Cumhurbaşkanı Erdoğan: İstikbalimiz söz konusu olunca diğer her şey ikinci planda kalır

AA |  14 Kasım 2019 Perşembe - 3:44 | Son Güncelleme : 14 11 2019 - 3:57

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yurt dışında yaşayan hiçbir kardeşimizi gözünü kin ve nefret bürümüş ırkçı fanatiklerin veya terör örgütü destekçilerinin insafına terk edemeyiz." dedi.


Erdoğan, Maryland eyaletindeki Amerika Diyanet Merkezi'nde düzenlenen  Dil, Tarih ve Kültür Eğitim 2019 Programı'nda Türk vatandaşları, Türk kökenli  Amerikalılar ve Müslüman toplumu temsilcilerine hitap etti.
 
Konuşmasına tüm katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, programı  teşrifleri için şükranlarını sundu.
 
Amerika Diyanet Merkezi'ne ve buluşmada emeği geçenlere teşekkür eden  Erdoğan, "Sizlere Türkiye'deki kardeşlerinizin, akrabalarınızın, dostlarınızın,  tüm sevdiklerinizin selamlarını iletmek istiyorum. Bu vesileyle buradan  Amerika'nın dört bir yanındaki vatandaşlarıma ve kardeşlerime en derin sevgi ve  saygılarımı özellike ifade etmek istiyorum. Öğrencilerimizi, iş adamlarımızı,  ülkesi için çalışan kamu görevlilerimizi, milletimizin alicenaplığını bu  topraklara taşıyan sivil toplum kuruluşlarımızı  özellikle selamlıyorum. Ülkesini  ve milletini sırtından hançerleyen hainlere inat, Türk milletini burada gururla  temsil eden her bir kardeşime saygılarımı sunuyorum." diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2 Nisan 2016'da açılışını heyecan ve coşkuyla  yaptıkları Amerika Diyanet Merkezi'nin gerçek anlamda bir merkeze dönüştüğünü  gördüklerini belirterek, bunun ayrı bir gurur vesilesi olduğunu ifade etti.
 
Merkezin kısa sürede sadece Türklerin değil, ABD'deki tüm  Müslümanların iftihar kaynağı haline geldiğine işaret eden Erdoğan, "İslamı  terörle özdeşleştirme çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde bu merkez İslam  medeniyetinin din, kültür, tarih ve medeniyet anlayışının sembollerinden biri  oldu. Medeniyetimizin sanat, estetik, zerafet ve nezaketini yansıtan bu güzel  mekanın vatandaşlarımız, soydaşlarımız ile diğer kardeşlerimize sağladığı  hizmetlerden memnuniyet duyuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
 
Merkezde Türkçe, tarih, kültür, temel dini bilgiler ve Kur'an-ı Kerim  dersi alan çocuklar ile ailelerinin de aralarında bulunduğunu anlatan Erdoğan,  "Ülkemizden binlerce kilometre ötede böyle bir ihtiyacı giderdiğimiz için  sevinçliyiz. Yavrularımızın İstiklal Marşımızı bu şekilde okumaları bizler için  ayrı bir gurur vesilesidir. Arzumuz ve temennimiz, Müslümanlara yakışan bu tür  merkezlerin Amerika'nın her köşesinde yaygınlaşmasıdır." dedi.
 
Erdoğan, 2002'den itibaren yurt içinde yaşayan vatandaşlarla beraber  Türkiye dışında yaşayan vatandaşlara da farklı bir anlayışla yaklaştıklarına  dikkati çekerek, şöyle devam etti:
 
"Gurbetçi denilerek dışlanmış, uzun yılar boyunca ihmal edilmiş  insanlarımızın anavatanla bağlarını yeniden güçlendirmenin yollarını aradık.  Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan, imkanları kısıtlı, insan kaynağı yetersiz  birçok sivil toplum kuruluşumuzu bunun için destekledik ve teşvik ettik."
 
"Sağlam köprüler oluşturduk"
 
Bu sivil toplum kuruluşlarının bugün bulundukları ülkelerin siyasi ve  sosyal hayatında söz sahibi hale geldiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle  sürdürdü:
 
"Teröre bulaşmadığı, ülkesine ihanet etmediği sürece yurt dışında  yaşayan her bir kardeşimizi kökenine, meşrebine, fikrine bakmadan bağrımıza  bastık. Dünyanın 100'e yakın ülkesinde kendilerine hayat kuran 6,5 milyon  vatandaşımızla, 81 vilayetimizde yaşayan 82 milyon insanımız arasında sağlam  köprüler oluşturduk. Gerektiğinde pozitif ayrımcılık yaparak yurt dışında yaşayan  vatandaşlarımıza sağladığımız hizmetlerimizin sayısını ve kalitesini artırdık.  Bugün yurt dışında hayat süren her bir kardeşimiz 17 sene öncesine göre Türkiye  Cumhuriyeti Devleti'nin gücünü daha fazla yanında hissediyor. Türkiye'nin  ekonomide, demokraside, savunma sanayinde, dış politikada elde ettiği başarılar  sizlerin buradaki konumunu da daha yükseğe taşıyor."
 
Zamanla beraber ihtiyaç, şart, talep ve tehditlerin de değiştiğine  değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Yurt dışında yaşayan insanlarımızın karşılaştığı sıkıntılar  1980'lerle, 1990'larla mukayese edilemeyecek şekilde farklılaştı. İnsanlarımız  artık oldukça geniş bir yelpazede her biri ayrı öneme sahip sorunlarla yüzleşmek  zorunda kalıyor. İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, kültürel ırkçılık,  çocuklarımızın kimlik ve aidiyetinin korunması konularındaki sıkıntılar giderek  artıyor. Aynı şekilde siyasi haklara tam manasıyla erişim başta olmak üzere  temsile ilişkin sorunlar da kardeşlerimizi endişelendiriyor."
 
Erdoğan, özellikle batılı ülkelerde Neo Nazi partilerin ve ırkçı  siyasetçilerin gündemi belirlediğine, hükümet politikalarına yön verdiğine şahit  olduklarını dile getirerek, hemen her gün camileri, Müslümanlara ait iş yerlerini  hedef alan ırkçı saldırıların yaşandığını gördüklerini söyledi.
 
İslam düşmanlığının varabileceği vahim boyutlara Yeni Zelanda'da  düzenlenen terör saldırısında hep birlikte şahit olduklarını belirten Erdoğan,  benzer nitelikte bir saldırının Amerika'da meydana geldiğini anımsattı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, New Haven Diyanet Camisi'nin 12 Mayıs'ta  kundaklanmak istendiğini, çıkan yangında büyük hasar oluştuğunu ancak herhangi  bir can kaybı olmadığını ifade ederek, "İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığıyla  mücadelede devletimiz tüm kurum ve birimleriyle sizlerin yanınızdadır. Yurt  dışında yaşayan hiçbir kardeşimizi gözünü kin ve nefret bürümüş ırkçı  fanatiklerin veya terör örgütü destekçilerinin insafına terk edemeyiz. Sizlerden  beklentimiz önümüzdeki süreçte bulunduğunuz yerlerde daha güçlü, daha organize,  daha aktif olmanızdır." diye konuştu.
 
"Mümin mücadele etmekle mükelleftir"
 
Bir müminin içinde bulunduğu toplumdan kopuk şekilde yaşayamayacağını  vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mümin mücadele etmekle, kardeşleri, komşuları, arkadaşları arasındaki  sıkıntılara çözüm aramakla mükelleftir. Çünkü Müslüman, hayatın bizatihi içinde  olan, yaşayışıyla, ticaretiyle, tavır, davranış ve ahlakıyla diğer insanlara  örnek olan insandır. Bu anlayışla, kültürünüzle, inancınızla, sizi siz yapan  değerlerinizle bağlarınızı korurken, aynı zamanda içinde bulunduğunuz topluma da  en üst düzeyde katılım sağlayacaksınız. Sizlerden 14 asırlık medeniyet  müktesebatımızı, istikbalimizin teminatı olan evlatlarımıza en güzel şekilde  aktarmanızı istiyorum. Aynı şekilde Amerikan İslam toplumunun tüm fertleriyle  diyaloğunuzu, bağlantılarınızı güçlendirmeniz çok önemli. Bulunduğunuz her  ortamda örnek bir kişilik olarak temayüz ederek, karşınıza çıkan sıkıntıları daha  kolayca aşabileceğinize inanıyorum. Şayet bunları yapabilirsek Allah'ın izniyle  hiçbir tehdit bizi sindiremez."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm Müslümanlar olarak, bir ve beraber olup,  bir duvarın tuğlaları gibi dayanışma içerisinde hareket edildiğinde, önlerinde  hiçbir engelin dayanamayacağını söyledi.
 
Türk- Amerikan ilişkilerinin son günlerde sancılı bir dönemden  geçtiğine işaret eden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
 
"Biz Türkiye olarak, iki ülke arasındaki müttefiklik ve stratejik  ortaklık ilişkisine yaraşır şekilde üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam  edeceğiz. Şimdiye kadar ortak çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa o şekilde  davranmaya çalıştık. Türk-Amerikan ilişkilerini sabote etmek isteyenlerin oyununa  gelmedik. Ancak ülkemizin güvenliği, milletimizin geleceği için hangi adımları  atmak gerekiyorsa onları da atmaktan bir an olsun çekinmedik. İstiklalimiz ve  istikbalimiz söz konusu olunca diğer her şey ikinci planda yer alır. Vatanımızı  ve bağımsızlığımızı korumak noktasında baş veririz ama asla baş eğmeyiz."
 
Türk devletinin 2 bin 200 yılı aşan şanlı tarihinin bunun sayısız  örnekleriyle dolu olduğuna işaret eden Erdoğan, son dönemde attıkları adımların  da aynı anlayışın ürünü olduğunu bildirdi.
 
"Bedelini onlara ağır ödeteceğiz"
 
Erdoğan, 9 Ekim'de başlattıkları Barış Pınarı Harekatı'nın Türkiye'nin  terörle mücadele kararlılığının ifadesi olduğunun altını çizerek, "Barış Pınarı  Harekatı Kürt kardeşlerimize yönelik bir harekat değildir, sadece terör  örgütlerine karşı yapılmakta olan bir harekattır. Bu nerede olursa olsun, biz  teröristlerle terör örgütleri ile karşı karşıyayız ve bunların da bedelini onlara  ağır ödeteceğiz." diye konuştu.
 
Son 10, 20 ve 30 yıl geriye gittiklerinde 40 bini bulan sayıda insan  kaybedildiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Bunları kaybederken kimse kalkıp da, 'ne oluyor' diye onu bize  sormadı. Öyleyse biz göbeğimizi kendimiz kesiyoruz, kendimiz kesmeye de devam  edeceğiz. Bu harekatla Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoruna izin  vermeyeceğimizi gösterdik. Bir terör devletinin kurulmasına da asla müsaade  etmeyeceğiz. DEAŞ'la mücadele kılıfı altında kurulan tuzağı çok kısa sürede boşa  çıkardık. Ülkeleri dışında yaşayan milyonlarca Suriyeli sığınmacının geri dönüşü  için tek gerçek ve somut çaba bizim güvenli hale getirdiğimiz yerlerdedir."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda 4 milyon mülteciye ev sahipliği  yapıldığını, bunun dünyada başka bir örneği olmadığını vurgulayarak, şunları  söyledi:
 
"Bunların 3 milyon 650 bini ki büyük bir çoğunluğu, kahir ekseriyeti  Arap'tır. Bunun dışında Keldani, Ezidi, Hristiyan var. Bütün bunlar, hepsi  mülteci olarak bizim topraklarımızda. Onlara misafirperverliğimizin en idealini  yapıyoruz. Ayrıca 350 bin de Kürt var. Nereden geldi bunlar? Aynularap'tan  geldiler. Nereye geldi? Bizim topraklarımıza. Kimin zamanında? Obama zamanında  geldiler ve biz bunlara da kapılarımızı kapamadık, bunları da aldık. Onlara da  her türlü şu anda desteği biz veriyoruz. Bize kalkıp, herhangi bir ülkeden 'Siz  bu kadar insana, 4 milyon insana bakıyorsunuz' bunların içerisinde 350 bin Kürt  var. 'Kürtler için size biz şu kadar destek verelim' bugüne kadar kimse demedi. 3  milyon 650 bin Arap var. Arap liginden kimse kalkıp da 'size şu kadar destek  verelim' demedi. Ezidi, Keldani, Arami de hepsine bakıyoruz, ediyoruz. Kimse  kalkıp da 'Bunlar için de biz şu kadar destek verelim.' demedi."
 
Erdoğan, mülteciler için şu ana kadar 40 milyar doları aşkın harcama  yapıldığını, sadece Avrupa Birliğinin 3 milyar avro desteği Kızılay ve AFAD  vasıtasıyla verdiğini ifade etti.
 
Bunun dışında başka bir şey yapılmadığını vurgulayan Erdoğan, "Lafa  gelince laf bol, hepsi konuşuyor. Asıyor, kesiyor. Neymiş, Türkiye Kürtlere  karşıymış. Benim ülkemde dünyada olmadığı kadar zaten Kürt vatandaşım var. Sadece  partimde 50 kadar Kürt milletvekilim var benim. Kalkıp da kimseyi aldatmanın bir  anlamı yok. Biz, Kürt'müş, Türk'müş, Laz'mış, Çerkez'miş, Gürcü'ymüş, Abaza'ymış  bu bizim ilkelerimize, medeniyet anlayışımıza ters. Çünkü biz yaradılanı  yaradandan ötürü sevdik, böyle baktık insanlara. Onun için bizim böyle bir ayrımı  zaten yapma ne hakkımız var ne anlayışımız var. Böyle bir şey söz konusu değil."  ifadelerini kullandı.
 
"DEAŞ'la gerçek mücadeleyi biz verdik"
 
Harekatın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve şahısları aleyhine  yürütülen kampanyanın gerisinde, bu gerçeklerin olduğunu anlatan Erdoğan, şu  değerlendirmelerde bulundu:
 
"Ne diyorlar; 'DEAŞ'la mücadele ediyoruz.' Yalan söylüyorlar, DEAŞ'la  gerçek mücadeleyi biz verdik. İlk defa nerede verdik? El Bab'da verdik. El Bab'da   3 bini aşkın DEAŞ'lıyı derdest ettik. Ondan sonra şu anda yine veriyoruz. Şu  anda cezaevlerimizde 2 bini aşkın DEAŞ'lı var. Diğerleri söyledikleri yalan. 'On  bin DEAŞ'lıyı yok etmişler. Nerede ettiniz? Lafla edilir tabii 10 da edilir, 50  de edilir, laf ola beri gele. Yok böyle bir şey. Elbette Türkiye ve Türk milleti  geri adım atmayacak, medya ve siyaset aracılığıyla yürütülen iftira kampanyasına  boyun eğmeyecektir."
 
PKK ve onun Suriye uzantısı YPG bölgeden temizlenmedikçe ne Suriye'nin  ne de Türkiye'nin emniyette olabileceğini belirten Erdoğan, "ABD'den beklentimiz  terör örgütüne verdiği desteği bir an evvel sonlandırmasıdır." diye konuştu.
 
Bu konudaki taleplerini ABD Başkanı Donald Trump'a bir kez daha  illettiklerini aktaran Erdoğan, Trump ile terörle mücadele ve Suriye meselesi  başta olmak üzere gündemdeki tüm meseleleri ele aldıklarını bildirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefine  bağlılıklarını tekrarladıklarını, her türlü bürokratik engelleme girişimine  rağmen Türk-Amerikan ilişkilerini ilerletme noktasında kararlılıklarını teyit  ettiklerini dile getirerek, "İnşallah iki lider olarak ikili münasebetlerimizi  tekrar rayına oturtacağımıza inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.
 
Temsilciler Meclisi'nin sözde Ermeni soykırımı kararına da değinen  Erdoğan, "Amerikan Temsilciler Meclisi'nin, Cumhuriyet Bayramımızda, 29 Ekim 2019  tarihinde aldığı sözde Ermeni soykırım kararı utanç verici bir karardır. Evvela  milletimizin tarihinde yüzleşemeyeceği, hesabını veremeyeceği bu tür bir kara  leke asla yoktur." ifadelerini kullandı.
 
"Bu siyasi adımlar kesinlikle bize geri adım attırmaz"
 
Türkiye'nin bütün arşivlerini yerli ve yabancı tüm araştırmacılara,  akademisyenlere açtığını hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Ermenistan'a 'Gelin ortak bir tarih komisyonu kuralım, içinde üçüncü  taraflar da bulunsun' dedik. Bu meselenin çözümüne ilişkin tüm iyi niyetimizi ve  siyasi irademizi ortaya koyduk. 'Varsa arşivleriniz siz de arşivlerinizi açın'  dedik ve biz arşivlerimizi açtık. Bizim sadece bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimizin  arşivlerinde 1 milyonu aşkın belge var. 'Buyurun' dedik ama gelmediler,  gelmiyorlar. Niye? Çünkü çalışmaya başladıkları zaman aradıklarını  bulamayacaklarını biliyorlar. Buyurun Harvard'ın böyle bir ufak, bu noktada  arşivi var, orada çalışın. Fransa'nın böyle ufak bir arşivi var, orada çalışın.  Yok ve buna yaklaşmadılar. 'Bu iş tarihçilerindir, siyaset bilimcilerindir,  arkeologlarındır' dedik. Buralarda bu çalışmanın yapılması lazım. Siyasetçi, en  sonunda kendisine bu çalışmalar gelir, ondan sonra devreye girer. Aksi takdirde  atılan adımların hepsi siyasidir. Bu siyasi adımlar da kesinlikle bize geri adım  attırmaz."
 
Bu konu her gündeme geldiğinde siyasetçilerin, tarihçilerin yerine  geçmemesi gerektiğini vurguladıklarını dile getiren Erdoğan, tüm iyi niyetli  adımlara rağmen bekledikleri karşılığı göremediklerini söyledi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Ermenistan zaten daha dünün devleti. Devlet oluşu 1991. Bundan önce  zaten değişik yerlerde bunlar göçmen olarak dolaşırlardı. Türkiye'de de aynı  şekilde göçmen olarak yaşarken, bir zorunlu tehcir söz konusu oldu. Bu adımlar  atıldı. Şu anda Türkiye'de bilir misiniz 100 bin kadar Ermeni var. Bunların 60  bini vatandaşımız, 40 bini kaçak olarak bizim ülkemizde yaşıyor. Biz bu 40 bin  kaçağı ülkemizden deport etmedik. Niye? İnsani davrandık. Bunları Ermenistan'a  gönderebilirdik, göndermedik. İşte bu, Türk milletinin insani özelliğini ortaya  koymaktadır. Ama bunu görmüyorlar, görmek de istemiyorlar. Ermenistan,  ülkelerimiz arasında 2009'da imzalanan protokolleri onaylamaktan da kaçındı.  Ermeni diasporası ise yalan ve iftiralarına devam ederek, ülkemizi karalama  kampanyasını sürdürdü. Bunların işi, paraları bol. Ermeni diasporasının paraları  da bol olduğu için lobi burada bu paralarıyla beraber, nasıl Feto 1 dolar  hikayesiyle bu işleri götürdüyse, bunların da doları bol, onun için bunlar da bu  şekilde götürüyor.
 
ABD Temsilciler Meclisi'nin kabul ettiği karar da bu çerçevede  pişirildi, kotarıldı, siyasi bir rövanş haline maalesef getirildi. Alınan kararın  tarihi gerçeklerle hiçbir bağı olmadığı aşikardır. Bu karar bizim nazarımızda yok  hükmündedir. Bu tür siyasi kararlarla ülkemizi baskı altına alacağını düşünenler  yanıldıklarını er ya da geç anlayacaklardır."
 
"Amerikan Senatosu kara propagandaya teslim olmamalı"
 
Meselenin işin ehli tarihçiler tarafından incelenip değerlendirilmesi  yönündeki tutumu sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Şayet Amerikan tarafı gerçekten adaletli davranmak istiyorsa  tarihçilerin karar vermesi gereken bir meselede siyasi tavır almaktan  kaçınmalıdır. En azından bu hadisenin yaşandığı dönemin ardından ülkemize gelen  bir Amerikan askeri heyetinin ortada iddialara konu bir durumun olmadığını  gösteren raporuna itibar edilmelidir. Konunun yalnızca bir tarafını dinleyip  hükme varmak, yanlış kararlar almak Türk-Amerikan ilişkilerinde geri dönülmeyecek  zararlara yol açacaktır. Amerikan Senatosu, 1970'li ve 1980'li yıllarda çoğunluğu  diplomat ve aile mensupları olmak üzere çok sayıda vatandaşımızı,  büyükelçilerimizi şehit eden Ermeni terör örgütleri tarafından başlatılan kara  propagandaya teslim olmamalıdır. Temsilciler Meclisi'nin düştüğü hataya basiretli  davranarak Senato'nun düşmeyeceğine inanıyorum. Sizlerden bu konuda ülkemize  destek olmanızı bekliyorum."