Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'dan önemli açıklamalar

01 Ocak 2020 Çarşamba - 13:30 | Son Güncelleme : 01 01 2020 - 16:47

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, AA Editör Masası toplantısında, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, ekonomide 2019'da dengelenmenin ve disiplinin sağlandığını, 2020'de yeni bir şahlanış dönemine geçileceğini bildirdi.


Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin  açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.
 
1920'de kurulan Anadolu Ajansı'nın bu yıl 100. kuruluş yıl dönümü  olduğunu anımsatan Oktay, "1920'den 2020'ye 100 yıllık bir serüven. 100 yılda çok  şey başardınız." dedi. Fuat Oktay, Genel Müdür Şenol Kazancı'nın şahsında tüm AA  çalışanlarını tebrik etti.
 
Geride kalan 2019 yılına ilişkin değerlendirmesi sorulan Oktay, birçok  mücadelenin olduğu bölgede Türkiye'nin üzerinde oynanan oyunlara da bakıldığında  ülkenin bunlardan farklı şekilde ayrışarak çıktığını söyledi.
 
15 Temmuz süreciyle başlayan, sonrasında 2018 Ağustos ayındaki  ekonomik saldırılarla devam eden süreci anımsatan Oktay, Türkiye'nin, terör  saldırıları ve ekonomik saldırılarla sıkıştırılmaya çalışıldığını dile getirdi.
 
Mülteci sorunu ve yaptırım söylemlerini de hatırlatan Oktay, "2019'un  sonunu düşünün.. 'Şöyle olacak, böyle olacak' senaryolarının yazıldığı bir  Türkiye, bütün bunları yırtarak 2019'dan 2020'ye girmiştir." diye konuştu.
 
Ekonomide yaşananlara değinen Oktay, 2019'un ciddi bir mücadele yılı  olacağını ancak bu mücadeleden başarıyla çıkacaklarını söylediklerini belirterek,  "Türkiye, 'şunu çok iyi öğrendi' demiştik, kendisine karşı oynanmak istenen her  oyuna ve kendisiyle ilgili oluşturulmak istenen her krizden ders alarak,  güçlenerek çıkan bir ülke vardır. 'Türkiye'ye ne yapılmak istenirse istensin  buradan da güçlenerek çıkan bir Türkiye'yi göreceksiniz' demiştik. Bugün bu  oldu." ifadesini kullandı.
 
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin de verdiği dinamizmle, çok hızlı  şekilde ekonomik saldırıların tamamen üstesinden gelindiğini, fırlayan enflasyon  rakamları, faiz oranlarının tamamen aşağı çekildiğini vurgulayan Oktay, artık tek  haneli enflasyon rakamlarının konuşulmaya başlandığının altını çizdi.
 
Geride kalan yılda büyümeyi negatif tamamlamayacaklarını  söylediklerini anımsatan Oktay, "Pozitif bir büyüme beklentisine dönüşen bir  Türkiye, kısmet olursa da bu yılı 0,5 büyümeyle tamamlayacağız inşallah." dedi.
 
"2020 BİZİM ŞAHLANIŞ YILIMIZ OLACAKTIR"
 
Ekonomi boyutuna bakıldığında Türkiye'nin tamamen dengelenmeyi ve  disiplini sağladığını aktaran Oktay, "Değişim diye ifade ettiğimiz, 2020'de bizim  kendi içimizde ifade ettiğimiz boyut, artık yeniden bir şahlanış dönemine geçmek  durumundayız ve bunu yapacağız. Cumhurbaşkanımızın da bize, her birimize, kabine  üyeleri olarak da kendi kabinesinin her bir üyesine talimatı budur. 2020 bizim  şahlanış yılımız olacaktır." diye konuştu.
 
Siyasi gelişmeleri de değerlendiren Oktay, Suriye ve Irak'taki  belirsizliğe işaret ederek, Türkiye'nin sınır boyunca güvenli bölgeler dışında  tehdit alan bir ülke haline geldiğini, neredeyse bir terör devletinin kurulması  aşamasına gelindiğini söyledi. Fuat Oktay, şöyle devam etti:
 
"Türkiye 2019'da, 'Ne işiniz var Suriye'de' diyenlerin kulaklarını  çınlatmak için söylüyorum, kendisine hazırlanan bu planı da yırtarak çıkmıştır  oradan. Barış Pınarı Harekatı'yla sadece bölgedeki terör devletiyle ilgili  oluşturulan hattı yırtmayla kalmamış, onun ötesinde buralardaki haklılığını gerek  Rusya ile gerek ABD ile de aynı masada oturarak ve aynı zamanda karşılıklı  oturarak, oradaki haklılığını teyit etmiştir. Yapılan anlaşmalara uymuşlardır,  uymamışlardır, bu başka bir konu. Biz şunu söylüyoruz, Türkiye olarak bir şeyin  altına imza attıysak, biz büyük devletiz, binlerce yıllık bir devletiz, biz buna  uyarız. Dolayısıyla bu tüm konularda böyle olmuştur. Burada da biz yaptığımız  anlaşmalara uyduk."
 
Rusya ve ABD ile yapılan mutabakatları hatırlatan Oktay, "Orada da  kendisine karşı yapılan çok farklı bir planı yırtarak çıkan bir Türkiye var."  dedi.
 
 
LİBYA İLE ANLAŞMA
 
Suriye ve dünyanın diğer yerlerindeki olaylarla ilgilenirken, bir  taraftan Doğu Akdeniz'de aşama aşama etrafı sarılan bir Türkiye görüldüğünü  anlatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Biz bunu görüyorduk, buna göre de tedbirlerimizi alıyorduk zaten.  Buradan da özellikle son dönemde Libya ile yapılan bu Münhasır Ekonomik İşbirliği  Anlaşması ile birlikte burayı da yırtarak devam ettik. Buradan da yırtarak  çıktık. İki şekilde yırtarak çıktık. Bir, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs'ın gerek  karşıdaki kıyı komşu ülkelerle yaptıkları anlaşmalar...Mısır'dır, daha önceden  yapılan Lübnan, İsrail ile yapılan anlaşmalar, o çerçevede bölgedeki hidrokarbon  kaynaklarını tamamen kendi çıkarları doğrultusunda kullanması ve oradaki Kuzey  Kıbrıs'ta yaşayan Türk toplumunu tamamen dışlaması ve Türkiye'nin, Kuzey  Kıbrıs'ın çıkarlarını yok sayacak şekildeki harekatını biz orada Fatih ve Yavuz'u  göndererek, Barbaros'u göndererek, hem sismik ama onun ötesinde sondajlara  girerek bir o planı yırttık. Ama bunu yaparken de şunu söylüyoruz, 'Bunun  riskleri varsa biz bunun risklerini alırız.' Zaten sonunu çok aşırı düşünen de  kahraman olamaz."
 
Bunun için de çok eleştirildiklerini belirten Oktay, "Ne işiniz var  orada" diye sorulduğunu söyledi.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ayaklarımızı suya sokamayacak  bir konudan bahsediyoruz" dediğini ifade eden Oktay, şunları kaydetti:
 
"(Libya'da ne işimiz var), 'Kıbrıs'ta ne işimiz var' diye soranlara  sesleniyorum, biz ayaklarını suya atamayacak bir şekilde veya olta atamayacak  şekilde, bize karşı oynanan oyunlar var, bunları yırtmak üzere oradayız. Bu  oyunları bozmak üzere oradayız. Bence kamuoyunun da -bazılarının bu konuyu pek  anlayabileceğini zannetmiyorum ama Meclis'te de gördük, durumlarını da  performanslarını da gördük ne yazık ki- orada ne olduğunu, Cumhurbaşkanımızın ne  demek istediğini biraz daha irdelemesi gerekiyor sanırım. Buradan sizlere de  özellikle ifade etmek isterim. Bir Doğu Akdeniz'de bunu yırttık, bu oyunu bozduk,  iki, Libya'yla olan anlaşma ile bizi karasularımıza hapsetme, sularımız da değil  karaya hapsetme oyununu bozduk. Yunanistan'ın son zamanlarda gündeme getirdiği  bir harita var. Adım adım... Türkiye, zannediyorlar ki sadece içeride, Türkiye  içeride değil hem içeride hem dışarıda hem komşularıyla gelişmeleri anbean takip  eden bir ülkedir. Dolayısıyla gelişmeleri çok dikkatle takip ettik, ediyoruz.  Bunlara da müsaade etmeyeceğimizi ifade ettik. Ama bunu ifade ederken de şunu  söyledik, sonucu ne olursa olsun. Biz tarihte de bunu yaşadık. Risk varsa alırız,  gereği neyse yaparız."
 
Türkiye'nin yaptırımlarla tehdit edildiğini dile getiren Oktay, Barış  Pınarı Harekatı'nda bütün dünyanın Türkiye'nin karşısına dikildiğini söyledi. Türkiye'nin Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarında olduğu gibi  Barış Pınarı Harekatı'nda da PKK/PYD, DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele  ettiğini belirten Oktay, "Peki terörle mücadele eden devletler, hangi saikle  hepsi birden karşımıza dikilir? Bir tanesi, iki tanesi, hadi 3-5'i dikilir  karşımıza. Barış Pınarı Harekatı'nda bambaşka bir şeyi gördük, hep birlikte  gördük bunu, bütün dünya karşımızdaydı. Peki içerideki muhalefet buna ne dedi?  'Görmüyor musunuz kardeşim bütün dünya karşınızda, yanlış yaptığınızı görmüyor  musunuz?' Biz tam tersine ne kadar doğru yaptığımızı gördük burada. Bu terör  örgütlerinin arkasında kim var ve bu terör örgütü devletini burada kim  tasarlıyor, kim kuruyor dediğinizde adeta bize karşı çıkanlar el kaldırdılar,  'biz buradayız' diye." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Yani bunun kasıtlı, bilinçli olarak, herhangi bir bilgi eksikliğinden  kaynaklandığını düşünmüyorsunuz, bu taraf tutmanın." sorusu üzerine Oktay,  "Kesinlikle değil." karşılığını verdi.
 
"Muhataplarınızla o masalarda neler konuştunuz?" sorusuna Oktay, şu  cevabı verdi:
 
"Bütün her şeyi biz açıklığıyla konuştuk. Yani Cumhurbaşkanımızın  herhangi bir masada dışarıda söylediği hiçbir şeyden eksik söylediği bir konu  yoktur. Bütün açıklığıyla, bütün çıplaklığıyla muhatabına ifade eder. Biz de  kendi görüşmelerimizde bütün açıklığıyla bunu konuşuruz. Ve masada bize yanlış  olduğumuzu anlatan hiç kimseyi görmedik. Ama masadan kalktığımızda sahaya  bakıyorsunuz aynı şeyler devam ediyor."
 
Oktay, Türkiye'nin ekonomik saldırılarda oyunu bozduğunu vurgulayarak,  risk primlerinde ciddi bir düşüşle yeniden 300'ün altına inildiğini, bunun  2020'de daha da düşerek devam edeceğini söyledi.
 
Türkiye'nin Suriye'de ve Libya ile anlaşarak Kıbrıs'ta, Doğu  Akdeniz'de oyunu bozduğunu yineleyen Oktay, "Bu, diğer alanlarda da devam edecek  zaten. Türkiye'ye oyun kurmak isteyen her kim varsa bilsin ki bölgede Türkiye'ye  karşı kurulan oyunlar başarılı olamaz. İki, bölgede her kim varsa bölgeye karşı  bir niyeti varsa, kusura bakmasın. Türkiye, kendi çıkarları aleyhine herhangi bir  faaliyete müsaade etmez. Türkiye'siz herhangi bir planın başarılı olma şansı asla  ve asla yoktur. Kim olursa olsun. Bunu açıkça da söylüyoruz." dedi.
 
Yaptırımlara da değinen Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Geçende bir yerde davetliydim, orada da sordular. 'Senatoya ne  vermeyi düşünüyorsunuz' gibi çok ilginç bir soru vardı. Anlamadık, ne demek,  senatoya ne vermemiz gerekiyor? 'İşte yani biliyorsunuz, Trump Türkiye tezlerini  destekliyor, Trump'ın elini güçlendirmek için senatoya ne vermeyi  düşünüyorsunuz?' Senatoya niye biz bir şey verelim anlamadık. Bizim senatomuz,  bizim parlamentomuz yok mu? Siz bizim parlamentoya ne vermeyi düşünüyorsunuz? Siz  bizim Cumhurbaşkanımıza ne vermeyi düşünüyorsunuz? Hiç bir ilişki tek yönlü  değildir. Türkiye'yi ve Türk insanını iyi tanımak gerekiyor. Eğer ki bir şeyi  yaptırmak istiyorsanız tehdit edin, bu kadar basit. Tehditlere boyun eğmeyen bir  milletiz biz. Yaptırım koyacaklarmış, bilmem A, B, C şahsına, malvarlığına el  koyacaklarmış... Orada zaten o listede olmadığımız zaman üzülen insanlarız, 'biz  niye o listede yokuz' anlamında. Olduğumuz zaman da sevinen insanlarız. Aynı şeyi  AB yapmak istedi. Kıbrıs'ta yapmak istedi ve bugün de bir karar geçirdi. Aynı  şeyi söyledik, buyurun istediğinizi yapabilirsiniz. Sakın ola ki bizi tehdit  etmeyin, Türkiye ile ilişki kurmanın yolu tehdit değildir."
 
Bir taraftan bunlar olurken, diğer taraftan da Türkiye ve  Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem Rusya ile hem de Amerika ile liderler seviyesinde,  aynı zamanda İngiltere, Fransa, Almanya dahil ve Avrupa Birliği dahil en rahat  görüşen, en sık görüşen, en kritik konularda ortak payda olduğunu belirten Oktay,  Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in birkaç gün sonra Türkiye'ye geleceğini,  telefon görüşmelerinin diplomasi boyutunda sürekli devam ettiğini aktardı.
 
"SESSİZ SEDASIZ BİRÇOK DEVRİM"
 
Ekonomik boyutta sessiz sedasız birçok devrimin yaşandığını dile  getiren Oktay, 27 Aralık'ta Türkiye'nin otomobili tanıtımını anımsattı.
 
Hiçbir çalışmanın durmadığını vurgulayan ve Devrim otomobilleriyle  başlayan sürecin durdurulmamış olması halinde bugün bambaşka bir yerde  olunacağına dikkati çeken Oktay, TANAP Projesi'ni hatırlatarak, "Aslında bu  sadece bir enerji koridoru değil, bir barış koridorudur." ifadesini kullandı.
 
Yapımı süren projelere ilişkin bilgi veren Oktay, Türkiye'nin kendi  uydularını ve fırlatma sistemlerini yapma anlamındaki çalışmaların da tüm gücüyle  devam ettiğinin altını çizdi.
  
Savunma sanayindeki gelişmelere de değinen Oktay, şöyle devam etti:
 
"S-400 krizi yaşadık ve orada da aynı şeyi söyledik 'bizi tehdit  etmeyin, bakın biz bir söz verdikse, imza attıksa bunun arkasında dururuz. Ama  F-35? Ne alakası var F-35 ile S-400'ün? F-35 İsrail'de uçtuğu zaman bölgeden  teknolojisi çalınmıyor da Türkiye'de uçtuğu zaman mı bölgeden teknolojisi  çalınıyor? S-300'ler Yunanistan'da ve Güney Kıbrıs'ta konuşlandığı zaman  teknoloji çalınmıyor da Türkiye'de S-400 konuşlandığı zaman mı teknolojiyi  çalıyor? Orada da izah ettik durumu."
 
Bu konunun başka saiklerle gündeme getirilen bir konu olmadığını,  Türkiye'nin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkan bir konu olduğunu vurgulayan  Fuat Oktay, şunları söyledi:
 
"S-400'lerle ilgili Patriotlarla vermediniz buradaydık, bugün  F-35'lerle ilgili yaptığınız şey hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Hiçbir devletin  bırakın büyük devlet olmayı, devletin, hatta şahsın bile yürütebileceği bir süreç  değildir. Attığınız imzaya, çıkacaksınız her türlü taahhüdünüzü yerine  getireceksiniz ülke olarak, ödemesini yapacaksınız, ondan sonra uçaklar çıkacak,  dördü teslim edilecek, dördü teslim edilmiş durumda şu anda Amerika'da. Şu anda  ikisi Türkiye'ye gelmiş olması gerekiyordu. Ondan sonra diyeceksiniz ki 'pardon  biz sizi çıkarıyoruz'. Niye? 'S-400'le alakalı'. Ne alakası var kardeşim?  Konuları birbirinden ayırabilecek kadar da tecrübeli olmanız gerekiyor büyük  devletseniz."
 
Türkiye'nin Rusya ile birçok alanda iş birliği yaptığını ancak birçok  alanda da hemfikir olmadığı konuların bulunduğunu anımsatan Fuat Oktay, "Libya  gibi veya Suriye'de de birçok konuda. Ama iş birliği yapabiliyoruz, Amerika ile  de öyleyiz, iş birliği yaptığımız birçok alan var aslında ama sorunlu olduğumuz  alanlar da... Bunları ayırmasını bilecek kadar tecrübesi olan bir millet ve  devletiz." dedi.
 
"Yaptırımları yapabilirsiniz ama biz geri adım atmayacağız."  dediklerini aktaran ve "F-35'leri şimdi getirdiler, en son kendi bütçeleri ile  ilgili bir yasadan yaptırımları geçirdiler." ifadesini kullanan Oktay, konunun  Türkiye'yi nasıl etkileyeceğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
 
"Etkileyecek bizi. Bizi kendi savaş uçağımızı bir an önce yapmamız  konusunda çok ciddi şekilde kamçılamış durumda bu. Biz böyle bir milletiz. Fazla  rahatı da pek sevmeyen, özellikle böyle teknolojik konularda, ekonomik konularda  falan hafif tehditvari bir şey gelince, yani 10 günde yapacaksak 5 gün de  yaparız, 5 günde yapacaksak 3 gün de yaparız. Şimdi bizi çok ciddi kamçılamış  durumda. Aynen İHA'larda ve SİHA'larda olduğu gibi. Yarın Türkiye savaş uçağını  da yapacak. Şu anda da hamdolsun programı da oldukça iyi gidiyor. Sayın  Cumhurbaşkanımız da konuyu çok yakinen takip ediyorlar. Bunu da yapacağız hem  insanlısını hem insansızını hem de F-35 veya ötesindeki bir özellikle bunu  yapıyor olacağız. Yaptırımlar gelecekmiş, 1915 olaylarıyla ilgili yaptırım  gelecekmiş... Getirebilirsin kardeşim, o da siyasi yaptırım, bağlayıcılığı yok."
 
Tüm bunların Türkiye'yi kamçılayan olaylar olduğunu vurgulayan Oktay,  "2019'da savunma sanayinde de savunma bu S-400 uzun menzilli ama kısa menzilli  alanda da ciddi başarı sağladığımız bir dönem oldu. Orta menzilli savunma  sistemleri ile ilgili çalışmalarımız ve uzun menzilli başlamış oldu. O da bizi  kamçılamış oldu. Şu an onlar da başladı, onları da elde edeceğiz." diye konuştu.
 
Akıllı mühimmatlar konusunda da benzer bir durum olduğunu, sonrasında  Türkiye'nin bunu kendisinin ürettiğini anlatan Oktay, Türkiye'nin yıl içerisinde  kendi motorunu da yaptığını hatırlattı.
 
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, 2019'un birçok alanda ciddi  ilerlemelerin olduğu bir yıl olduğunu kaydederek, "Eğer biz negatif bakıyor  olsaydık 27 Aralık'taki yerli otomobili çıkaramazdık, biz hiçbir şeye negatif  bakmıyoruz. Olan her krize biz fırsat olarak bakarız. Ne öğreniriz, bunun  üstesinden geçip, gelip Türkiye'nin çıkarlarına bunu nasıl dönüştürebiliriz?  Hamdolsun ikisini de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde de yapabilecek güçte ve  kabiliyette bir Türkiye var." dedi.
 
 
"BUNLAR HAYATA GEÇİRİLİNCE SÜRPRİZ OLUYOR"
 
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne ilişkin genel değerlendirmesi ve  her 100 günde bir bakanlık performanslarıyla ilgili olacağı söylenen  raporlamalara ilişkin çalışmaların durumunun sorulması üzerine Oktay, mükemmel  olan, eksiği olmayan hiçbir sistemin bulunmadığını söyledi.
 
Oktay, 2019'u tüm olumsuzluklara ve kırılganlıklara rağmen artıyla  tamamlamalarının arkasında son derece hızlı ve esnek karar alabilen, bunu aynı  hızla uygulayabilen bir sistem olduğunu belirtti.
 
Cumhurbaşkanlığı sisteminde erkler ayrılığı olduğuna dikkati çeken  Oktay, "Erkler ayrılığı önceki parlamenter sisteme göre çok daha keskindir  burada. Biz eski sistem mantalitesi ile yeni sistemi değerlendirdiğimizde sıkıntı  çekiyoruz. Halbuki eski sistem diye bir şey yok artık. Şu anda Cumhurbaşkanlığı  Hükümet Sistemindeyiz. Yani Meclis'in onay verdiği, onlarca yıl tartışılan,  sonrasında milletin onay verdiği bir sistemde yolumuza devam ediyoruz." dedi.
 
"Erkler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrılmış  durumda olması demek." ifadesini kullanan  Oktay, "Evet, hepsi Cumhurbaşkanının  nezdinde temsil ediliyor ama aşağıya geldiğinizde yürütme ve yasamanın rolleri  tamamen ayrılmış durumda. Yürütmede olan birisi yasamada, yasamada olan birisi  yürütmede olamaz." diye konuştu.
 
Oktay, yeni sistemde TBMM'yi güçlendirdiklerini dile getirerek,  "Meclis'i güçlendirmek ne demek? Kanun koyucudur Meclis ve denetleyicidir.  Koyduğu kanunların uygulanmasıyla alakalı. Burada eskiden Bakanlar Kurulu  aracılığıyla gönderdiğiniz taslakları gönderme yetkiniz yok, şansınız yok.  İhtiyacınızı ifade edebilirsiniz, 'şöyle bir ihtiyacım var.' diyebilirsiniz ama  'bunu çıkar.' 'bunu gündemine al.' deme şansınız yok." ifadelerini kullandı.
 
Yürütme boyutuna bakıldığında ise çok esnek ve hızlı karar alabilen  bir yapı olduğunu belirten Oktay, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin siyasi  istikrarın da olduğu bir yapı olduğunu vurguladı.
 
Yerel seçim döneminde de bunu gördüklerini söyleyen Oktay, "Hiçbir şey  sanki seçim yokmuş gibi devam etti. İstikrar zerre etkilenmedi. Zaten bunu  kastediyoruz biz. Yeni sistemle de bunu kastediyoruz." dedi.
 
Oktay, yeni sisteme ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın  talimatıyla, tüm paydaşların görüş ve fikirlerini alarak çalışma yaptıklarını ve  bunu Erdoğan'a rapor olarak da sunduklarını belirterek, "Sorunların yüzde 98'lik  bölümünün uygulamadan kaynaklanan sorunlar olduğunu gördük, sistemden değil.  Hatta o kalan yüzde 2'lik kısım da bizim zorlamamızla sistem diye ifade  edebildiğimiz şeylerdi." diye konuştu.
 
Hükümetin 100 günlük eylem planlarına değinen Oktay, şöyle devam etti:
 
"100 günlükle başladık. Sonrasında 100'er günlük olduğunda  bakanlıklarda ve kamuoyunda bir bıkkınlık oluşturmaması için 180 gün yapalım  dedik. Kendi içimizde aynı sıklıkla takibini yapalım, kamuoyu açıklamasını daha  uzun periyotlarda yapalım diye düşündük. 180 günle yılı tamamladık. Şimdi  2020'nin 180 günü de planlanmış durumda. Son derece başarılı. Birinci 100 günde  yüzde 98-99 oranında bir gerçekleşme oldu. Bakanlıklar bu konuda kendi içlerinde  yarış halindeler. Bakanlıkların, birçok konuda 'ya yetiştiremesek' kaygısıyla  eylem planına koymadığı projeler oluyor. Bunlar hayata geçirilince de sürpriz  oluyor."
 
"DEVRİM OTOMOBİLİ İÇİN DE 'BUNU YAPAMAZSINIZ' DİYENLER OLDU"
 
Türkiye'nin Otomobili ile ilgili yüzde "100 yerli olmadığı", "halka  hitap etmediği", "fiyatının yüksek olabileceği" şeklindeki eleştirilerle ilgili  değerlendirmelerinin sorulması üzerine Oktay, şunları söyledi:
 
"İstemezük. Bunu Devrim otomobillerinde de gördünüz. Oraya gidince  insanın içi sızlıyor. O gün bütün milletin yaşadığı o heyecanı düşünün, bunu bu  milet Devrim otomobili çıktığında da yaşadı. Biz 1920'lerde, 1930'larda,  1940'larda uçak imal eden, Silahlı Kuvvetlerinin envanterine alan ve onun  ötesinde ihraç eden bir ülkeyiz. 'İstemezük' anlayışla, yani kendi kapasitesini  anlayamayacak kadar kendisini aciz gören bir anlayışla bu milletin önü 100 yıldır  kesiliyor. Ama diğer taraftan da yine 100 yıldır 'hayır bunu yaparız' diyen, öz  güveni olan bir millet var. Dolayısıyla bütün engellemelere rağmen 'ben ileriye  yürüyeceğim' diyen bir irade var. Bu iradenin netleştiği dönemlerde ülkenin  şahlanışını görüyoruz. Aynı zamanda da 1940'larda Vecihi Hürkuş'u, Nuri Demirağ'ı  yok eden bir zihniyeti düşünün. Dönemin Sanayi Bakanı, buna 'olmaz' diyor. Daha  sonra aynı zihniyet dışardan gelen otomobillerin dağıtımı işini kolaylaştırıyor.  Devrim otomobili için de 'bunu yapamazsınız' diyenler oldu. Dolayısıyla kimin ne  dediği önemli değil. Biz bunlarla ilgilenmiyoruz. Bunlarla ilgilenirsek hiçbir  şey yapamayız. Bizim ilgilendiğimiz şey biz ne yapabiliriz."
 
 
"NE FORD YÜZDE 100 YERLİDİR NE TOYOTA"
 
Oktay, otomotiv sanayisinin içinden gelen biri olarak Türkiye'nin  otomobiline duygusal da baktığını dile getirdi.  Oktay, şunları kaydetti:
 
"Ben sektörün içinden gelen biriyim. Ne Ford yüzde 100 yerlidir ne  Toyota yüzde 100 yerlidir. Böyle bir şey yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle  bir şey yoktur. Dolayısıyla bizim ilk etapta yüzde 50 ve üzeri hedefimiz var.  Savunma sanayisinde yola çıktığımız dönemi düşünün. 'Zaten yüzde 15-20'lerdeyiz,  mümkün değil' falan deniyordu. Bugün yüzde 70'lerdeyiz. Şimdi burada yerlilik  konusunda minimum yüzde 50, yüzde 51 ile başlıyoruz. Bambaşka bir şeyle  başlıyoruz. Yani teknolojisi eskimiş, pazarı domine edilmiş, hareket etme  şansının olmadığı bir alandan bahsetmiyoruz. Öyle bir zamanlamadan bahsediyoruz  ki yüzde 100 elektrikli araçların piyasaya girdiği, piyasada bir boşluğun olduğu  bir dönemden bahsediyoruz. Bugün elektrikli araçların toplam otomotiv  sektöründeki yeri yüzde 1'dir. 15 yıl sonrasında beklenti yüzde 40. Zamanlama  öyle bir zamanlama ki şimdi girdiniz girdiniz, 5 yıl sonra girdiğinizde geçmiş  olsun. Bugün dalgayı yakalıyoruz. Bugün klasik motor teknolojisine sahip bir  otomobille çıksaydık bir anlamı yoktu. Otomobil ürettik diye bu kadar  heyecanlanmazdık, havalara da girmezdik ama farklı bir teknolojiyle ve doğru  zamanlamayla  bir pazara giriyoruz. Bizi heyecanlandıran, milletimizi  heyecanlandıran taraf da bu. Bunu bazıları anlamıyorsa ne yapalım. Zaten onlar  anlasın diye beklersek biz hiçbir şey yapamayız."
 
"BUGÜN İTİRAZ EDENLER, YARIN O ARAÇLARA İLK BİNENLER OLACAKTIR"
 
Türkiye'nin otomobiliyle doğru bir teknoloji ve doğru zamanlamayla  pazara girdiklerini, kendilerinin ve Türk milletinin heyecanlandığını aktaran  Oktay, bazılarının heyecanlanmadığını, konuyu anlayamadığını söyledi.
 
Fuat Oktay, "Adamlar 100 yıldır heyecanlanmamış, biz ne yapalım yani.  100 yıl bekleyecek halimiz yok. Arkadan gelirler. Bugün itiraz edenler, yarın o  araçlara ilk binenler olacaktır. Aynen köprülerden memnun olmayanlar gibi. Kanal  İstanbul'da da aynısı. 'İlk önce biz buralardan nasıl faydalanırız' diyenler  onlar olacaktır." ifadesini kullandı.
 
Oktay, savunma sanayi gibi tek bir sektörle Türkiye'nin yoluna devam  edemeyeceğini, ikinci hatta üçüncü bir sektörü canlandırmaları gerektiğini  aktardı.
 
"UÇAN TAŞITLAR" 
 
Yerli otomobil ile ikinci bir sektör olan bilişim sektörünü  hareketlendirdiklerini anlatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Savunma sanayinde olduğu gibi keyifle bilişim sektöründe de aynı  şeyleri konuşacağız. Akıllı bir araçtan bahsediyoruz, sıradan bir araç değil.  Aracınızda oturacaksınız, evinizdeki, iş yerinizdeki her türlü akıllı aletlerle  irtibat kuran bir araçtan bahsediyoruz. Otonom sürüşü olacak bir platform. Otonom  sürüşün olması için de yolların ona göre yapılması lazım. Biliyorsunuz o yolların  ilk testleri 2020'de tamamlanmış olacak. Diğer tarafta sürekli enerji açığı ile  boğuşan bir ülkesiniz. Tırnaklarımızla kazıyoruz. Burada farklı bir teknolojiyi  yerlileştirip, millileştirebilirsek burada cari açık anlamında ciddi bir açığı  kapatacağız. Bursa, Gebze, Kocaeli, İstanbul bir üçgen. Bu üçgeni birleştiren  Bilişim Vadisi'ni tesadüfen kurmadık oraya. Orada yepyeni bir sektör oluştu.
 
Yüksek teknolojili bir alanda ikinci ayağı başlatıyoruz. Sadece  otomotivden bahsetmiyoruz. Bakın uçan taşıtların piyasaki yerlerini almaya  başlaması çok uzun bir gelecek değil. 15-20 yıl maksimum. Devrim araçlarıyla  kaçırdığımız bir fırsatı, şimdi elektrikli ve akıllı araçlarla yakalamış  durumdayız. Yerli otomobile zamanında girdik, uçan taşıtlara önden gireceğiz. Bu  çalışmalar başlamış durumda."
 
Oktay, bütün güçleriyle sağlık sektörü üzerinde çalışmaya  başladıklarını, şehir hastaneleri ile muhteşem bir altyapı kurduklarını dile  getirdi.
 
Sağlık teknolojisinde ithal ürünler kullandıklarına dikkati çeken  Oktay, kullanılan teknolojiyi yerlileştirmek ve ilaç sektörüne adlarını yazdırmak  istediklerini vurguladı.
 
Şehir hastanelerine yönelik, "Ne yapacaksınız bu kadar büyük  hastaneyi?" eleştirilerine cevap veren Oktay, "Senin anladığın, hastaneden bir  kişinin gidip muayene olmasıyla alakalı. Öyle bir anlatıyor ki 2000 öncesinin  hastaneleri mükemmel gibi anlatıyor. O hastanelerin, senin başkan olduğun  dönemdeki hastanelerin ne olduğunu biliyoruz. Yani, Türkiye'yi oraya mı  götürelim. Bu hastaneler de aynen otomotivde olduğu gibi başka bir sistemin  altyapısı. Buralarda Ar-Ge çalışmaları başlamış durumda. Sağlık turizmi için çok  önemli. Cumhurbaşkanımızın arzu ettiği, ısrarla üzerine gittiği bir konu bu."  diye konuştu.
 
KANAL İSTANBUL
 
Oktay, "Kanal İstanbul Projesi"ne yönelik eleştirilere ilişkin soru  üzerine, İstanbul Boğazı'nın Türkiye için çok önemli bir konumu olduğuna değindi.
 
Montrö Anlaşması ile Boğaz'ın kurallarının belirlendiğini anımsatan  Oktay, şunları kaydetti:
 
"Öyle bir noktaya gelmişiz ki yaklaşık 45-50 bin civarında geminin  geçtiği, dünyadaki ticaretin de gelişmesiyle sürekli artan bir trafik, ağır  tonajlı gemiler... Kazalara hep birlikte şahit oluyoruz. Çevre boyutunda şikayet  edenlerin tam tersi. Independenta'ın haftalarca, aylarca denize akıttığı petrolü  düşünün, nasıl kirlettiğini düşünün. Bir taraftan 'inci' diyeceksiniz bir  taraftan da tehlikede tutacaksınız. Artan trafiğe rağmen 'Ben buradan geçeceğim'  diye ısrar edeceksiniz. Kanal İstanbul ile ikinci bir alternatif oluşturuyoruz.  Bu oluştuğunda çevreye zarar verebilecek, ağır tonajlı her türlü yük  taşımacılığını opsiyonel olarak buraya alıyorsunuz. Bunun özelliği iç su yolu  olması.
 
Tamamen kendi kanunlarımıza göre oluşturduğumuz bir alternatiftir.  Buranın daha avantajlı olduğunu herkes görecek. Sadece gemiler için değil kendi  vatandaşlarımız için de avantajından bahsetmiyoruz. Boğaz'da yaşayanlar için de  avantajlı olduğu görülecek. Bunun projeleri yıllardır yapıldı. Çevresel Etki  Değerlendirmesi Raporu için 55 kurumdan alıyorsunuz. 55 kurum kılı kırk yararak  bunun üzerinde çalışıyor, işin ilginci. Çevre ve Şehircilik Bakanımız da  açıkladı; İstanbul Büyükşehir Belediyesinin de projeye ilişkin olumlu görüşü var.  Dolayısıyla biz bu çalışmayı sonlandıracağız. Kesinlikle tereddütümüz yok.  Türkiye'nin çıkarına olan bir projedir. Bunu da göreceğiz. Şimdiden 'Ya olur mu"  diyenlerin yarın gördüklerinde mutlu ve gururlu olduklarını göreceğiz."
 
"Kanal İstanbul Projesi konusunda kamuoyunu yeterince aydınlattığınızı  düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Oktay, bu konuda ciddi bir çalışmanın devam  ettiğini söyledi.
 
"Yerel Yönetimler Yasasının görüşüleceği, AK Parti, MHP ve CHP'den  büyükşehir belediye başkanları ve bakanların yer alacağı, sizin de başkanlığını  yapacağız bir komisyonun oluşturulacağı basında yer almıştı. Komisyon ne zaman  toplanacak ve çalışma yöntemi ne olacak? " sorusuna cevap veren Oktay,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararları alırken çok katılımcı hareket  ettiğini, sonuç alana kadar da takibini yürüttüğünü kaydetti.
 
Tüm siyasi partilerden büyükşehir belediye başkanlarının Erdoğan'ın  başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde toplandığını anımsatan Oktay, her  belediye başkanının burada sorunlarını ve ihtiyaçlarını ilettiğini aktardı.
 
 Bundan sonuç alınması için bir komisyon oluşturulduğunu ve görüşler  istendiğini anlatan Oktay, Yerel Yönetimler Yasası ile ilgili de "Genelde gelir  artırıcı önlemlerle ilgili talep olduğunu görüyoruz. Belediyelerde şöyle bir  şikayet var, 'Bazı belediyeler merkezden aldıkları gelirlerde diğerlerine göre  ciddi dezavantajlı konumdalar, bunun düzeltilmesi lazım.' Bunun için de bir yasal  düzenleme ihtiyacı var." diye konuştu.
 
Fuat Oktay, belediyelerin, yerel yönetimlerin yapması gereken altyapı  yatırımlarıyla alakalı merkezi yönetimle iş birliği, büyükşehirler ve ilçe  belediyelerinin yetki kargaşası olduğu alanlarda düzenleme, sosyal konularda  yapılan çalışmalarda daha fazla yetkilendirmeyle alakalı taleplerinin olduğunu  dile getirerek, kısa süre içinde yeniden belediye başkanlarıyla bir araya gelip  bu konulara bakacakları bilgisini verdi.
 
 
"TÜRKİYE HER TÜRLÜ RİSKİ HESAPLADI"
 
"Libya'ya asker gönderme tezkeresi yarın TBMM'de görüşülecek.  Tezkerenin geçmesi durumunda Türk askerinin Libya'ya gidişi konusunda takvim  belirlendi mi? Libya'da görev alacak Türk askerinin rolü ne olacak? Türkiye'nin  askeri desteği sahadaki dengeleri nasıl etkileyecek?" sorusu üzerine Oktay,  "Kısmet olursa tezkere yarın 14.00'te Meclis'te görüşülecek ve oylanacak. Ümit  ediyoruz onay alarak çıkacaktır." cevabını verdi.
 
Oktay, Türkiye'nin kendi anakarasında hapsedilmek istendiğine dikkati  çekerek, "Biz bu oyunu gördük. Dolayısıyla daha fazla gecikemeyeceğimizi, hem  bugünkü Türkiye hem de gelecek nesiller için bu oyunu bozmak zorunda olduğumuzu  gördük." değerlendirmesinde bulundu.
 
Bu kapsamda, Libya'nın Birleşmiş Milletler nezdinde tanınan resmi  temsilcisi olan Serrac hükümeti ile bir anlaşma yapıldığını anımsatan Oktay,  bununla Türkiye'nin ekonomik münhasır bölgesinin netleştirildiğini, iki ülke  arasındaki deniz sularında kaynakların kullanılmasının sağlandığını ifade etti.
 
Türkiye'nin her türlü riski hesapladığını, anlaşmanın hem Türkiye'nin  hem de Libya'nın çıkarları doğrultusunda gerçekleştiğini vurgulayan Oktay,  "Bölgenin de çıkarına olan bir şey bu. Bu bir barış projesidir. Türkiye'yi  anakaraya hapsettiğiniz bir ortamda bir barış söz konusu olamaz. Dünyaya diyoruz  ki 'bu barışın devam etmesini istiyorsanız burası Türkiye'nin hareket sahasıdır,  bununla ilgili aklınıza bir şey getirmeyin.' Bugüne kadar olduğu gibi bugünden  sonra da bu böyle olacaktır." şeklinde konuştu.
 
"TEZKERENİN SİYASİ BİR MESAJI DA VAR"
 
Trablus'un çok farklı ülkeler tarafından desteklenen Hafter'in  saldırısı altında olduğunu, anlaşmadan sonra bunun daha da hızlandığını dile  getiren Oktay, "Bizim duruşumuz nettir. Burada hem Türkiye'nin hem Libya'nın hem  de bölgesel barışın korunmasıyla alakalı ortak çıkarlar vardır. Burada daha fazla  istikrarsızlığın oluşturulmasına müsaade edemeyiz." ifadelerini kullandı.
 
Oktay, "Tezkere çıktığında ne kadarlık bir süreçte Türk askeri  Libya'ya gider?" sorusunu şu şekilde cevapladı:
 
"Bu tamamen oradaki durumla alakalı. Biz hazırız. Silahlı  Kuvvetlerimiz de Milli Savunma Bakanlığı da hazırdır. Tezkerenin Meclis'ten  geçmesinin siyasi bir mesajı da vardır. Tezkere geçtikten sonra diğer tarafta  farklı bir duruş olur, 'tamam çekiliyoruz, saldırıdan vazgeçtik' diye, uygundur,  niye gidelim o zaman? Ama devam ettiği takdirde, burada davet vardır, bu davete  icabetle ilgili Cumhurbaşkanımızın net açıklaması vardır. Burada gün söylemenin  bir anlamı yok. Risk bugünse bugündür, yarınsa yarındır, 3 gün sonraysa 3 gün  sonradır, 10 gün sonraysa 10 gün sonradır. Dolayısıyla tezkere bir yıl için  geçerlidir, ihtiyaç ne zamansa gerektiği şekilde gerektiği miktarda gönderilir.  Mecliste şunu arzu ederiz ki muhalefet de Türkiye üzerindeki bu riski görsün.  Yani sadece klasik kısır döngü bir muhalefet anlayışıyla devam etmeyi bıraksın.  Türkiye'nin çıkarları bunu gerektiriyor."
 
"TÜRKİYE EN ÇOK YARDIM EDEN ÜLKE"
 
"İtalya'da yapılan 'Libya toplantısını' Türkiye'nin dışlanması üzerine  terk ettiniz. Hafter'in kazanması durumunda Libya ile yapılan anlaşmaların rafa  kaldırılması riski söz konusu olur mu?" sorusu üzerine Oktay, İtalya'da kimsenin  haberi olmadan Hafter'in konferansa getirildiği bilgisini verdi.
 
Türkiye'nin bilgisi dışında, resmi bir hükümet varken farklı bir  girişimin asla kabul edilemeyeceğinin altını çizen Oktay, buna karşı tavırlarını  net bir şekilde ortaya koyduklarını hatırlattı.
 
Oktay, olayın ardından hükümet değişikliği sonrası gittiği İtalya'da  eski Dışişleri Bakanının kendisine "tepkiniz haklıydı" dediğini aktardı.
 
Türkiye'nin hiçkimsenin toprağında, kaynağında gözünün olmadığına  işaret eden Oktay, mültecilere dünyada en fazla yardım eden ülkenin Türkiye  olduğunu ve insani yardımların karşılıksız yapıldığını dile getirdi.
 
"Türkiye'nin Libya'ya göndereceği muharip güç mü olacak, yoksa insani  ve teknik yardım mı?" sorusuna Oktay,  "Libya tezkeresinin içeriğine baktığınızda  tezkere, insani yardımdan askeri katkıya kadarki aralıkta her şeye müsaade  ediyor. Biz, insani yardımda zaten bulunuyoruz. İçeriğini muhatabımızın talepleri  ve bölgedeki gelişmeler belirler." yanıtını verdi.
  
"TÜRKİYE DURUŞUNU MUHATAPLARIYLA PAYLAŞIYOR"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Libya'ya asker gönderilmesine ilişkin "davet  edildiğimiz yere icabet ederiz" sözünü hatırlatan Oktay, tarafların bu mesajı  doğru anlamasını ve müdahaleye gerek kalmamasını ümit ettiklerini vurguladı.
 
Oktay, aksi durumda Türkiye'nin çıkarları ve muhatabının daveti  doğrultusunda gerekenleri yapmakta tereddüt etmeyeceğini bildirdi.
 
"Türkiye'yi, Libya'ya asker göndermesi konusunda uluslararası toplumda  destekleyen ülkeler var mı?" şeklindeki soru üzerine Oktay, şu değerlendirmelerde  bulundu:
 
"Türkiye, bu konudaki duruşunu en üst düzeyde muhataplarıyla  paylaşıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek Sayın Putin, gerek Sayın Trump ile  görüşmeleri, aynı şekilde 'dörtlü zirve' diye ifade ettiğimiz gerek Sayın  Johnson, gerek Merkel ve Macron ile en üst düzeyde yürüyen şeyler var. Bir de  devam eden Berlin süreci var. Orada da Şansölye Merkel'in, belki şubat gibi  toplanmayla alakalı gayretleri var. Türkiye her platformda Libya ile ilgili  görüşlerini paylaşmaya devam ediyor."
 
"ÇALIŞMALAR CİDDİYETLE DEVAM EDECEK"
 
Oktay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Tunus'a yaptığı ziyarette Libya  konusunu da içeren bölgedeki gelişmelere ilişkin görüşmeler yapıldığına dikkati  çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
 
"Bu çalışmalar bütün ciddiyetiyle devam edecek. Türkiye tezlerini  uluslararası alanda anlatmaya devam edecek ama 'tezlerimiz doğru anlaşılırsa,  ondan sonra hareket ederiz' gibi bir yaklaşımımız yok. Eğer öyle olsaydı bugün  Suriye'nin kuzeyinde, yani Türkiye'nin güneyinde bambaşka bir şeyi konuşuyor  olurduk. Türkiye bütün dünya karşısına geçecek olsa bile haklı olduğunu bildiği  konularda tereddüt etmez. Zaten sonrasında bu anlaşılıyor, muhataplarımız  tarafından da anlaşılıyor.
 
Bütün dünyanın karşımızda olduğu Suriye'deki Barış Pınarı Harekatı'nı  düşünün. Senatodan hangi kararı geçirmeye çalışırsa çalışsınlar, masaya  oturduğumuzda yaptığımız anlaşmalara, mutabakatlara baktığınızda bizi anlayan bir  muhatap görüyorsunuz. Sahaya farklı şekilde yansımalarını görebiliyoruz ama  karşılıklı masaya oturduğumuzda bizim haklılığımızı teyit ettiklerini görüyoruz.  Bu iletişim kanallarını hiçbir zaman kapatmayız."