Cumhurbaşkanı Erdoğan müjdeyi verdi! Bin 650 liraya yükseltildi

AA |  05 Kasım 2019 Salı - 12:07 | Son Güncelleme : 05 11 2019 - 15:46

AK Parti Meclis Grup Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan binlerce öğrencinin beklediği müjdeyi açıkladı. Erdoğan, "2020 Ocak ayı itibariyle lisans öğrencilerimizin öğrenim kredisi veya bursu rakamları 500 liradan, yüzde 10 artışla, 550 liraya çıkıyor. Öğrenim kredisi rakamları ocak ayından itibaren yüksek lisansta bin 100 lira, doktorada bin 650 lira olarak uygulanacak" diye konuştu.

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularına yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ziyaretine ilişkin soruya, "Gitmeden önce kendileriyle telefon görüşmesi yapacağız. O telefon görüşmesine göre nihai kararımızı vereceğiz" şeklinde yanıt verdi.


Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi terör örgütleri vasıtasıyla kuşatmayı planlayanlara cevabımızı teröristlerin doğrudan inlerine girip tepeleyerek verdik." dedi.
 
Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin 3 Kasım 2002'de tek başına iktidara geldiğini anımsattı. "Aradan geçen 17 yılda Türkiye'yi nereden nereye getirdiğimize baktığımızda, göz kamaştırıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz." diyen Erdoğan, üstelik bu 17 yıllık dönemde, Türkiye'nin, vesayetle mücadeleden envaiçeşit terör saldırısına ve ekonomik sabotajlara kadar pek çok sıkıntıyla da yüzleşmek zorunda kaldığını söyledi.
 
Vesayet odaklarının AK Parti'nin hem bizatihi varlığını hem de iktidarını uzun süre kabullenemediklerini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Hatta bugün dahi ellerine imkan geçse AK Parti'yi yerle yeksan etmek isteyeceklerinden hiç şüpheniz olmasın. Nitekim en küçük bir fırsatta bu tür heveslerin nasıl hortladığını, son mahalli seçimlerin ardından yaşanan kimi hadiselerde hep birlikte gördük. Vesayet güçleri, ülkeyi yönetmemizi engellemeye çalışmanın yanında, bir sembol olarak gördükleri Cumhurbaşkanını bize seçtirmek istemediler. Bu engelleme çabasını, genel seçime gidip, milletimizi hakem tutarak aştık. Sadece bununla kalmadık, önce Cumhurbaşkanının seçimini doğrudan milletimizin uhdesine bıraktık. Bunu da kabullenemediler. Ardından da tarihimizin en büyük yönetim reformunu gerçekleştirerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçtik. Böylece, AK Parti'ye Cumhurbaşkanı seçtirilmek istenmeyen bir Türkiye'den Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçmeyi başaran bir Türkiye'ye geçmiş olduk. Bununla beraber özellikle de Türkiye'nin başarılarının iyice belirginleştiği 2013'ten itibaren giderek tırmanan kesintisiz bir saldırı dönemini hep birlikte yaşadık. Gezi olayları dönemini hatırlayın. Akılla, mantıkla izahı olmayan bir kampanya başlatıldı ve sokaklarda terör estirildi. Vesayete nasıl teslim olmadıysak bu vandallara da eyvallah etmedik ve sokakları onlardan temizledik.
 
Ardından FETÖ'nün 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimiyle demokrasiye ve meşru hükümete ilk saldırısı geldi. Milletimizle birlikte bu oyunu da bozduk. Bu defa bölücü terör örgütünü devreye alıp çukur eylemleriyle vatanımızda delikler açmaya teşebbüs ettiler. Teröristleri açtıkları çukurlara gömerek bu girişimi de boşa çıkardık. Aynı dönemde her girdiğimiz seçimden birinci parti olarak çıkmaya da devam ettik. Baktılar ki AK Parti'yi ne sahada ne sandıkta yenemeyecekler, bu sefer doğrudan silaha başvurdular. 15 Temmuz darbe girişiminin milletimiz tarafından cesaretle durdurulması, sadece ülkemizin değil dünya demokrasi tarihinin şanlı direnişi ve başarısı olarak kayıtlara geçmiştir. Türkiye'yi terör örgütleri vasıtasıyla kuşatmayı planlayanlara cevabımızı, teröristlerin doğrudan inlerine girip tepeleyerek verdik. Hem sınırlarımızın içinde hem dışında, nerede ülkemize doğrultulmuş bir silah varsa, önünde arkasında kim var diye bakmadan üzerine gidip imha ettik, etmeye devam ediyoruz."
 
 
ÖĞRENCİLERE MÜJDE
 
"Bugünden 3 Kasım 2002 tarihine, 17 yıl geriye gidildiğinde, demokrasinin ve milli iradenin güçlendirilmesi yanında istiklal ve istikbal davamızın ayrılmaz bir parçası olan kalkınma, büyüme, yatırım, refah mücadelesini de asla ihmal etmedik." diyen Erdoğan, Türkiye'nin 81 vilayetinin her karışına, 82 milyon vatandaşının her birinin hayatına dokunan eser ve hizmetlerle milletin gönlünü fethettiklerini kaydetti.
 
Hükümete geldiklerinde Türkiye'yi "eğitim, sağlık, adalet, emniyet" sütunlarının üzerinde yükselteceklerinin sözünü verdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu nedenle önceliği bu alanlara verdiklerini belirtti.
 
Eğitimin, hükümetlerinin bütçelerinde hep birinci sırada yer aldığını vurgulayan Erdoğan, eğitim harcamalarının milli gelire oranını yüzde yarım düzeyinin altından aldıklarını ve yüzde 2,5'in üzerine çıkardıklarını dile getirdi.
 
Eski dönemin vesayet ürünü kesintisiz eğitim yöntemini bir kenara bırakarak 4 artı 4 artı 4, 12 yıllık ve kademeli zorunlu eğitime geçildiğini hatırlatan Erdoğan, katsayı engeli başta olmak üzere gençlerin eğitim-öğretim yarışında haksızlığa uğramalarına yol açan antidemokratik uygulamalara son verdiklerini söyledi.
 
Erdoğan, meslek liselerini, imam hatip okullarını yeniden cazip hale getirdiklerine dikkati çekerek derslik sayısını 309 bin ilaveyle 578 bine, öğretmen sayısını 652 bin ilaveyle 947 bine, üniversite sayısı 131 ilaveyle 207'e, akademik personel sayısını 98 bin ilaveyle 168 bine yükselttiklerini bildirdi.
 
Üniversite öğrencisi sayısının 1,6 milyondan 7,8 milyona çıkmasının dahi tek başına "eğitim öğretimde gelinen seviyenin en çarpıcı ifadesi" olduğunu anlatan Erdoğan, bu vesileyle üniversite öğrencilerine bir müjde vermek istediğini aktardı. 2020 Ocak ayı itibarıyla lisans öğrencilerinin öğrenim kredisi veya bursunun 500 liradan yüzde 10 artışla 550 liraya çıkacağını dile getiren Erdoğan, "Hatırlarsanız bu rakam biz hükümet geldiğimizde 45 liraydı. 45 liradan şimdi 550 TL'ye çıkıyor. Nereden nereye?" dedi.
 
Öğrenim kredisi rakamlarının da Ocak ayından itibaren yüksek lisansta bin 100 lira, doktorada bin 650 lira olarak uygulanacağına işaret eden Erdoğan, yeni öğrenim kredisi ve burs rakamlarının tüm öğrencilere hayırlı olmasını diledi.
 
 
SAĞLIK ALANI
 
Sağlığın en büyük reformların gerçekleştirildiği alanların başında geldiğini belirten Erdoğan, "Adeta sağlam giren insanların hasta çıktıkları sağlık tesislerimizi, sisteminden altyapısına kadar her şeyiyle yeni baştan düzenledik." diye konuştu.
 
Hastane ve diğer yataklı tedavi kuruluşlarının sayısının 2 bin 600 seviyesinden 5 bin 500 düzeyine çıkardıklarını, hastane yatak sayısını 240 bine, nitelikle yatak sayısını 145 bine yaklaştırdıklarını bildiren Erdoğan, doktor sayısını 92 binden 161 bine, toplam sağlık çalışanı sayısını ise 378 binden 1 milyon 25 bine yükselttiklerini dile getirdi.
 
Erdoğan, "Hatırlayın, rahmetli Savaş Ay'ın programını, ana muhalefetin başındaki zatın SSK Genel Müdür olduğu dönemlerde hastanelerimizin halini. Affedersiniz, galoşları tekrar tekrar sattıkları dönemleri hatırlayın. Banyo, tuvalet, Hak getire... Çöp sepetlerinin içinde kanlı serum şişelerini, hortumlarını hatırlayın. Buralarda hasta tedavi edilmeye çalışıldığı dönemi hatırlayın. Bu Bay Kemal işte buralardan geldi. Bundan bir şey olmaz. Bu ülkenin sağlığı buna teslim edildi ama maalesef sağlıksız bir Türkiye ortaya çıktı." diye konuştu.
 
Adeta çoğu sadece kaporta motordan ibaret 618 ambulansa sahip bir ülke devraldıklarını hatırlatan Erdoğan, bugün, helikopteri, uçağı, deniz motoru, paletlisi, tekerleklisiyle, her biri en ileri donanıma sahip 5 bin 500 ambulansa sahip bir Türkiye olduğunu kaydetti.
 
Erdoğan, iktidarları döneminde hakim ve savcı sayısını 9 bin 349'dan 20 bin 742'ye, yardımcı personel sayısını ise 26 binden 70 bin 800'e çıkardıklarını bildirdi.
 
Yargı sistemine sızan FETÖ terör örgütü üyelerini kuyumcu titizliğiyle tespit edip temizlediklerini vurgulayan Erdoğan, mahkeme sayılarını iki kat artırıp 256 yeni adalet sarayı inşa ederek, yargının işleyişini kolaylaştırdıklarını söyledi. Erdoğan, "İstinaftan ihtisaslaşmaya, ombudsmanlıktan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkına, HSYK'nin yeniden yapılandırılmasından askeri mahkemelerin kaldırılışına, temel kanunların yenilenmesinden infaz sistemine kadar pek çok alanda reformlar yaptık. Bugün de milletimize ilan ettiğimiz Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde yer alan düzenlemeleri, paket paket Meclise getiriyoruz." diye konuştu.
 
Emniyet hizmetlerinin 306 bini bulan polis ve bekçi, 177 bini bulan jandarma ve 6 bin 500'e yakın sahil güvenlik personeli ile yürütüldüğünü anlatan Erdoğan, "Amacımız 780 bin kilometrekare vatan toprağının her karışında insanlarımızın güvenliği, huzurlu, geleceğinden emin bir şekilde yaşamasını sağlamaktır." ifadesini kullandı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kademeli olarak hayata geçirdikleri reformlarla tüm belediyeleri kaynak ve yetki bakımından sorumluluk alanlarında en güzel hizmetleri verebilecekleri seviyeye çıkardıklarına işaret etti.
 
Sanayi üretimini hem artırdıklarına hem de yaygınlaştırdıklarına dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Organize sanayi bölgelerinin sayısını 120 ilaveyle 313'e, buralardaki işletme sayısını 42 bin ilaveyle 53 bine, istihdamı da 1,5 milyona yakın ilaveyle 1,9 milyona yükselttik. Hepsini de kendi dönemimizde kurduğumuz ve cari açığımızın azaltılmasında 18,5 milyar dolarlık katkısı olan 19 endüstri bölgesinde 86 bin istihdam sağladık. KOBİ'lere en büyük destekler, hükümetlerimiz döneminde verildi. Savunma sanayisi, şahsen ilgilendiğim ve gerçekten göğüs kabartıcı başarılara imza attığımız bir diğer alandır. Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim: Geldiğimizde yerli olarak yüzde 20 ama şimdi yüzde 70'e varan bir yerli üretimi savunma sanayisinde yakaladık. Bugün Türkiye, milli güvenliği için kimin ne dediğine bakmadan istediği gibi operasyon yapabiliyorsa bunu savunma sanayisinde geldiğimiz yere borçluyuz. İnşallah kendi savaş uçağımızdan her türden motorumuza kadar tüm savunma sanayisi ihtiyaçlarımızı kendi imkanlarımızla üretebilir hale gelmemiz çok yakındır."
 
 
"KURULU GÜCÜMÜZÜN 52 BİN 657 MEGAVATI YERLİ KAYNAKLARLA"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidarları döneminde, kalkınmanın temel unsuru olan enerji altyapısının geliştirilmesi konusunda da Cumhuriyet döneminde yapılanların tamamını kat kat aşan başarılar yakaladıklarını belirtti.
 
Enerjide toplam kurulu gücün 56 bin 700 megavat ilaveyle 88 bin 550 megavata yükseltildiğini bildiren Erdoğan, "En büyük başarıyı da yerli kaynaklara dayalı elektrik üretiminde gösterdik. Halihazırdaki kurulu gücümüzün 52 bin 657 megavatı yerli kaynaklarla gerçekleştiriliyor." dedi.
 
Sosyal yardım politikalarına da değinen Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Milletimizden en çok dua aldığımız alanlardan biri de sosyal yardım politikalarımızdır. Yıllık sosyal yardım bütçesini 2 milyar liradan 43 milyar liraya yükselterek, ülkemizde aç ve açıkta kimsenin kalmamasını temine gayret ediyoruz. Kimsesiz çocuklardan yaşlılara, engellilerden dul kadınlara ve mağdur ailelere kadar her kesimi kuşatan bir sosyal yardım sistemi kurduk. Eğer hastaysa evine doktorlarımızı, hemşirelerimizi göndermek suretiyle evlerinde tedavilerine de bakımlarına da yardımcı oluyoruz. Sistem bu Bay Kemal. Bu yatarak olmaz, çalışarak olur."
 
Şehit yakınları ve gazilere, ülke tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar sahip çıkarak kendilerine şükran borcunu ifa etmeye çalıştıklarını dile getiren Erdoğan, günlük harcama düzeyi 4,3 doların altındaki nüfus oranını da yüzde 30'dan yüzde 1,5'e indirdiklerinin altını çizdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücretten memur ve emekli maaşlarına kadar her alanda gelirleri ve buna bağlı olarak da refah seviyesini fiilen yukarı çıkardıklarını anlattı. Erdoğan, Türkiye'nin düşük ve orta gelir düzeyini geride bırakarak yüksek orta gelir grubuna mensup bir ülke haline geldiğini vurguladı.
 
Türkiye'yi onurlu ve omurgalı dış politikaya sahip bir ülke konumuna yükselttiklerini ifade eden Recep Tayyip Erdoğan, "TİKA vasıtasıyla dünyanın dört bir yanında yürüttüğümüz kalkınma yardımı faaliyetleri, ülkemizin insani hasletlerinin sembolü haline gelmiştir. Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kuruluşlarımız, yurt dışında ülkemizin eğitim öğretim, kültür, sanat, bunların bayraktarları olarak faaliyetlerini yürütüyorlar." diye konuştu.
 
 
"ACABA GAZİ, PARLAMENTER DEMOKRASİYLE Mİ İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ?"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarlıklardan cumhurbaşkanına kadar kesintisiz işleyen bir kamu yönetimi sistemiyle millete sunulan hizmetin kalitesini her alanda sürekli yükseltmenin gayreti içerisinde olduklarını belirterek, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu bakımdan ülkemizin geleceğine bıraktığımız en büyük miras, en büyük armağan olacaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden rahatsız olanlar var, bunu biliyorum. Diyorlar ki 'Bu geleneğimize ters bir yapı', yeri geliyor, diyorlar ki 'Biz Atatürk'ün partisiyiz.' Acaba Gazi, parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?" değerlendirmesini yaptı.
 
Gelişmiş ülkelerin ya başkanlık ya da yarı başkanlık sistemiyle yönetildiğine dikkati çeken Erdoğan, bunların önde gelen sistemler olarak yer bulduklarını dile getirdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Dert başka. Dert, kiminle geldi? AK Parti iktidarıyla. Bu, Cumhur İttifakı'nın ortaklaşa getirmiş olduğu bir sistem. Bu rahatsız ediyor. Etse de etmese de sonunda nereye gidildi? Sonunda millete gidildi. Millet, Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne 'evet' dedi. Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi? Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre, hazırlanan bu sistemi milletimize götürdük mü? Götürdük. Milletimiz buna yaklaşık yüzde 52 ile 'Evet' dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'yi, diğer alanlarla birlikte ekonomide de fevkalade ileriye taşıdıklarını söyledi.
 
Türkiye ekonomisini, 2013-2018 yılları arasında yılda ortalama yüzde 5,6 büyüttüklerini anımsatan Erdoğan, "Milli gelirimizi, döviz kurunda geçen yıl yaşadığımız ağır saldırıya rağmen 790 milyar dolar seviyesinde tuttuk. Satın alma paritesine göre dünyanın 13. büyük ekonomisi durumundayız. Şu anda 20 tane dünya ülkesi arasında, Türkiye bu 20'nin içerisinde. Bu, bir şey ifade ediyor. Durup dururken sizi oraya almıyorlar. Küçük bir hamleyle inşallah bu listede birkaç basamak birden yükselebilecek bir yerdeyiz." diye konuştu.
 
Hükümetleri döneminde 9 milyon yeni kişiye iş sağlayarak istihdam rakamını 29 milyona yükselttiklerini anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde 36 milyar dolar olan ihracatın 171 milyar dolara ulaştığını da kaydetti.
 
Erdoğan, konuşmasında ekonomideki gelişmelere değinerek cari dengenin Türkiye tarihinde ilk defa 5 milyar dolar civarında fazla verir hale geldiğini anımsattı. Cari denge meselesini en az terörle mücadele kadar kritik bir beka meselesi olarak gördüklerini belirten Erdoğan, bu konudaki kararlı duruşu sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti.
 
Turizmde bu yılın ilk 9 ayında 42 milyon seviyesine ulaşıldığının altını çizen Erdoğan, "İnşallah yıl sonunda 50 milyon rakamını aşacağız. Böylece dünyada en çok turist çeken 6. ülke haline geldik. Döviz rezervlerimiz bir ara iyice azalmıştı ama şimdi toparlandı ve 105 milyar dolar seviyesine yükseldi." dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ana muhalefet partisinin sözcüsünün geçen günlerde ekonomik gelişmelerle ilgili konuştuğunu, AK Parti'nin ise görevi IMF'ye 23 milyar dolar borcun bulunduğu bir dönemde devraldığını anımsattı. IMF'ye olan borcun 2013 yılının Mayıs ayında sıfırlandığını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Şu anda bizim IMF ile bir ilgimiz yok. Ana muhalefet partisi iktidara çamur atmanın gayretinde ama atamazsınız. Çünkü buraya sizin ne diliniz ne ağzınız ulaşamaz. Her şeyden önce haddinizi bileceksiniz. Niye? Sizin bunları yapacak gücünüz, takatiniz yok. Zaten IMF olayını bu milletin başına dert eden sizsiniz. Bunu peyderpey azaltan da biziz ve en sonunda sıfırladık. Başbakanlığım döneminde IMF bizden 5 milyar avro borç istedi. Arkadaşlara da 'Verin' dedim. Baktılar Türkiye, bu çılgın Türklerin sağı solu belli olmaz; 'Herhalde bu 5 milyar avroyu verecek' dediler ve almaktan vazgeçtiler. Son dönemde yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen gerek kamu borç oranında, gerek toplam borcun milli gelire oranında gerekse diğer borç kategorilerinin tamamında gelişmiş ülkelerden bile çok iyi durumdayız. Ülkemize, döviz kuru, faiz ve enflasyon üçgeninde kurulan oyunu bozduk. Hep 'Bu faizi düşürmekten başka çare yok.' diyorum.
 
Faizi düşürdükçe enflasyonun düşeceğini söyledim. 'Bu olduğu zaman büyüme hızlanır' dedim. Sistem değişince Merkez Bankası Başkanını görevden alma yetkisini de aldık ve böylece önceki Merkez Bankası Başkanını görevden aldık. Çünkü laf dinlemiyor adam. Yeni arkadaşımız ile yola devam ettik, 'Faiz oranlarını düşüreceğiz' dedik. Çünkü faiz bir ülkenin kalkınmasında en büyük zulümdür. Yatırımları durdurur, istihdamı durdurur, üretimi durdurur, rekabet gücünüzü ortadan kaldırır ve sizin büyümenizi de engeller. Bu adımlar atılınca hava değişti ve enflasyonda tek haneye düştük. Döviz kurunu da nispeten stabil hale getirdik.
 
Hem gösterge faizlerinde hem piyasa faizlerinde ardı ardına indirimler yapılıyor. Araç ve konut kredilerindeki düşüş piyasaları yeniden canlandırdı. Enflasyonu da ekim ayı itibarıyla yüzde 8,6 seviyesine indirerek yeniden tek haneli rakamlara düşürdük. Türkiye'nin öyle masa başında tezgahlanan ayak oyunları ve kumpaslarla yıkılamayacak kadar güçlü bir ülke olduğunu inşallah herkes görmüştür. Bize zarar vermek için atılan her adım Türkiye'nin daha da güçlendiği bir sürecin başlangıcı olmuştur. Öyle de devam edecektir. Ülkemizi devletlerden bir devlet sananlar gerimizdeki 2 bin 200 yıllık bir tecrübeyi milletimizin vatanındaki bin yıllık mücadelesini ve yüz milyonlarca insanın duasının gücünü görmüyor demektir. Hepsi de teker teker bu gerçekleri görecektir. Bir olduğumuz, iri olduğumuz, diri olduğumuz, kardeş olduğumuz, hep birlikte Türkiye olduğumuz sürece bu gerçekleri her birine anlata anlata göstereceğiz."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abdurrahim Karakoç'un, kendisine göre dünyanın en güzel aşk şiirlerinden "Mihriban"ın ve yine dünyanın en güzel kahramanlık şiirlerinden olan "Vur Emri"nin yazarı olduğunu anımsattı. Karakoç'un "Mektup yazdım Hasan'a, ha Hasan'a ha sana" dizeleriyle başlayan "Hasan'a Mektup" şiirine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz de bugün burada konuşmamızı sizlere ama mesajlarımız tüm milletimize, tüm dünya ya ve tüm muhataplarımızadır." diye konuştu.
 
 
"EY BATI, SİZ İKİRCİKLİ DEĞİLSİNİZ, ÇOK YÜZLÜSÜNÜZ"
 
Erdoğan, Türkiye'nin dünyada terörle mücadele konusunda en büyük mücadeleyi veren, en büyük kayıpları yaşayan ve aynı zamanda en büyük başarıları elde etmiş bir ülke olduğunu söyledi.
 
PKK terör örgütünün 1984 yılından beri devlete ve millete saldırdığını, içlerinde daha doğmamışlardan kundaktakilere kadar her yaştan çocuğun ve annenin de olduğu on binlerce masum vatandaşın alçak saldırılar sonucu hayatını kaybettiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Diyarbakır'daki il teşkilatını niye terk ettiniz? Ey Batı, orada il teşkilatının önündeki anneleri niye görmediniz, niye görmüyorsunuz? İşinize gelmiyor. Siz ikircikli de değilsiniz, siz çok yüzlüsünüz. Aynı şekilde binlerce güvenlik görevlimiz bu mücadelede şehadet mertebesine ulaşmıştır. Elbette bu sabah da bir kardeşimiz Resul Ayn'da el yapımı bombalar temizlenirken şehit oldu. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum, onun şahsında tüm şehitlerimize rahmet, gazilerimize de Rabb'imden şifalar niyaz ediyorum."
 
Erdoğan konuşmasında, teröristlerin, yaptıklarını fazlasıyla ödediklerini, ödemeye de devam edeceklerini belirterek, "En son terörist inşallah bitinceye kadar bu mücadele devam edecek. Kimse bizden bunu durdurmamızı beklemesin." açıklamasını yaptı.
 
Daha öncesinde ASALA terör örgütünün dünyanın dört bir yanında Türkiye'nin temsilciliklerine yönelik 100 civarında saldırılar gerçekleştirdiğini, 40'a yakın diplomatik görevliyi şehit ettiğini hatırlatan Erdoğan, bu sözde Ermeni terör örgütü karşısında gerek Amerika gerek batı dünyasının en ufak bir tavrının duyulmadığını ve görülmediğini dile getirdi.
 
Yine 1970'li yıllar boyunca yaşanan terör olaylarında çok derin acılar çekildiğini vurgulayan Erdoğan, "Maalesef Türkiye'nin bu uzun ve ağır bedelli terörle mücadele süreci takdir edilmek yerine üzerimizde hesapları olanlar tarafından kullanışlı bir malzeme olarak görüldü." ifadesini kullandı.
 
Suriye'den Türkiye'ye yönelik terör tehditleri yoğunlaştığında müttefik ülkeler başta olmak üzere tüm dünyadan yardım istendiğini anımsatan Erdoğan, G-20 Antalya Zirvesi'nde tüm liderlere, "Gelin, Suriye sınırlarımız boyunca güvenli bir bölge oluşturalım. Hem Suriye halkını zulümden kurtaralım hem de sığınmacıları burada iskan edelim." dediğine, zahirde herkesin bu teklifi olumlu karşıladığına ama gerçekleşmesi için hiç kimsenin kılını dahi kıpırdatmadığına dikkati çekti.
 
Teröristler Suriye tarafından sınır şehirleri havanla, roketle, silahla taciz etmeye başladığında bu çağrıyı yenilediklerini anlatan Erdoğan, "Ne yaptılar biliyor musunuz? Bize destek vermek şöyle dursun, ülkemize daha önce getirilmiş olan hava savunma sistemlerini söküp geri götürdüler." diye konuştu.
 
Erdoğan, PKK bir yandan, DEAŞ bir yandan, rejimin kontrolündeki çeşitli terörist unsurlar diğer yandan Türkiye'de bombalar patlatıp vatandaşları, güvenlik güçlerini şehit ederken hepsinin olup bitene seyirci kaldığını belirtti.
 
Gezi olaylarından çukur eylemlerine kadar Türkiye'nin güvenliğini, milletin huzurunu tehdit eden her olayda, Türkiye'nin değil vandalların ve teröristlerin yanında saf tutulduğuna işaret eden Erdoğan, "15 Temmuz darbe girişimi gecesi, hepsinin de heyecanla gecenin sonunda darbecilerin galebe çalmasını beklediklerini çok iyi biliyoruz. Hatta Amerika'da, Avrupa'da ve kimi Arap ülkelerinde bazıları, sabahı beklemeden darbecilere olan desteklerini ifşa etmekten de çekinmediler. Türkiye'nin Suriye gibi, Mısır gibi, Libya gibi bu tür olaylarla karşılaşınca yıkılacak bir ülke olduğunu sandılar. Milletimiz tüm bu hadiseler karşısında dimdik yanımızda durup mücadelemize destek verince de hüsrana uğradılar. Bu hayal kırıklığının etkisiyle giderek hırçınlaştılar, terbiyesizleştiler, pervasızlaştılar." değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye'nin, her meselesini diplomasiyle, diyalogla, karşılıklı nezaketle ve anlayışa dayalı müzakereyle çözmeyi prensip edinmiş bir ülke olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1999 yılında Amerika'ya sığınan terörist başı Feto'nun, o günden bu güne Amerika'da niye tutulduğunu, Türkiye mahkemelerinin verdiği 90'ı aşan dosyayı bunlar gördükleri halde Feto'yu orada neden sakladıklarını da sordu.
 
Erdoğan, "Bu, bulunmayan bir hint kumaşı değil. Demek ki burada başka projeler var. Şu anda bu terörist başı Feto, bir projedir. Bir proje olarak da şu anda Amerika'da 400 dönümlük arazi üzerinde yaşamaktadır. Ama öbür taraftan biz de bir şey olduğu zaman, 'Bunu bize gönderin.' Kusura bakmayın." dedi.
 
DEAŞ'ın başının kendini öldürdüğü, intiharını yaptığını, tüm dünyanın bununla ayağa kaldırıldığını belirten Erdoğan, şu ifadelere yer verdi:
 
"İyi güzel de bunun dışında olanlar gerçekleştiğinde niye acaba sizler gerekli desteği vermiyorsunuz? Sizler de gerekli desteği burada vermeniz lazım. O ne kadar sizin için önemli ise Feto denilen bu terörist başı da bizim için o kadar önemlidir. (FETÖ) Atmış olduğu adımlarla, yaptıklarıyla benim 251 kardeşimi şehit ettiler, 2 bin 193 vatandaşımı gazi ettiler. Bunun bir bedeli olmayacak mı? Bunun bir bedeli de kesinlikle bu adamın Türkiye'ye teslimidir. Bunun için, ha Apo ha Feto, hiçbir farkı yok."
 
DEAŞ'ın en çok hedef aldığı Türkiye'yi, bu örgütle irtibatlandırmak için, FETÖ ve PKK dahil her aracı kullanmaya çalıştıklarının altını çizen Erdoğan, bu konudaki cevaplarını, en cahil insanların bile anlayabileceği açıklıkta, samimiyetle verdiklerini dile getirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadeleyi, insan hakları meselesine dönüştürmeye çalıştılar. Yine aynı nezaketle cevabımızı verdik. Türkiye 4 milyon sığınmacının yükünü tek başına omuzlarken, bu konuda dahi ithamlarda bulunmaya yeltendiler. Yine duruşumuzu bozmadan cevaplarımızı verdik. Güney sınırlarımız boyunca önce DEAŞ, o olmayınca PKK/YPG eliyle bir terör koridoru oluştuma gayretlerini alenen yürütmeye başladılar. Müttefik dediğiniz ülkelerin bizim değil, teröristlerin yanlarında yer almaları karşısında artık kendi göbeğimizi kendimizin kesmesi gerektiğini gördük. 32 bin civarında tır silah yüklü, araç, gereç, mühimmat yüklü olarak benim ülkeme Irak tarafından giriyor ve bu terör örgütlerini destekliyorsa burada bir şey var demektir. Biz buna eyvallah edemeyiz. Defaatle uyarılarımızı yaptık. Ama buna rağmen hala Amerika'nın sesi çıkmıyor. 'Askerimizi çekiyoruz.' dediler, çektiler mi? Hayır. Oyalıyorlar. Hep oyalama taktikleri. Bu terör örgütlerini terör örgütü olarak adeta kabul etmediklerini son 2018 terör raporunda yaptıkları açıklamayla da ortaya koydular. Dün bizler de kabine toplantımızdan sonra açıklamamızı çok açık net yaptık. Bundan sonra böyle."
 
Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekatı'yla 3 binin üzerinde DEAŞ ve 600 YPG/PKK'lı teröristin etkisiz hale getirildiğini hatırlattı.
 
Terör örgütü DEAŞ'a karşı kazanılan bu muazzam başarı karşısında dahi samimiyetle Türkiye'nin yanında yer alan kimsenin neredeyse bulunmadığını söyleyen Erdoğan, "Çünkü bunlar kendileri zaten DEAŞ'la beraber hareket ediyorlar." ifadesini kullandı.
 
Daha sonra Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin bölgesinin YPG/PKK teröristlerinden temizlendiğine ve terör örgütü DEAŞ tehdidinden kurtarıldığına işaret eden Erdoğan, "Bu kez sessiz kalmadılar, oldukça ağır bir şekilde ülkemizi eleştirmeye kalktılar. Tabii önce söylenen laflara baktık, sonra söyleyenlere baktık ve hiçbirini kale almadık. Bu arada, hiç olmadık bahanelerle ülkemizi uluslararası alanda köşeye sıkıştırma çabaları kesintisiz sürdü. Amaçları, Türkiye'yi takatsiz bırakıp, güney sınırlarımız boyunca kurmaya çalıştıkları terör koridoruna razı etmekti. İşte bu da Irak sınırından Cerablus'un biraz daha batısına kadar orada bir koridor açmak. Çünkü bu koridor ülkemiz için tehdit oluşturacaktı. Buna fırsat vermedik." değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye'nin, savunma sanayi alanında tam anlamıyla örtülü ambargoya maruz kaldığını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonlarında kullandığı her türlü silahın, mühimmatın, teçhizatın tedarikini engellediler. Bir basit tabancanın bile bize satışını engellediler. Bunlar bizim için leblebi çekirdek. Biz bunu zaten üretiyoruz. Bunu benim Karadeniz'deki vatandaşım zaten yapıyor, üretiyor. Bunlar problem değil. Madem stratejik ortağız, bunlar nedir? Bunları niye yapıyorsunuz? Kimini kendimiz üreterek, kimini başka yerlerden temin ederek bu engelleri birer birer aştık. Mesela sınırlarımıza yapılan yoğun saldırılar sebebiyle acil ihtiyaç duyduğumuz hava savunma sistemlerini bize satmadıkları için gidip Rusya'dan S-400 aldık. Buna rağmen durmadılar. Projenin kurucu ortağı olduğumuz, üreticisi konumunda bulunduğumuz, parasının da bir kısmını ödediğimiz ki 1 milyar 400 milyon dolardır, F-35 savaş uçaklarımızı bize teslim etmek istemediler. Bunun üzerine biz de öncelikle kendi milli muharip savaş uçağımızın geliştirilmesi sürecini hızlandırdık. Aynı zamanda alternatif tedarik yollarını araştırıyoruz."
 
"KİNLERİNİ KUSMAYA BAŞLADILAR"
 
Erdoğan, dünyada her şeyin alternatifi olduğuna işaret ederek, "Yeter ki paran olsun, verirsin alırsın." dedi.
 
Bu konuda da Türkiye'yi teslim alamayınca, asırlık hesapları gündeme getirip, kinlerini kusmaya başladıklarının altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Şu gerçeği herkesin bilmesini istiyorum. Terör örgütlerine verilen her destek, bu yönde atılan her adım, sadece bizim mücadele azmimizi biliyor. Barış Pınarı Harekatı'mızı başlatmadan önce, ülkemize böyle bir adım atmaması konusunda ne büyük tehditler savrulduğunu hatırlıyorsunuz değil mi? 'Asarız, keseriz, vururuzdan başlayan bu tehditlere rağmen Barış Pınarı Harekatı'nı başlattık mı? Başlattık. Peki, bizi asan, kesen, vuran oldu mu? Olmadı. Niye? Çünkü bunlar mertçe mücadele etmeyi bilmezler. Bunların her işi sinsilik, iki yüzlülük, tuzak kurma, oyuna getirme üzerine kuruludur. Şimdi yine benzer çabalar içindeler. Her gün birileri çıkıyor ülkemizi tehdit ediyor.
 
Meclislerinde bizim için hiçbir hükmü olmayan kararlar alıyorlar. Gazetelerinde mürekkebinden kin ve kan damlayan yazılar yazıyorlar. Ekranlarda ağızlarını köpürterek analizler yapıyorlar. Arada bir de mektuplar yazıyorlar. Böyle yapınca Türkiye korkup geri mi çekiliyor? Siz YPG/PKK'yı terör örgütü olarak raporlarınıza yazmayınca, bu eli kanlı katiller ibra mı oluyor? Elbette hayır. Kendi elinizle kurduğunuz, ipinin de hala siz de olduğunu artık itiraf ettiğiniz DEAŞ denen ucubeyle mücadele bahanesiyle katlettiğiniz yüzbinlerce masumun vebalinden kurtulamazsanız."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin terörle mücadele operasyonlarında tek bir sivilin bile burnu kanamazken, diğer ülkelerin operasyonlarında oluk oluk sivil kanı dökülüyor olmasını dünya kamuoyunun takdirine bıraktıklarını belirtti.
 
"BU BAYRAK İNMEZ, BU EZAN SUSMAZ"
 
Türkiye'yi, haklı mücadelesi için eleştirenlerin, tehdit edenlerin, durmaya ve geri çekilmeye zorlayanların, teröristler karşısında böyle kararlı bir duruş sergilemediklerini ifade eden Erdoğan, "Çanakkale'de yedi düveli dize getirmiş, İstiklal Harbi'nde yedi düvele rağmen yeni devletini kurmuş, bunca yıldır terör örgütleri vasıtasıyla vurulan darbelere rağmen dimdik ayakta kalmış Türkiye, bunlara mı eyvallah edecek? Bizi yaptırımla korkutanlar, bizim için tek yaptırım merciinin Allah olduğunu bilmiyorlar galiba. Bize kendi isteklerini dikte etmeye çalışanlar, bizim sadece milletimizden emir alacağımızı da bilmiyorlar galiba. Türkiye'yi müstemlekeleriyle karıştıranlar, gerçeği görmek için bundan daha açık ne tür bir bilgi, belge, karar bekliyor olabilirler? İşte burada tekrar söylüyorum. Bu bayrak inmez. Bu ezan susmaz. Bu ülke bölünmez. Bu millet diz çökmez. Bu devlet, inşallah, ilelebet payidar kalır." dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sözleri partililerce ayakta alkışlandı.
 
TERÖRLE MÜCADELEDE KARARLILIK VURGUSU
 
"Duymayan kulaklar duysun, görmeyen gözler görsün, nasırlaşmış yürekler bu gerçekleri artık anlasın." diyen Erdoğan, Türkiye'nin, Suriye ve Irak topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadelesini sürdüreceğini vurguladı.
 
Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin evlerine gönüllü dönüşleri için gereken güvenliği, huzuru, altyapıyı kurana, gerekiyorsa bunun için yeni şehirler inşa edene kadar buradaki işlerinin bitmeyeceğinin altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Amerika ve Rusya ile vardığımız mutabakatlara bağlıyız. Bir şartla, muhataplarımızın da sözlerini yerine getirmeleri halinde bu geçerlidir. Her iki tarafta da belirlediğimiz güvenli bölge sınırları içinde halen teröristlerin bulunduğunu biliyoruz. Bizi 'Teröristleri buradan çıkardık, buralar teröristlerden arındırıldı.' laflarıyla aldatamazlar. Buralar teröristlerden arındırılmış değil. Ne Tel Rıfat'ta ne de Münbiç'te halen teröristler oralardan çıkarılmış değil. Aynı şekilde Rasulayn'ın doğusunda, güneyde yine teröristlerden bu bölgeler arındırılmış değil. Bir taraftan zaten 'Petrolü ben çok severim.' dediği zaman ne var orada? Petrolün yanında petrolü beraber üreteceği teröristler var. Oraları bu teröristler işletiyordu. Bütün geçim kaynakları orasıydı. Güvenli bölge sınırları ötesindeki teröristler de güvenlik güçlerimize yönelik saldırılar düzenliyor. Bu duruma seyirci kalmayacağız. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne yapmamız gerekiyorsa onu yapacağız."
 
Rusya'dan alınan S-400'lerin, F-35 meselesi ve yaptırımlar başta olmak üzere diğer konularla ilişkilendirilmesinin akıl ve mantık işi olmadığını bildiren Erdoğan, "Bu konudaki ısrarları, ülkemize yönelik husumet dalgasının yeni bir bahanesi, yeni bir aracı olarak görüyoruz. Türkiye ile eşit şartlarda konuşmaya, müzakere etmeye, anlaşmaya hazır olan herkese ülkemizin kapıları da gönül kapılarımız da sonuna kadar açıktır. Ülkemizin ve milletimizin istiklaline, istikbaline, onuruna halel getirecek her türlü davranışı, her türlü teklifi, her türlü ifadeyi peşinen reddediyor, sahibine iade ediyoruz." ifadelerini kullandı.
 
Bu arada AK Parti TBMM Grup Toplantısı'na, KKTC Ulusal Birlik Partisi heyeti ve İspanya'da gerçekleştirilen Avrupa Tekvando Şampiyonası'nda bayanlar kategorisinde birinci olarak altın madalya kazanan Sude Yaren Uzunçavdar ile çok sayıda partili katıldı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşması öncesinde Uzunçavdar ile sohbet etti, fotoğraf çektirdi.