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "İdlib  bölgesinde 12 askeri gözlem noktamız bulunmaktadır. İdlib anlaşması çerçevesinde  de buradaki askeri mevcudiyetimizi tahkim etmeye devam ediyoruz. Oradaki  askerlerimiz de kalmaya devam edecekler. Böylece yerel unsunlarla birlikte İdlib  civarında güvenliği ve istikrarı sağlayacaklar." dedi. 
 
Kalın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın  ardından açıklamalarda bulundu.
 
Toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir takdim konuşması yaptığını ve  bakanlara ilgili konularda icraatlarının takibiyle ilgili gerekli hatırlatmaları  yaptığını, konuları, projeleri takip edeceğini kayda geçirdiğini aktaran Kalın,  güvenlik noktasında Türkiye'nin her cephede güvenliğini sağlamasıyla ilgili  çalışmaların ilgili birimler tarafından sürdürüldüğünü bildirdi.
 
Kalın, iç ve dış güvenliğin sağlanması amacıyla İçişleri Bakanlığı,  Dışişleri Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Milli Savunma Bakanlığı, Türk  Silahlı Kuvvetlerinin her an teyakkuz halinde çalışmalarını özverili bir şekilde  devam ettirdiğini söyledi.
 
"BİZ HEM SAHADA HEM MASADA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
  
Suriye'de son gelişmeler çerçevesinde sınır hattında önemli  hareketlilikler olduğuna işaret eden Kalın, "Biz hem sahada hem masada olmaya  devam edeceğiz." ifadesini kullandı.
 
Türk dış politikasının ve güvenlik siyasetinin en temel ilkesinin bu  olduğunu belirten Kalın, eş zamanlı olarak sahada olmaya devam edeceklerini, bunu  Suriye örneğinde, Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı Harekatında, Cerablus,  Afrin, İdlib'de ve diğer bütün alanlarda gösterdiklerini dile getirdi.
 
Bunun masadaki neticelerini almaya başladıklarını vurgulayan Kalın,  şunları kaydetti:
 
"ABD'nin Suriye'den çekilme kararının oluşma sürecinde sayın  Cumhurbaşkanımızın gösterdiği liderlik, izlediği diplomasinin çok belirleyici  rolü olduğunu herkes ifade etmekte, teslim etmektedir. Bunu vurgulamak isteriz.  Zira 14 Aralık günü yapılan telefon görüşmesi bütün bu sürecin seyrini değiştiren  önemli bir karara vesile olmuştur. 18 Aralık'ta ABD'nin Suriye'den çekilme süreci  başladı. Bu sahadaki birçok dengenin yeniden değerlendirilmesini, yeni unsurların  müzakeresinin yapılmasını da zorunlu kılmaktadır. Şu anda bu yöndeki  çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor."
 
DEAŞ İLE MÜCADELE
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon  görüşmesinde bu konuların ele alındığını anımsatan Kalın, şöyle devam etti:
 
"DEAŞ ile mücadelede herhangi bir zafiyetin, sektenin, yavaşlamanın  olmayacağının altını çizmek isteriz. Bazı çevrelerde, ABD'nin Suriye'den  çekilmesiyle DEAŞ'ın kendine yeni bir hayat alanı bulacağı yönünde  spekülasyonların yapıldığını görüyoruz. Biz, DEAŞ ile mücadele uluslararası  koalisyonun bir üyesi olarak böyle bir şeye ne Suriye ne Irak sahasında ne  Türkiye topraklarında ne de bir başka bir yerde müsaade etmeyeceğimizi tekrar  ifade etmek isteriz. Bu terör örgütüyle bugüne kadar en yoğun ve kararlı  mücadeleyi veren ülkenin Türkiye olduğunun da altını bir kez daha çizmek isteriz.
 
Fırat Kalkanı Harekatında hemen sınırımızda bulunan 3 binden fazla  DEAŞ'lı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Fırat Kalkanı Harekatı çerçevesinde  etkisiz hale getirilmişti. Hamdolsun o günden bugüne kadar da Cerablus-El Bab  hattında tek bir DEAŞ unsuru dahi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Afrin bölgesinde  de DEAŞ unsurlarına hiçbir şekilde rastlanılmamaktadır. Bu da Türkiye'nin  izlediği politikanın ve uyguladığı stratejinin somut bir göstergesidir. Bundan  sonra Münbiç'te, Rakka'da, Deyruz Zor'da ve başka yerlerde DEAŞ ile mücadele söz  konusu olduğunda Türkiye aynı kararlılığı bundan sonra da gösterecektir. Nitekim  içeride ve dışarda zaman zaman yapılan operasyonlarda bunun somut adımlarla da  örneklendiğini görüyoruz."
 
Bugün eylem hazırlığında bir DEAŞ hücresinin çökertilmesinin bunun  önemli örneklerinden bir tanesi olduğuna işaret eden Kalın, Heyet Tahrir el-Şam  grubuna ait olduğu, daha önce Reina saldırısını yapan kişiyle iltisaklı olduğu  tespit edilen bir hücrenin eyleme geçmeden çökertilmesinin başarıyla temin  edildiğini dile getirdi.
 
Kalın, bunun sadece muhtemel bu tür saldırılara karşı değil, ön alıcı  bir şekilde her alanda bu mücadelenin devam edeceğini gösterdiğine dikkati çekti.
 
"ZİRVENİN SOMUT NETİCELERİNDEN BİR TANESİNİ GÖRDÜK"
 
Türkiye'nin PKK/YPG/PYD terörüyle mücadelesinin kararlı bir şekilde  devam edeceğinin altını çizen Kalın, terör örgütlerinin nefes almaması için  çalışmaların kararlı ve koordinasyon içerisinde süreceğini yineledi.
 
Suriye bağlamında Türkiye'nin hem Cenevre hem de Astana sürecinin  birer üyesi olarak Suriye krizinin diplomatik yollarla çözümü için çaba sarf  ettiğine değinen Kalın, "Cumhurbaşkanımızın liderliği ile hız kazanan Astana  sürecinin önemli neticelerinden bir tanesi de anayasa komisyonunun kurulması  olmuştur. Burada 27 Ekim'de İstanbul'da yapılan Dörtlü Zirve'de alınan önemli  kararlardan bir tanesi de yıl sonundan önce Anayasa Komisyonunun kurulmasıydı. Bu  geçen hafta itibarıyla temin edilmiş oldu. Dolayısıyla o zirvenin somut  neticelerinden bir tanesini de burada gördük. Bu, Suriye kriziyle ilgili siyasi,  diplomatik süreçlerin hızlandırılmasına çok ciddi katkı sağlayacaktır." şeklinde  konuştu.
 
"İHLAL SAYISI 600'Ü AŞTI"
 
İdlib ateşkesinin kalıcı hale gelmesi için atılan adımların semeresini  vermeye başladığını aktaran Kalın, şu anda İdlib'de görece bir sakinliğin  olduğunun ifade edilebileceğini anlattı.
 
"Rejimin sık sık ihlaller yaptığını hatta son dönemde ihlal sayısının  600'ü aştığını kayda geçirmek isteriz." diyen İbrahim Kalın, sözlerini şöyle  sürdürdü:
 
"Bu tür provokatif eylemlerle İdlib anlaşmasını ihlal eden rejimin  amacının ne olduğu bellidir ama ne Türkiye ne de bölgedeki diğer yerel unsurların  bu provokasyonlara gelmesi elbette söz konusu değil. İdlib ateşkes mutabakatı  çerçevesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye devam edeceğiz. İdlib  bölgesinde 12 askeri gözlem noktamız bulunmaktadır. İdlib anlaşması çerçevesinde  de buradaki askeri mevcudiyetimizi tahkim etmeye devam ediyoruz. Oradaki  askerlerimiz kalmaya tabii ki devam edecekler. Yerel unsurlarla birlikte İdlib  civarında güvenliği ve istikrarı sağlayacaklar. Bu çalışmalarına aralıksız bir  şekilde bundan sonra devam edecekler."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantıda, yaklaşmakta olan mahalli seçimler  çerçevesinde iki hususun açıklığa kavuşturulmasını gündeme getirdiğini aktaran  İbrahim Kalın, "Seçim güvenliği ile ilgili herhangi bir tereddüde, boşluğa mahal  vermeyecek şekilde gerekli tüm tedbirlerin alınması, bununla ilgili İçişleri  Bakanlığımız başta olmak üzere çalışmalarını yoğunlaştırarak devam edecekler.  İkincisi de ekonomik istikrar ve güven ortamını teminat altına alan adımların  bundan sonra da atılmaya devam edileceği konusu." diye konuştu.
 
Son dönemde ekonomi birimlerinin aldığı kararlar çerçevesinde güven ve  istikrarın güçlü bir şekilde yeniden kazanıldığını vurgulayan Kalın, "Piyasalarda  belli bir sakinleşmenin ve olumlu manada bir hareketliliğin başladığını  görüyoruz." ifadesini kullandı.
 
"Türk ekonomisi çöküyor, uçuruma doğru gidiyor" şeklindeki spekülatif  haberlerin bir karşılığının olmadığının bu şekilde teyit edildiğini ifade eden  İbrahim Kalın, 2018'i kapatıp 2019'u karşılarken aynı kararlılıkla ekonomi  politikalarını sürdürmeye devam edeceklerini açıkladı.
 
"BUNLARA TEPKİSİZ KALMAMIZ SÖZ KONUSU OLAMAZ"
 
Doğu Akdeniz'de "Uluslarası hukuktan kaynaklanan haklarımızı ihlal  eden fiili durumların yaratılmasına bugüne kadar müsade etmedik, bundan sonra da  etmeyeceğiz" diyen Kalın, şunları kaydetti:
 
"Bunu ilgili bütün taraflara buradan bir kez daha duyurmak isteriz.  Bizim amacımız, Doğu Akdeniz'i bir barış gölü, barış denizi haline getirmek.  Oradan çıkan, çıkacak olan doğal kaynakları hem kuzey, hem güney Kıbrıslıların,  ayrıca bu bölgeye komşu olan ülkelerin Mısır'dan Lübnan'a, Türkiye'ye kadar adil  bir şekilde paylaşımının sağlanması ve bu kaynakların bir çatışma, gerilim unsuru  değil, tam tersine bir paylaşım ve zenginlik unsuru haline gelmesini sağlamaktır.  Bizim perspektifimiz Doğu Akdeniz'de bu tür gerilimlerin yaşanmamasıdır. Fakat  bizim hukukumuzu ihlal eden, fiili durum yaratmayı amaçlayan adımlar atıldığı  zaman da elbette bunlara tepkisiz kalmamız söz konusu olamaz."
 
Türkiye'nin doğal gaz, petrol arama çalışmaları, sondaj çalışmalarına  devam edeceğinin altını çizen İbrahim Kalın, Kıbrıs Türk'ünün hak ve hukukunu her  platformda savunmaya edeceklerini yineledi.
 
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik  ifadelerini hatırlatan Kalın, "Kendi ülkesinde yolsuzluk suçlamalarıyla bunalmış  olan İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Cumhurbaşkanımıza saldırması, Türk Silahlı  Kuvvetlerine dil uzatmaya kalkması belki anlaşılır bir durumdur. Dikkati  dağıtmak, gündemi başka yöne çekmek, kendi iç sıkıntılarından ve belalardan  kurtulmak için böyle bir yola başvurmak belki onun için bir geçici yol olabilir."  şeklinde konuştu.
 
"NETANYAHU'NUN GİZLİ BİR PKK SEMPATİZANLIĞI MI VAR?"
 
Netanyahu'nun başbakanlığı döneminde 3 binden fazla Filistinlinin  hayatını kaybettiğini, bunların 700'den fazlasını çocuklar ve kadınların  oluşturduğuna işaret eden İbrahim Kalın, şöyle devam etti:
 
"Öncelikle Netanyahu bunun hesabını vermelidir. Netanyahu'nun gizli  bir PKK sempatizanlığı mı var? Ne zaman Türkiye terör örgütlerine karşı bir  operasyon yapsa Suriye'de, Irak'ta, ses bir bakıyorsun İsrail'den, İsrail  Başbakanının ofisinden geliyor. Onları rahatsız eden, bu terör eylemlerine karşı  bizim yaptığımız meşru müdafaa harekatları mıdır? Acaba PKK terör örgütüyle  İsrail hükümetinin, Başbakanının başka gizli bir takım ilişkileri mi vardır?  Bunların aydınlatılması için bu soruların onlara sorulması gerekir. Türkiye  terörle mücadelede en kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir. Bunun için  ne İsrail'den, ne bir başka ülkeden zaten izin alması, onay alması diye bir şey  söz konusu değil."
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili Netanyahu'nun kullandığı  ifadelere ilişkin olarak Kalın, "Modern siyasi tarihe geçmiş bir lider olarak  Cumhurbaşkanımızın adalet konusunda, mazlumlara sahip çıkma konusunda,  mağdurların yardımına koşma konusundaki sicili hamdolsun ortadadır. Bunu, dünyada  yüz milyonlarca insan takdirle izlemektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun  Afrikasından Latin Amerikasına, mağdur, mazlum bir insan başını kaldırdığında  Türkiye'ye bakmakta, Türkiye de liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'a bakmaktadır.  Acaba kaç kişi İsrail siyasetinde bir makama mazhar olabilir, Netanyahu böyle bir  şeyi acaba hayal bile edebilir mi? Öncelikle bunları kendilerine sorması  gerekiyor." yorumunu yaptı.
 
İsrail'deki erken seçim kararını da anımsatan İbrahim Kalın, "İsrail  halkının takdiridir tabii ki göreceğiz bu seçim sürecinin nasıl şekilleneceğini  ama Türkiye Cumhuriyeti olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olarak, Türk  Silahlı Kuvvetleri olarak alnımız ak bir şekilde biz terörün her türüne karşı  mücadeleyi bundan sonra da kararlı bir şekilde yürüteceğimizi ifade etmek  isterim." şeklinde konuştu.
 
Bir gazetecinin "ABD, Suriye'den askerlerini çekme kararı aldı. İlk  operasyon Münbiç'e mi olacak? Fırat'ın Doğusu gündemdeydi ama Münbiç noktası şu  anda önem kazanmışa benziyor. Münbiç'te ABD askerleri ile devriye faaliyetleri  devam ediyordu. Bu devriye faaliyetleri ABD'nin askerlerini çektikten sonra bitti  diyebilir miyiz?" şeklindeki sorusu üzerine Kalın, söz konusu kararla birlikte  sahada birçok unsurun yeniden değerlendirilmek durumunda olduğunu, dinamik bir  sürecin bulunduğunu bildirdi.
 
Kalın, "Bu hafta bir Amerikan askeri heyeti Türkiye'ye gelecek ve Türk  mevkidaşlarıyla konunun koordinasyonunu konuşacaklar. Son iki telefon  görüşmesinde, Erdoğan ile Trump'ın üzerinde mutabık kaldığı konu, bu  koordinasyonun çok hızlı bir şekilde başlatılması yönünde. Benim de John Bolton  ile yaptığım 3-4 telefon görüşmesinde bunun altını çizdik ve önümüzde bir takvim  var şimdi. Tarih kesinleştikçe sizlerle bunu paylaşacağız." diye konuştu.
 
Askeri koordinasyon, yani çekilme planının koordinasyonu yapılırken  sahada boşluk olmaması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gerekli talimatları Milli  Savunma Bakanlığına, Silahlı Kuvvetlere, Milli İstihbarat Teşkilatı'na verdiğini  aktaran Kalın, çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
 
"Münbiç ile ilgili üzerinde mutabık kalınan bir yol haritası vardı,  gecikmeli de olsa bu hayata geçmeye başlamıştı." diyen Kalın, bunun dışında bir  durumun henüz söz konusu olmadığını vurgulayarak, "ABD'lilerin bu çekilme planı  çerçevesinde bunun nasıl şekilleneceğini de bu hafta yapılacak koordinasyon  toplantılarında ilgili makamlarımız ele alacaklar." şeklinde konuştu.
 
Bazılarının ABD'nin çekilmesiyle "DEAŞ'a gün doğdu, burada bir boşluk  oluşacak. ABD müttefiklerini açıkta bıraktı" gibi yorumlar yaptığını hatırlatan  Kalın, şöyle devam etti:
 
"DEAŞ'la mücadelede herhangi bir geri adım, zafiyet, duraklama,  yavaşlama asla söz konusu değildir. Biz nasıl daha önceki DEAŞ unsurlarıyla  farklı yerlerde mücadele ettiysek bundan sonra da aynı kararlılıkla bu mücadeleyi  sürdüreceğiz. Burada tabii ki koalisyonun bir parçası koalisyonun desteğiyle ve  yerel unsurları da devreye katarak bu çalışmalar yürütülecek. Yani gerek yerel  güçler, gerek Özgür Suriye Ordusu, gerek koalisyonun sağlayacağı diğer  desteklerle bu mücadele devam edecek. Bu koordinasyonu yaparken tabii ki Rusya  Federasyonu ile de yakın bir çalışma takvimi içerisine gireceğiz. Zaten Astana  süreci bağlamında bu çalışmalar devam ediyordu. Fakat şimdi ortaya çıkan bu yeni  dinamikler ışığında Rusya Federasyonu ile bir koordinasyon çalışması da  başlatılacak, devam edenlere ilave olarak söylüyorum, yani Fırat'ın doğusunda.  Dolayısıyla burada herhangi bir boşluğun söz konusu olmaması için biz gerekli  bütün adımları atacağız ve göreceksiniz orada Türkiye Cumhuriyeti üzerine düşen  sorumluluğu yerine getirdiği gibi yerel halkın güvenliğini sağlamak için de  gerekli adımları atacak."
 
Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Biz oraya PKK/PYD/YPG gibi terör  örgütlerinin DEAŞ gibi terör örgütlerinin zulmüne karşı Kürdüyle Türküyle  Türkmeniyle Arabıyla Sünnisiyle Müslümanıyla Hristiyanıyla bütün Suriyelilere  özgürlük götürmek, onların güvenliğini sağlamak için gidiyoruz." sözlerini  aktaran Kalın, burada zaman zaman "Türkiye gelecek Suriye Kürtlerine savaş  açacak" gibi bir takım propagandist ifadelerin kullanıldığını dile getirdi.
 
İbrahim Kalın, "Tam tersine biz terör örgütü PKK ile Kürtleri  birbirinden net bir şekilde ayrıştırıyoruz. Kürtlerin bir terör örgütü ile  birlikte anılmasını Kürt halkına bir saygısızlık olarak addederiz." dedi.
 
Milyonlarca Kürt vatandaşının bu ülkede barış içinde yaşadığını,  hukukun kuralları içerisinde eşit vatandaş olarak hayatlarını sürdürdüğünü,  parlamentoda temsil edildiğini ve dilini konuştuğunu anlatan Kalın, bu noktada  özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kürt vatandaşlarına ve bölge Kürtlerine dönük  politikasını bir defa daha hatırlamakta fayda olduğuna işaret etti.
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, şöyle konuştu:
 
"2010, 2011 yıllarında yani Suriye savaşı başlamadan hemen önce Sayın  Cumhurbaşkanımızın Esed ile konuştuğu konulardan bir tanesi de Suriye Kürtlerinin  temel hak ve hukuklarının tanınması idi. Daha dünya Suriye Kürtlerinin  varlığından haberdar olmadan, daha kimse Kobani kelimesini daha duymadan, YPG/PYD  gibi terör örgütleri henüz palazlanmadan önce, DEAŞ gibi terör örgütleri  Suriye'ye girmeden çok önce Cumhurbaşkanımız, Suriye Kürtlerine kimlik  kartlarının verilmesi, seyahat etmelerine izin verilmesi, oradaki Kürt  bölgelerindeki ekonomik durumun iyileştirilmesi gibi konularda Şam yönetimi  nezdinde girişimlerde bulunmuş bir liderdir.
 
Bizim aynı şekilde Irak Kürtleri ile ilişkilerimiz de ortadadır.  Dolayısıyla buradan 'Suriye Kürtleri Türkiye'nin hışmına uğrayacak, yalnız  kaldılar, Türk Ordusu gelecek orayı yakacak, yıkacak' gibi aslı astarı olmayan  gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi olmayan propagandaya lütfen kimse itibar  etmesin. Tam tersine Afrin'de olduğu gibi Cerablus ve bölgedeki diğer Kürtlerin  de bulunduğu küçük yerleşim birimlerinde olduğu gibi biz Suriye Kürtlerine teröre  bulaşmadıkları müddetçe kardeşlerimiz gözüyle bakıyoruz. Bütün bölge Kürtlerine  yaklaşım tarzımız budur. Bunda herhangi bir değişiklik söz konusu olmayacaktır."
 
"DÜNYAYI BAŞLARINA DAR EDERİZ"
 
Kalın, "Rusya Dışışleri Bakanı Lavrov'un bir açıklaması var; Türk  askerlerinin İdlib'deki varlığı hususunda Suriye hükümeti ile mutabakat sağlandı  diye. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?" sorusuna karşılık, bu mutabakatı İdlib  Anlaşması çerçevesinde daha önce zaten Rusya ve İran ile yaptıklarını anımsattı.
 
Üç garantör ülke olarak bu mutabakatın zaten sağlandığına dikkati  çeken Kalın, "Şimdi onlar, Suriye rejimi ile yürüttükleri müzakerenin  tamamlandığını ilan etmiş oluyorlar. Bizim askerlerimiz zaten oradalar. 12 askeri  gözlem noktası orada. Askerlerimizin her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. İhtiyaca  göre sayı, lojistik destek anlamında takviyeleri, tahkimatları yapılıyor. Şu ana  kadar zaten bir saldırı, sıkıntı söz konusu olmadı. Bunun aynen böyle devam  etmesi için de biz her tür tedbiri almış durumdayız. Zaten rejimin böyle bir şeye  cesaret yahut tevessül etmesi söz konusu bile olamaz. Yani bizim askerimize dönük  herhangi bir saldırı, operasyonda bulunması halinde dünyayı onların başlarına dar  ederiz. Bunu da bildikleri için ayrıca İdlib Anlaşması çerçevesinde de böyle bir  şeyin söz konusu olmayacağını bir defa daha kayda geçirmek isterim." şeklinde  konuştu
 
"SÜRECİ TAKİP EDECEĞİZ"
 
Bir gazetecinin "Ocak 2019'da YSK Başkanı ve 5 üyenin görev süresi  doluyor. AK Parti bu konuda Torba Yasa'da bir teklif verdi görev sürelerinin 1  yıl uzatılmasıyla ilgili, bu muhalefetten tepki gördü. Seçim Kanunu'na aykırı  tartışmaları da var ancak 1 yıl sonra uygulanabilir tartışması var." şeklindeki  sözlerine ilişkin değerlendirme yapması istenen Kalın, konunun Meclis'in  takdirinde olduğunu belirtti.
 
İbrahim Kalın, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Sorduğunuz için cevap vereyim, arkadaşlar bununla ilgili bir gerekçe  de hazırlamışlar. Anayasa'nın 79. maddesinde bir hüküm var, seçimlerin düzen  içinde yapılması diye ifade ediliyor. Buna göre seçimlere az bir süre kala, 1 ay,  2 ay, 3 ay gibi bir süre kala bir değişikliğin seçimlerin düzenli bir şekilde  güven içinde yapılmasına olumsuz etki yapma ihtimaline binaen bunun YSK  üyelerinin süresinin uzatılması öngörülebiliyor. Meclis'e bir teklif olarak bu  getiriliyor, Meclis'te kabul edilmesi halinde de uygulanabiliyor. Geçmişte bunun  örnekleri de var. Yanlış hatırlamıyorsam 1999, 2000 seçimlerinde benzer  uygulamalar yapılmış hatta o zaman CHP'nin de içinde olduğu partilerin teklifiyle  bu tür uzatmalar yapılmış. Yani bunu seçimlere gölge düşürecek, seçimlerle ilgili  şüphe yaratacak bir konu gibi takdim etmek gerçekten doğru bir yaklaşım olmaz.  Zannediyorum komisyona sunuldu. Meclis'in vereceği karar çerçevesinde de biz de o  süreci takip edeceğiz."
 
Bir gazetecinin, ABD'nin Suriye'den çekilme kararının ardından Türkiye  ile arasındaki koordinasyonun sadece askeri anlamda olup olmayacağına yönelik  sorusu üzerine Kalın, bu koordinasyonun sadece askeri birimlerle sınırlı  olmadığını, Dışişleri, istihbarat ve kendi mevkidaşlarıyla da yapacakları  koordinasyon toplantılarının da olacağını aktardı.
 
Kalın, iki ülke arasında ilk planlanan koordinasyonun ise askerler  arasında yapılacak bir koordinasyon olduğunu belirterek, "Çekilme süreci artık  başlıyor. Bunu koordine etmek için nereden ne şekilde çıkacakları detay  çalışmaların yapılması önem arz ediyor. Bu çekilme devam ederken ki bu bizim  desteklediğimiz bir siyasi karardır, bunun nasıl olacağı, geride ne bırakılacağı,  verilen silahların ne yapılacağı toplanıp toplanmayacağı gibi konular da bu  müzakerelerin birer konusu olacaktır." diye konuştu.
 
8 Ocak'ta ABD'nin başkenti Washington'da bir koordinasyon  toplantısının yapılacağını hatırlatan Kalın, "Belki o tarihte Washington'dan  buraya misafirlerimiz gelecek aynı koordinasyon çerçevesinde. Önümüzdeki  haftalarda hepimiz yoğun bir trafik göreceğiz." ifadelerini kullandı.
 
"14 ARALIK TARİHİ GÖRÜŞMEYDİ"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump  arasındaki telefon görüşmesine de değinen Kalın, şu değerlendirmede bulundu:
 
"14 Aralık'taki telefon görüşmesi tarihi bir görüşmeydi. Sayın  Cumhurbaşkanımızın birçok kere söylediği hususun artık burada bir siyasi direktif  ya da talimat haline gelmiş olması son derece önemli. Cumhurbaşkanımız, şunu açık  ve net şekilde iletti; DEAŞ'ı yenmek, bu bölgeden temizlemek için Türkiye ve ABD  olarak bizim PYD/YPG terör örgütüne ihtiyacımız yok. Biz bunu Türkiye ve ABD  olarak yapabiliriz, bölgeyi istikrara kavuşturabiliriz. Böylece hem Suriye'nin  toprak bütünlüğü noktasında önemli bir adım atarız hem de ikili ilişkilerimizde  bir sorun haline gelen PYD/YPG/PKK meselesini de çözmüş oluruz. Bu teklif, yeni  değil daha önce de yapıldı ama ilk defa bu görüşmede bunun karşılık bulduğunu ve  bir talimata dönüştürüldüğünü gördük.
 
En son geçtiğimiz çarşamba gün boyu bizim mevkidaşlarımızla  görüşmelerimiz de devam etti. Bize çekilme kararının verildiğini, sistemin  harekete geçirildiğini bildirdiler. Akşam vakti açıklamalar geldi. Bu  mekanizmanın şimdi çalışmaya başlamış olması elbette 14 Aralık'taki telefon  görüşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın ikna edici argümanlarla Sayın (Donald)  Trump'ı bu karara sevk etmesinin bir neticesi. Şimdi bundan sonra yoğun bir  şekilde Suriye, terörle mücadele, Irak çekilme ve diğer bütün konularda  koordinasyon halinde çalışmaya devam edeceğiz."
 
TEK TİP ASKERLİK
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, tek tip askerlik konusundaki  düzenlemeye ilişkin çalışmaların ne aşamada olduğunun sorulmasına üzerine bugün  gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nda bununla ilgili bir sunum  yapılmadığını söyledi.
 
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile görüştüğünü aktaran Kalın,  "Kendileri bütün ilgili kurumlarımızla en iyi modeli inşa etmek için  çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar. Bana da çok fazla tüyo vermedi.  Açıkçası ben de çok kurcalamadım. Çalışma zaten tamamlandığında Cumhurbaşkanımıza  arz edilecek. Ben eminim, bütün ilgili birimler bu konuyu ciddi bir şekilde ele  alacak ve etraflı bir şekilde müzakere ettikleri için en uygun, en optimal  askerlik modelini mutlaka üreteceklerdir. Onu da beraber takip edeceğiz." diye  konuştu.
 
PATRIOTLARIN SATIŞI
 
Patriotların satışı konusunda ABD'den olumlu yönde haberlerin  gelmesinin Türkiye'nin S400 alımını etkileyip etkilemeyeceğine yönelik bir soruya  karşılık Kalın, şu değerlendirmeyi yaptı:
 
"Konu çok açık ve basit. Amerikan Savunma Bakanlığı'nın Türkiye'ye  patriotların satılabileceğine dair bir tavsiye ya da bilgilendirmesi kongreye  iletildi. Bu, şu anlama geliyor, Amerikan yönetimi Beyaz Saray patriotların  Türkiye'ye satılması ile ilgili sürecin başlamasının önünde bir engel olmadığını  ifade ediyor. Fakat belli bir miktarın üzerindeki silah satışları Amerika'da  kongre onayına tabidir. Bu da büyük bir proje olduğu için bunun da kongreye onay  için gitmesi gerekiyor.
 
Patriotların alınmasına biz kapıları kapatmış değiliz. Türkiye olarak  bunu değerlendirebiliriz, gelecek teklifin mahiyeti ve muhtevası önemli. Ortak  üretim, fiyat, teknoloji transferi, teslim süresi gibi başlıklar var. Bu 4-5  unsur etrafında yapılacak değerlendirmeler önemli. S400'lerle ilgili Türkiye en  iyi teklifi Rusya'dan aldığı için bu yola başvurdu. Eğer Amerikan tarafından  patriotlarla ilgili böyle bir Türkiye'yi tatmin edecek ve şartları yerine  getirecek bir teklif oluşturulursa Türkiye buna olumlu bakacaktır. Amerikan  yönetiminin, Trump yönetiminin bu konuyla ilgili olumlu bir kararının olduğunu  kayda geçirmesi açısından bu karar tabii ki önemli. Teklif geldikten ve biz  oturup anlaşmaya varmamız halinde bu karar yine kongreye gidecek. Bu kongre ayağı  olacak."
 
Patriotlarla ilgili ABD'den gelecek bu kararın S400 sürecini hiçbir  şekilde etkilemeyeceğinin altını çizen Kalın, S400'lerle ilgili sürecin  tamamlandığını, ilk bataryaların tesliminin Ekim 2019 gibi beklendiğini, bunları  birbirinin alternatifi olarak görmediklerini kaydetti.
 
İbrahim Kalın, Türkiye'nin sınırlarının son derece büyük olduğunu  vurgulayarak, "Sadece S400'lerle yetinmek durumunda değiliz. Güvenlik  ihtiyaçlarımız açısından biz patriotları da alıp kullanabiliriz. Bunlar  birbirinin alternatifi değil. İki paralel süreç olarak bunlar yürüyecektir."
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın 14  Aralık'taki görüşmesi hatırlatılarak, "Yüz yüze görüşme gündemde olacak mı?"  sorusunu İbrahim Kalın, şu şekilde yanıtladı:
 
"Tabii yüz yüze görüşmeler de olacak, 8 Ocak'ta bizden bir heyet  gidecek. Dışişleri Bakan Yardımcımızın başkanlığında Washington'da bir toplantı  yapılacak. Oradan buraya ziyaretler olacak. Sayın Trump ile Sayın  Cumhurbaşkanımızın bir yüz yüze görüşmesi hemen önümüzdeki birkaç hafta ya da  birkaç ay içerisinde planlanmıyor, fakat Sayın Cumhurbaşkanımız son telefon  görüşmesinde Sayın Trump'ı Türkiye'ye davet ettiler. O da memnuniyetle 2019 yılı  içerisinde mutlaka Türkiye'ye bir ziyaret yapacağını ifade etti. Şimdi tabii  bunun tarihi üzerinde çalışacağız ve bu ziyaretin 2019 yılı içinde gerçekleşmesi  memnuniyet verici bir gelişme olacaktır."
 
"SÜRECİ UZATTILAR"
 
Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump'ın görüşmesine  ilişkin, "Bu görüşmede ABD Başkanı Trump'ı böyle bir karar almaya iten neydi?  Görüşmede kırılma noktası ne oldu?" sorusu üzerine, şu değerlendirmede bulundu:
 
"Sayın Trump aslında göreve geldiğinden beri Türkiye ile ilişkiler  geliştirmek isteyen bir lider profili çizdi ve bunun için gayret de sarf etti.  Fakat bir şekilde Obama döneminden devralınan birtakım politikalar ve bunları  oluşturan ekipler eski yaklaşımın devam etmesi için epey bir baskı yaptılar.  Hatırlarsanız Trump, yaklaşık 6-7 ay önce 'DEAŞ artık yenilmiştir, DEAŞ devri  kapanmıştır' diye bir açıklama yapmıştı. Aslında bu açıklamanın arkasında yatan  ya da bir sonraki cümle şuydu; Amerika'nın Suriye'de bulunmasını meşru kılan  gerekçe artık ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla çekilelim ama hemen aynı o güvenlik  bürokrasisi harekete geçerek, 'Hayır DEAŞ tehdidi bitmedi, başka unsurlar da var  işte İran'a ve Rusya'ya karşı bir güç dengesi olmamız lazım. Suriye'den çıkarsak  buraları tamamen Rusya'ya ve İran'a bırakmış oluruz' gibi gerekçelerle bildiğiniz  gibi o süreci uzattılar."
 
DEAŞ ile mücadele konusunda, Afrin'de, Cerablus'ta ve İdlib'de müdahil  oldukları yerlerde güvenlik ve istikrarı bütün dünyaya gösterdiklerini vurgulayan  İbrahim Kalın, "Sayın Trump da bunu gördü. Bu süreçte bir Türkiye Cumhuriyeti'nin  hem askeri hem de diplomatik kabiliyetleri ile ilgili ikna sürecinin de  yaşandığını belki söylemek mümkün Amerikan tarafında ve yönetim tarafında...  Dolayısıyla Sayın Trump'ın bu kararında tabii ki Cumhurbaşkanımızın konuyu  ısrarla her görüşmede dile getirmesi etkili olmuştur. Bu argümanlarını çok açık  net bir şekilde ortaya koyması da son derece etkili olmuştur. Türkiye'nin hem  sahada hem de masada olacağı tezinin, stratejisinin en güzel örneklerinden  birisini teşkil ediyor. Bu aslında Tayyip Erdoğan siyasetinin, diplomasisinin en  önemli ilkelerinden birisi olarak kayda geçirilmesi gereken bir durum." şeklinde  konuştu.
 
"KABUL EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL"
 
Kalın, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen ile ilgili soruşturmanın  sorulması üzerine ise şöyle konuştu:
 
"Söylenen sözlerin kabul edilmesi mümkün değil. Bunların eleştiri veya  mizah adı altında hoş görülmesi de söz konusu bile değil. Bugün zannediyorum  Müjdat Gezen ifadesinde 'mizah yapıyordum kimseyi kast etmedim' gibi bir şey  demiş. Eğer maksat bu ise bu olmuş olsa bile bu böyle ifade edilmez. Yani kalkıp  şimdi ifadeleri okuduğunuz zaman 'işte birini ayağından asarlar, belki mahzenler  de zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşarlar,  işte kim Rusya'ya döndüyse iktidardan gitti' gibi ifadelerle bunlar bakın  Türkiye'deki mevcut iktidarı, yönetimi ve Cumhurbaşkanımızı eleştiri bağlamında  söylenen şeyler. Bunlar 1940'lı, 1950'li Türkiyesi ile ilgili bir tarih dersinde  söylenmiyor ya da Roma tarihinin bir dönemi ile ilgili söylenmiyor. Bugünün  Türkiyesiyle ilgili söylenmiş sözler."
 
Bu konuda savcılığın resen bir soruşturma başlattığını, Metin Akpınar  ile Müjdat Gezen'in bugün ifadelerinin alındığını anımsatan İbrahim Kalın, şöyle  devam etti:
 
"Soruşturmanın gerekçesi de 'Cumhurbaşkanı'na hakaret, darbeye çağrı  ve ölüm tehdidi', bunların her biri hem kişisel, hem kamu amme davası konusu  olabilecek mevzular. Keşke bu kişiler bizim çocukluğumuzun o masumiyet  dönemlerinde izlediğimiz filmlerde hatırladığımız kahramanlar olarak kalsalardı.  Keşke bu tür galiz ifadelerle bir Cumhurbaşkanı'nı 'belki iple sallandırılır,  belki bir mahzende ölür ve belki zehirlenir ölür' gibi galiz, hakikatten uzak,  sanatçılıkla da uzaktan yakından ilgisi olmayan lafları söylemeselerdi. Burada  dediğim gibi bunun mizahla ifade edilebilecek bir tarafı söz konusu değil. Bu tür  sözleri sarf eden kişiler sadece Cumhurbaşkanının şahsına hakaret etmiş  olmuyorlar, aynı zamanda ona oy veren, destek veren, gönül veren milyonlarca  insanın hür iradesine de saygısızlık ediyorlar. Bazı ifadeler Türkiye  Cumhuriyeti'nin demokratik yapısını, hukuk devleti ilkesini de yok sayan, ayaklar  altın alan bir yaklaşımı ifade ediyor."
 
RUSYA İLE TEMAS
 
"Rusya ile bir temas oldu mu? Askerlerin çekilmesi süreci ile ilgili  takvime ilişkin bir öngörü paylaşır mısınız?" şeklindeki soru üzerine Kalın,  "Rusya ile koordinasyon şu anda da yapılıyor, ağırlıklı olarak tabii ki İdlib  bölgesi bağlamında ama şimdi artık aynı koordinasyon bu yeni gelişmeler ışığında  diğer bölgelerle ilgili olarak da çalışılmaya başlanacak. Tabii daha henüz  operasyonel detaylar ortaya çıkmış değil. Bunlar konuşulacak, takvim dediğim gibi  önümüzdeki gün ve haftalarda şekillenecek. Ama ilk temasların kurulduğunu  söyleyebilirim, zaten sürekli temas haline tüm ilgili birimlerimiz,  Genelkurmayımız, istihbaratımız, Dışişleri Bakanlığımız ve bizler o şey devam  edecek.
 
Amerikalılar, 30 ile 60 bir takım rakamlar telafuz ettiler. Bunları  göreceğiz, bu biraz da sahadaki çekilme sürecinin koordinasyonuyla ilgili olacak.  O konuda biz Türkiye olarak üzerimize düşen görevi yapacağız, yapmaya devam  edeceğiz ki bölgede herhangi bir boşluk olmasın, o bölgeye terör örgütleri gelip  girmesin, sivil vatandaşlar herhangi bir zarar görmesinler. Bu hedef çerçevesinde  çalışmalarımızı sürdüreceğiz."

ETİKETLER